As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

EŞGÜDÜM ŞUBE VE KURULLARI İLE BÖLGE SORUMLULARININ ÇALIŞMA ESASLARI HAKKINDA YÖNERGE

YÖNERGELER

ADD içinde katılımcı demokrasiyi geliştirmek, daha aktif ve güçlü bir örgüt yapısına kavuşmak, dayanışma ve disiplin içinde ortak davranış ve sorumluluk kültürünü güçlendirmek, çalışmaların daha yaygın, verimli ve etkin yapılmasını sağlayarak halkımızda var olan Atatürkçü Düşünceyi bir eylem ve tavır alma bayrağı yapmak amacıyla, Şubelerimizin kendi kararlarıyla yapacakları etkinliklerin yanında iller ve bu yönerge ekinde gösterilen bölgeler bazında daha geniş katılımlı etkinliklerin eşgüdüm içinde yapılmasını sağlamak üzere “İl Eşgüdüm Şubeleri” ve “Bölge Eşgüdüm Kurulları” oluşturulmuştur.

 

  1. İl / İlçe Şube, İl Eşgüdüm Şube ve Bölge Eşgüdüm Kurullarının tanımı ve seçim usulleri:

 

  • İl / İlçe Şube; bir İl sınırı içinde tek bir şube varsa, il / ilçe adı ile anılır (Eskişehir, Adilcevaz gibi). Bu il/ilçeler sadece Bölge Eşgüdüm uygulamasına katılacaklardır.
  • İl Eşgüdüm Şube: Bir ilde ;
  1. İl adını taşıyan Şube o ilin Eşgüdüm Şubesidir.
  2. İl adını taşıyan Şube yoksa o il sınırları içinde kurulan en eski Şube o ilin Eşgüdüm Şubesidir.
  3. Başkanlık,
  • Gerek görülmesi halinde resen veya
  • O ildeki şubelerin çoğunluğunun talebi üzerine yapılmasını uygun gördüğü seçim ile belirlenen

bir başka şubeyi eşgüdüm şubesi olarak atayabilir.

  • Bölge Eşgüdüm Kurulu: GYK tarafından belirlenen coğrafi bölgelerde, bölge sınırları içindeki tüm il ve ilçe şubelerini kapsayacak şekilde seçimli bölge eşgüdüm kurulları kurulmuştur. Bölgeler ekte gösterilmiştir.

 

  • Bölge eşgüdüm kurullarının seçim usulü:

Bölge sınırları içindeki tüm şubeler, aralarında yapacakları seçim sonucu 3 ila 5 şubeden oluşan bölge eşgüdüm kurullarını seçerler. Bu seçimde toplantı yeter sayısı bölge sınırları içindeki toplam şubelerin en az 2/3’üdür. Katılan şubelerin en az yarıdan bir fazlasının oyunu alan şube başkanları aldıkları oy sırasına göre eşgüdüm kuruluna seçilmiş olurlar. Dönüşümlü başkanlık esastır. Başkanlık sırası kura ile belirlenir Seçilenler aralarında farklı bir yöntem de belirleyebilirler.

 

Seçim, gizli oy / açık sayımla yapılır. Her şubenin bir oyu vardır. Bu oy önceden aralarında belirlendiği şekilde Şube Başkanı, Yardımcısı veya o toplantı için yetkili kılınan YK Üyesi tarafından kullanılır. Bu usulle yapılmayan seçimler geçersiz sayılır ve yenilenir. Seçim tutanakları bir dosya ile bir hafta içinde Genel Sekreterliğe iletilir.

Eşgüdüm kurullarının görev süresi GYK seçim süresine paralel olarak iki yıldır.

  • Şube ve Bölge Eşgüdüm Kurul Toplantı ve Kararları:
  1. a) Şubelerin ve eşgüdüm şubelerinin toplantı ve karar yeterlik sayısı, Yönetim Kurulu toplam üye sayısının salt çoğunluğudur.
  2. b) Bölge Eşgüdüm Kurullarının toplantı ve karar yeterlik sayısı, toplam üye şube sayısının salt çoğunluğudur.
  3. c) Çalışma programları doğrultusunda olanaklı ise değişik şubelerde olmak üzere yılda en az üç ayda bir kez şube yönetim, denetim, disiplin kurulları, varsa kollar başkan ve üyeleri ile genel kurul delegelerinin katılımıyla genel değerlendirme toplantıları yapılır. Bu toplantılar istişare toplantılarıdır, bağlayıcı karar alınmaz.

Karar alınması gerekli toplantılara, sadece kurul üyesi şube başkanı veya vekili Yönetim Kurulu Üyesi katılır. Her şubenin (1) oyu vardır, kararlar gizli oyla alınır.

  1. Bölge Eşgüdüm Kurullarının Görev ve Yetkileri:
  2. fıkraya göre seçilecek Şubeler arasından, aşağıdaki konuların her birinin izlenmesi ve yerine getirilmesi için bir şube görevlendirilir.
  3. a) Üye güncelleme işlemleri,
  4. b) Aidat ödemeleri ve mobil aidat işlemlerinin izlenmesi
  5. c) Şube Genel Kurul işlemlerinin mevzuata uygunluğunun sağlanması,
  6. d) Yıllık beyannamelerin verilmesi ile uygun şubeler nezdinde ADD İktisadi İşletmesi Şubelerinin açılması ve çalışmalarının yürütülmesi,
  7. e) Genel Merkezce veya il/bölge bazında planlanan ortak eylem ve etkinliklerin gerçekleştirilmesi.

Birden fazla bölgeyi ilgilendiren toplantı, eylem ve etkinlik yapılması halinde ilgili bölgenin eşgüdüm sorumlusu yetkilidir.

Görevli Şubeler görev alanlarındaki çalışmalar ve gelişmeler hakkında 3’er aylık dönemler itibariyle GYK’na sunulmak üzere Genel Sekreterliğe ve Bölge Sorumlusuna rapor gönderirler.

  1. Bölge Sorumlularının Görev, Yetki ve Sorumlulukları:

Bölge Sorumlularının yetki ve sorumlulukları görevlendirdikleri bölgelerle sınırlı olup aşağıdaki gibidir.

  1. Bölge Eşgüdüm Kurullarının hazırlayacakları raporların zamanında gönderilmesini takip eder.
  2. Bu raporları değerlendirerek görüşlerini Genel Sekreter aracılığıyla GYK’na yazılı olarak sunar.
  3. Sorumlu olduğu bölgedeki İl Eşgüdüm toplantılarına katılabilir. Bu toplantılara ilişkin görüşlerini yazılı olarak Genel Sekreterliğe verir ve Genel Yönetim Kurulu’na bilgi verir.
  4. Bu Yönergenin D bölümünde yazılı olduğu şekilde takvimi ve programı Başkanlıkça hazırlanan Bölge Eşgüdüm toplantılarının önerildiği şekilde gerçekleştirilmesinden sorumludur.
  5. Bölge Eşgüdüm Toplantılarının Düzