As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Disiplin Yönetmeliği

YÖNETMELİKLER

Atatürkçü Düşünce Derneği Tüzüğü’nün 20. maddesinin son fıkrasında öngörülen bu Yönetmelik, Genel Yönetim Kurulu’nun 15.07.1999 günlü, 37 nci toplantısında aldığı 19 no.lu kararla yürürlüğe konulmuştur.

AMAÇ

MADDE 1. Bu Yönetmeliğin amacı, Atatürkçü Düşünce Derneği üyeliğiyle bağdaşmayan olayları, durumları, tutumları, söz, yazı ve eylemleri izlemek, önlemek ve sakıncalı olduğu saptananlar hakkında uyulacak yöntemle sorumluları için uygulanacak yaptırımları belirleyerek Derneğin onurunu, saygınlığını korumak ve yüceltmektir.

DİSİPLİN KURULLARI

MADDE 2. Disiplin soruşturma ve kovuşturmasıyla bu konulardaki işlemleri yürütüp sonuçlandırmakla görevli Disiplin Kurulları tüzükte öngürülen biçimde oluşturulur.

YÜKSEK DİSİPLİN KURULU

MADDE 3. Yüksek Disiplin Kurulu, Kurultay’ca seçilen 7 (yedi) asıl, 7 (yedi) yedek üyeden oluşarak Dernek Tüzüğünün 20. maddesi uyarınca görev bölümü yapar. Görev ve yetkileri şunlardır:

A. Şube Disiplin Kurulu kararlarına itirazları,

B. Üyelikten geçici ve kesin çıkarma istemlerini,

C. Genel Yönetim Kurulu’nca Şube Yönetim Kurullarının topluca ya da Başkan ve üyeleri ayrı ayrı geçici olarak görevden alma istemlerine itirazları,

D. Genel Yönetim ve Yürütme Kurullarının Şube Yönetim Kurulları ile Başkan ya da üyeleri görevden kesin olarak uzaklaştırma istemlerini sonuçlandırır.

Yüksek Disiplin Kurulu, Başkanının çağrısı üzerine saltçoğunlukla toplanıp katılan üyelerinin çoğunluğuyla karar alır. Kurul kararlarına karşı itiraz, toplanacak ilk Kurultay’da gündeme alınmak üzere otuz gün içinde Dernek Genel Başkanlığı’na yapılır. İtiraz edilmeyen kararlar kesinlik kazanır. Kurultay kararı kesin olup bu karara değin üyelik hak ve yükümlülükleri askıya alınır. Kurultay’da, itiraz edenden sonra Yüksek disiplin Kurulu adına son konuşma yapılır ve oylamayla sonuca varılır.

SORUŞTURMA YÖNTEMİ VE SÜRELER

MADDE 4. Disiplin soruşturması açılıp açılmamasına edindiği bilgiler üzerine doğrudan ya da başvuru aldığında Genel Yönetim kurulu, Yürütme Kurulu ve Şube Yönetim Kurulları karar verir. Oyçokluğuyla alınan karar üzerine ilgililerin bir hafta içinde yazılı savunmalarını vermeleri iadeli taahhütlü yazıyla istenir. Yazılı savunmasını vermeyen savunma yapmaktan kaçınmış sayılır. Yazılı savunmayı ve kanıtları inceleyen yetkili kurullar dosyanın Disiplin Kurulu’na gönderilmesi kararıyla birlikte uygulanması istenen yaptırımı da belirtir. Disiplin Kurulu, üyelerinden her birini bir hafta içinde yanların görüşünü almak üzere görevlendirebileceği gibi gerekli görürse sözlü savunmaya da çağırabilir, tanık da dinleyebilir. İtiraz ve istemler, işlemin yazılı bildirimini izleyen bir hafta içinde yazılı ve gerekçeli olarak yapılır. Kurullar, kararlarını en geç otuz gün içinde yazılı ve gerekçeli olarak açıklayıp ilgililere bildirilmek üzere ( Yüksek Disiplin Kurulu Genel Başkanlığı’na, Disiplin Kurulları da Şube Başkanlıklarına) bildirir. Yüksek Disiplin Kurulu itirazı haklı bulursa Şube Disiplin Kurulu kararlarını hafifletip kaldırabilir. Genel Merkez organlarına seçilenler hakkındaki disiplin kovuşturması, Yürütme ya da Denetleme Kurulu’nun istemi, Genel Yönetim Kurulu’nun gerek görmesi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu’nca yapılır.

ŞUBE DİSİPLİN KURULLARI

MADDE 5. Dernek Tüzüğünün 22. maddesinin (f) bendi gereğince Şubelerde 3 (üç) asıl, 3(üç) yedek üyeden oluşan Şube Disiplin Kurulu, Şube Genel Kurulu’nca seçilir. Üyeler kendi aralarında yapacakları ilk toplantıda Başkan, Başkan Yardımcısı ve Yazman olarak görev alırlar. Yönetim Kurulu’nun istemi üzerine, savunmalarını aldıktan sonra üyelere uyarma ve kınama cezası verebilir.

DİSİPLİN YAPTIRIMLARININ TÜRÜ VE NEDENLERİ

MADDE 6. Disiplin yaptırımları UYARMA, KINAMA, GEÇİCİ ve SÜREKLİ ÇIKARMA olarak dört türdür.

A. UYARMA yaptırımı şu durumlarda öngürülür:

Üyelik gereklerini ve görevlerini yapmaktan kaçınmak,

Konuşmaları, davranışları, giyim ve yaşam biçimiyle Dernek üyeliğine yaraşır olmaktan çıkmak,

Dernek çalışmalarını aksatmak ve görevlilerin çalışma koşullarını bozmak, araç ve gerekleri kötü kullanmak,

Dernekle ve üyelerle ilgili asılsız haberler çıkarmak, bunları yaymak ve üyelik bağı, Dernek adı ve onuruyla bağdaşmayan durumları olmak

B. KINAMA yaptırımı şu durumlarda öngürülür:

Görevleri amaçlı biçimde aksatmak ve yerine getirmemek,

Dernek üyeliğinin saygınlığı ve onuruyla bağdaşması olanaksız davranışlarda bulunmak,

Güven sarsıcı eylemlerde direnmek,

Dernek eşyalarını, bilgi ve belgelerini dışarı çıkarmak ya da başkalarına vermek,

Dernek üyelerine karşı sözlü ve eylemli saldırıda bulunmak,

Dernek yöneticilerine ve temsilcilerine karşı saygıyla bağdaşmayan davranışlarda bulunmak,

Dernek çalışma yerleriyle araç ve gereçlerini kişisel işlerinde kullanmak,

Yetkili olamadan Dernek adına davranmak ve üyeliğini siyasal ve kişisel amaçları için araç kılmak,

Dernek mallarına zarar vermek,

Dayanışmaya ve çalışma düzenine karşı çıkmak,

Kınama uyarısı aldıktan sonra aynı yaptırıma uygun eylemi olmak.

C. DERNEK ÜYELİĞİNDEN GEÇİCİ ÇIKARMA yaptırımı şu durumlarda öngörülür:

İki kez uyarma yaptırımı almak,

İki kez kınama yaptırımı aldıktan sonra yeniden aynı yaptırım gerektiren eylemi almak,

Dernek ve yöneticileri hakkında gerçek dışı söylentiler yaymak, yayınlarda bulunmak.

Geçici çıkarma altı aydan az, bir yıldan fazla olamaz.

D. DERNEK ÜYELİĞİNDEN KESİN ÇIKARMA yaptırımı şu durumlarda öngörülür:

1. Üyelik için yasal koşulları yitirmek ( kısıtlanmak, kamu hizmetlerinden yoksun kılınmak, yüz kızartıcı suçlardan ceza almak),

2. Dernek Tüzüğü’ndeki Kuruluş Nedeni’ne, amaca ve amacı gerçekleştirmek için yapılacak çalışmalara ve Dernek kararlarına aykırı davranmak,

3. Türk Devrimi ve Atatürk ilkelerine karşı eylemlere girmek,

4. Derneğe, üyelerine ve organlarında görev yapanlarla çalışanlara karşı saldırıda bulunmak, eleştiri dışı söz ve yazılarla karalama ve kötülemeye çalışmak,

5. Genel ahlâk kurallarını açıkça çiğnemek,

6. Derneğin amacına aykırı amaç güden kuruluşlara üye olmak ya da onlarla birlikte çalışmak,

7. Yargı kararıyla bir yıldan fazla özgürlüğü bağlayıcı ceza almak,

8. Derneğin onuruyla bağdaşması olanaksız durum ve tutumları olmak,

9. Bir kez geçici çıkarma yaptırımı aldıktan sonra aynı yaptırımı gerektiren eylemi yinelemek, genelgelere ve kararlara uymamak. Yerine getirilmelerini engellemek,

10. Organ çalışmalarını amaçlı biçimde aksatmak, gerçekdışı oy, karar ve işleme katılmak, gerçek olmayan belge düzenlemek.

Haklarında çıkarmayı gerektiren yakınmada bulunulan üyelerle ilgili belgeler, bağlı bulunduğu Şubenin aldığı yazılı savunmalarıyla birlikte Genel Yazmanlığı gönderilir. Yürütme Kurulu, görüşüyle birlikte dosyayı Yüksek Disiplin Kurulu’na iletir. Yüksek Disiplin Kurulu’nun kararı ilgili üyeye ve Şubeye yazılı olarak bildirilir. Yürütme Kurulu yeterli bulmadığı dosyayı, soruşturmanın genişletilmesi için Şubesine geri çevirebilir ya da Şubenin ilettiği istemi reddeder.

Genel Yönetim Kurulu ya da Yürütme Kurulu’nun, bir üyenin çıkarılması için işlem başlatıp savunmasının alınmasını istemesi Şubesince yerine getirilir.

Üyelikten kesin çıkarılma kararları ilgiliye ve tüm Şubelere Genel Merkez tarafından duyurulur. Ödenti borcu nedeniyle üyelikten çıkarılan borcunu öderse üyelik için bir kez daha başvurabilir. Bunun dışındakiler yeniden üyeliğe alınamazlar.

Üyelikleri hangi nedenle sona ererse ersin kimliği alınır.

Yıllık ödenti yükümlülüğünü yazılı uyarıya karşın otuz gün içinde yerine getirmeyenlerin üyeliği ilgili Şube Yönetim Kurulu kararıyla düşer ve durum Genel Merkeze bildirilerek kaydına işlenir.

GEÇİCİ MADDE: Şubeler Disiplin Kurullarını seçinceye kadar önceki Disiplin Yönetmeliğini uygularlar. Yüksek Disiplin Kurulu seçilinceye kadar görevi Onur Kurulu yerine getirir. Gelecek Olağan Kurultay’ın toplandığı gün önceki Disiplin Yönetmeliği tümüyle yürürlükten kalkar.

YÜRÜRLÜK GÜNÜ

MADDE 7. Bu Yönetmelik 16.07.1999 gününde yürürlüğe girer.

YÜRÜTME

MADDE 8. Bu Yönetmeliği Şube Başkanlarıyla Genel Başkan yürütür.

Eğitim, insanoğlunun zaman içindeki yolculuğunu hızlandıran ve geliştiren bir yapıdır. Çağdaş devletlerde, devlet olmanın temel faktörlerinden en önemli üçü, fertlerine sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetini sunabilmesidir. Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu üç hizmeti doğru ve sürekli verebilen devletlerdir.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başarılmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin en önemlileri de vatandaşına aş yanında sağlık, eğitim ve güvenlik sağlamak ile ilgili olanlarıdır. Yanmış yıkılmış bir ülkede, özellikle eğitim alanında, bütün yoksunluklara rağmen elde edilen başarı dünyaya parmak ısırtacak ölçektedir.

 

Bu büyük başarı karşısında şaşkına dönen emperyalist sistem, gelişimi durdurmak için 1946 yılından itibaren her türlü önlemi almaya girişmiş, en büyük “başarıları” da Köy Enstitülerinin kapatılması olmuştur.

 

Daha sonraki en büyük darbe, 12 Eylül faşist cuntasının yaptıklarıdır. Eğitim sisteminin cumhuriyet dönemi atılımlarından tamamen koparılarak çağ dışı hale getirilmesi “başarısı” ise AKP iktidarı döneminde olmuştur.

 

AKP iktidarı, eğitim sistemimizdeki derin tahribat ile Türk toplumunu, gelecek nesillerin önünü keserek, tarih içinde tersine ve geriye doğru bir yolculuğa zorlamaktadır. “Kindar ve dindar nesil”, bu niyetin açık söylemidir.

 

Bu durumu kanıtlamak için vereceğimiz örneğin ismini ve yerini vermesek bile, örneğimizi ülkenin her bölgesinde görmek olasıdır. Örneğimizdeki köy, cumhuriyetin ilk yıllarında ağalığın egemen olduğu, yoksul bir bölgede küçük sayılacak bir ilçeye bağlıdır. Cumhuriyetten kısa süre sonra, köy bir ilkokula kavuşmuş, ortaokul ve sonrası için bütün olumsuzluklara rağmen ilçe yollarına düşülmüştür. Yoksul köy çocukları o yıllarda adını yeni duydukları Köy Enstitüsünü kurtuluş olarak görmüş, buralardan yetişen çok sayıda öğretmen sonraki nesilleri tek kurtuluş çaresi olarak okumaya yönlendirmişlerdir.

 

Başarılı çocuklar, ilkokuldan sonra, uzak diyarlardaki parasız yatılı okullara yönlendirilmiş, yaklaşık 50 yıl önce köyde açılan Ortaokul sayesinde, buradan mezun olanlar yeteneklerine göre, askeri okullara, sağlık okullarına, öğretmen okullarına, polis okullarına yönelmiş ve bir tek kuşak içinde hemen her evin çocuğu bir şekilde eğitimini tamamlayarak iş başı yapmışlar, ülkelerine ve ailelerine yararlı birer yurttaş haline gelmişlerdir.

 

Yakın zamanlarda ilçe belediyesi, ilçeden yetişerek önemli görevlerde bulunanlarla ilgili bir albüm düzenlemiştir. Düzenlenen albümün en çarpıcı yönü, yüksek görevlere kadar gelen bu köy çocuklarının büyük kısmının örneğimizdeki köyden yetişenlerden çıkmasıdır.

 

Ne acıdır ki, 12 Eylül darbesi, örneğimizdeki köyün ortaokulunu kapatmış, bu durum karşısında okul çağında çocukları bulunanlar hızla göç etmeye başlamış, göç sonucu azalan öğrenci sayısı gerekçe gösterilerek köydeki ilkokul birleştirilmiş sınıflı tek öğretmenli ve dördüncü sınıfa kadar eğitim veren okul haline dönüşmüştür.

 

Elli yıl önce var olan ortaokuldan yetişen köy çocuklarının içinden profesörler, genel müdürler, generaller, yazarlar, sanatçılar, şair ve ressamlar, müzisyenler yetişmiştir. Neredeyse köydeki her aileden ünlü biri çıkmıştır.

 

Köydeki ortaokulun kapatılmasından sonra, ilkokul da körelmiş, öretmenler köyde oturmaz olmuş, köyün önderliği köy imamına geçmiş ve ne yazık ki ortaokulun kapatıldığı 12 Eylül darbesinden sonra yetişen gençler hiçbir şekilde sağlıklı eğitim alamamışlardır. Son 35 yılda köyde yetişen gençler herhangi bir memuriyete bile girememişler, taş ocaklarında, ya da maden ocaklarında işçi, özel güvenlik şirketlerinde güvenlikçi, temizlikçi vb. işlerde çalışabilmişlerdir. Yakın geçmişte köy çocuklarından onlarca öğretmen yetişmiş ve önemli görevler üstlenmişken son 35 yıl içinde köyden bir tek öğretmen yetişmemiştir.

 

Köyün tek sınıflı okuluna gelen öğretmenler, burada çok kısa sürelerle görev yapmakta 4 yıl öğrenim gören öğrenciler bu süre zarfında en az 5-6 öğretmen ile karşılaşmakta, ne çocuklar öğretmeni, ne öğretmen çocukları tanıyabilmektedir. Bu tek sınıflı, tek öğretmenli okulun 4. sınıfını bitiren öğrenciler 5. sınıftan itibaren taşımalı eğitim sistemi ile ilçenin en uzaktaki ve eğitim kalitesi en düşük okulda toplanmakta, öğle tatillerinde yenmeyecek derecede kötü yemeklerle beslenmeye çalışmaktadırlar.

 

Bu durum karşısında çocukları eğitim çağına gelen aileler, ilçeye ya da il merkezine göç etmekte, ilkokul ise, giderek azalan öğrenci sayısı karşısında mevcut okul da kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Olay tam bir kısır döngü haline gelmiştir.

 

Yakın geçmişte önemli değerler yetiştiren böylesi bir köy, şimdilerde işsizler ordusuna niteliksiz işçi yetiştirir duruma düşürülmüştür. Bu tabloya ülkenin her yerinde rastlamak olasıdır. Eğitimde tam bir tersine yolculuk başlamıştır. 12 Eylül sonrası başlayan yıkım AKP döneminde yok oluşa doğru hızla savrulmaktadır. TEOG tartışması bu yok oluş içinde küçük bir ayrıntıdır.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

21.09.2017    

 

Atatürk’ün dil ülküsüne gönül veren yazar, dilbilimci Emin Özdemir’i 1 Eylül 2017 günü yitirdik. O, 46 yıl üç ay, köy öğretmenliğinden üniversite öğretmenliğine değin, eğitimin her aşamasında çalışıyor, yüzlerce genç yetiştiriyor. “Seçenek”, “sözel”, “düşlem”, “alıntı”, “alıntılama”; Özdemir’in dilimize kazandırdığı sözcüklerdendir. 

On beş yıl boyunca Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda (TDK) yöneticilik görevini yürütüyor, TÜBİTAK’ta yayın danışmanlığı yapıyor. Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi savaşımında yüzlerce yazı yazıyor, bunlardan bir kısmı kitaplarında yer alıyor. Pek çok televizyon ve radyo programıyla toplumu aydınlatma görevini severek, heyecanla üstleniyor. 

Emin Özdemir, geçtiğimiz Mart ayında, emekliye ayrılmasından 21 yıl sonra alkışlarla son dersini vermiş… Bu son dersinde öğrencilerine şöyle seslenmiş: "Testle eğitilip, tostla beslenen bir kuşak yetişti. İnsanı insana edebiyat taşır. İnsanı insan kılan da edebiyattır. Öğrencilerime bunu vermeye çalıştım. Ülkemiz alacakaranlık kuşağında. Her şey çocuklarımıza okumayı sevdirmekle başlayacak." 

Bir söyleşimizde Emin Özdemir’e, “edebiyat bize ne katar” diye sormuştum. Yanıtı gençlere seslenişinin açıklaması gibiydi: “Niye sinemaya gidiyor? Niye tiyatroya gidiyor? Niye sergileri geziyoruz? Bütün bunların özünde insanın başka insanlarla bütünleşmesi yatıyor. Bu işlevi edebiyat yerine getirir. Nurullah Ataç’ın güzel bir sözü vardır: ‘Edebiyattan geçmemiş insanın, hayali gelişmez ki başka insanların acılarına, sevinçlerine ortak olsun.’ Edebiyattan geçmek demek; romanlarla, öykülerle, oyunlarla, şiirlerle tanışmak demektir. Onların içerisinde soluk alıp vermektir. Edebiyatla beslenen bir bilim adamı, edebiyatla beslenen okuyucu, tam insan olma yolunda önemli adımlar atacaktır.” 

“Bizim toplumumuzun, insanımızın en büyük dramı tek boyutlu oluşudur. Ben tek boyutlulukla şunu anlatmak istiyorum: Hekimse, hasta kavramından başka bir şeye yönelmiyor, mühendisse, kendi mühendislik alanıyla uğraşıyor. Benim kanımca, hem kendi alanıyla hem de edebiyatın değişik alalarında soluk alıp verecek... Şimdi, romanla, şiirle, öyküyle, masalla tanışmış bir hekimin hastasıyla ilişkisini düşünün, bir de tek boyutlu bir hekimi düşünün... Okurlara bu gerçeği göz önünde bulundurmalarını öneririm. Bilime inandıkları kadar, ütopyaya da inansınlar, çünkü gelecek ütopyalardan doğacaktır. Ben buna inanıyorum. Öbür taraftan edebiyatın ürünlerini de sofralarından eksik etmesinler.” 

Emin Özdemir’le yanlış anımsamıyorsam 2 ya da 3 kez evinde görüştük. Gülümsemesi, sert görünümünü yumuşatıyordu. İlkeli, dürüst, mücadeleci, çok çalışkan, disiplinli bir kişiliğe sahip olduğu hemen anlaşılıyor. İnsanla, umutla, erinçle ve direnmekle ilgili açıklamaları, acısıyla tatlısıyla yıllardan süzülüp gelen sözler... İlk söyleşimizde kendimi konuşmasının büyüsüne öylesine kaptırıyorum ki kasetin dolmuş olduğunu ve teybin durduğunu fark etmiyorum. Emin Özdemir, hiç yüksünmeden o bölümü yeniden anlatıyor. Güzel konuşuyor, yaşamını anlatırken öğreniyoruz ki çocukluktan beri sahip olduğu bir özellik bu. Tartışmacı, vurgulu bir anlatımı var. Yazar, düşünür ve ozanlardan sözler, dizeler aktarıyor, atasözleri, halk deyişleri ile konuşmasını hem güzelleştiriyor hem de vurgusunu güçlendiriyor. Söz dağarcığı çok zengin… İlk kez duyduğum sözcükler kulağımı tırmalamıyor. Bu sözcükler, cümle içindeki yerlerine oturuyorlar, kendilerini yadırgatmıyorlar. Emin Özdemir’in deyimiyle “takır tukur sesler” çıkarmıyorlar. 

Ali Püsküllüoğlu’nun anlatımıyla, yazı, dil, yazma, okuma, öğrenme, öğretme! Emin Özdemir, belki de düşlerinde bile bunlarla düşüp kalkmıştı yıllarca… Türkçemizi zenginleştiren, güzelleştiren pek çok kıymetli eser bırakarak ne yazık ki o da ölümsüz değerlerimiz arasına katıldı. O’nu saygı ve sevgiyle anıyorum.

 10 Eylül 2017

Feyziye Özberk,

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreter Yardımcısı

12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 37 yıl geçti. Darbeyi yaşamayanlar için sadece rakamlarla ifade edildiğinde bile ülkenin üzerinden bir silindir  geçtiği apaçık görülüyor. Ancak 12 Eylül darbesinin açtığı yaralar ve kalıcı hasarlar çarpıcı rakamların çok daha ötesinde anlam taşıyor.

 

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu içinden çıkılmaz durumun esas sorumlusunun, 12 Eylül darbecileri olduğunu söylemek gerçeğin özetini oluşturuyor. 

 

12 Eylülde çekilen acılar, evlerine ateş düşen aileler dışında unutuldu. Yaralar kabuk bağladı, eski acılar yenileriyle yer değiştirdi. İlk bakışta, hepimizin yaşamından en az 10 yıl çalınmış gibi oldu. Ancak, çalınan  10 yılı yaşanmamış 10 yıl olarak ifade etmek acı gerçeği inkar etmekle eşdeğer. Eğer bu 10 yıl sadece yaşanmamış 10 yıl olsa, sessizce sineye çeker, yaralarımıza tuz basardık. Acı gerçek bunun çok ötesinde. 

 

Franko’nun İspanya’sı, Salazar’ın Portekiz’inde çekilen acılar unutuldu. İspanya ve Portekiz yaklaşık 40 yıl süren bu diktatörlük yıllarını yaşanmamış sayarak yollarına kaldıkları yerden devam edebildiler. Hitler faşizmini yaşamış Almanya, Hitleri kesin şekilde mahkûm ederek faşist dönemin ve savaşın açtığı yaraları sardı ve yoluna çok daha güçlü olarak devam ediyor. Komşumuz Yunanistan, 7 yıl süren Albaylar Cuntası döneminden sonra, darbecileri adil bir şekilde yargılayarak yaralarını sardı.

 

Güzel ülkemiz Türkiye ise, ne darbecileri yargılayabildi, ne darbe döneminde değiştirilen anayasa ve hukuk sistemini geri getirebildi, ne 12 Eylül’ün karanlık yüzünü aydınlatabildi. Tam tersine 12 Eylül sonrası iktidar olanlar, 12 Eylül faşizmini açtığı yoldan ilerleyerek iktidarlarını güçlendirdiler. Siyasi Partiler yasası, seçim yasaları, Üniversiteler Yasası, Sendikalar Yasası, Üniversite ve TRT’nin özerkliği, Senatonun kaldırılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası en tipik örneklerdir.

 

Daha önemlisi, Atatürk adını kullanan 12 Eylül darbecilerinin, Cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk devrimlerine indirdiği kalıcı darbelerdir. Bu durumun dünyada eşi benzeri görülmeyen örneği ise ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel ve manevi vasiyetinin yok sayılmasıdır. 

 

12 Eylül öncesinin kanlı ortamını kışkırtıp, sessizce kenarda bekleyen darbeciler, sonraki açıklamalarında darbe ortamının “olgunlaşmasını” beklediklerini açıklayacak kadar pervasız, ABD gizli servis yetkililerinin “bizim oğlanlar başardı” sözünü yalayıp yutacak kadar utanmazdılar.

 

12 Eylül faşist darbe döneminde: 

• 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

• 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

• 7 bin kişi için idam cezası istendi.

• 517 kişiye idam cezası verildi. Bu cezaların ellisi uygulandı.

• 30 binden fazla çalışan “sakıncalı” raporu ile işten atıldı.

• TBMM lağvedildi. Tüm siyasi partiler, dernekler kapatıldı. 

• Anayasa Mahkemesi ve sendikalar askıya alındı.

• Yasama, yürütme ve yargı tek kişi elinde toplandı.

• 14 bin kişi yurttaşlıktan atıldı.

• 30 bin kişi mülteci olarak yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

• 300 kişi gözaltında kuşkulu şekilde öldü.

• 171 kişinin işkencede öldüğü belgelendi.

• 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.

• 400 gazeteci için 4 bin yıldan fazla ceza istendi. 3 bin 315 yıl ceza verildi. 

• Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

• 14 kişi açlık grevlerinde öldü. 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada vuruldu.

• 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi. 43 kişinin intihar ettiği söylendi.

• Zorunlu din dersi ve siyasal yasaklar getirildi.

• 388 bin kişiye pasaport yasağı getirildi.

Listeye, yasaklamalar, sansür, gazete kapatma, toplatma gibi pek çok çarpıcı rakam daha eklenebilir.

 

Bugün, sabah akşam darbelerden şikayet edenler ve onların siyasal öncüleri, yukarıda sıraladığımız olaylardan çok sınırlı şekilde etkilendiler ya da hiç etkilenmediler. Bu kadrolar 12 Eylül döneminin elverişli koşullarında sinsi şekilde özellikle yargı, polis ve asker içinde örgütlendiler. Sonraki dönemlerde de bugünkü siyasal iktidarın kanatları altında siyasal kadroları elde ederek 15 Temmuz 2016 günü ABD destekli yeni bir darbe girişiminde bulundular.

 

12 Eylül darbesinin “nimetleri” ile iktidara gelip iktidarlarını sürdürenler bu darbenin hesabını sormadıkları sürece darbelere karşı olduklarını söyleyemezler.

 

12 Eylül darbesinin geçmişimizden ve geleceğimizden çaldıkları, bu saatten sonra geri verilse bile, Türk halkından ve ülkemizden çalınan değerler asla geri gelemez.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

08.09.2017     

 

Genel Başkanımız Tansel Çölaşan Saygın Yazar Muzaffer İzgü'nün evinde ailesine taziyelerini sundu.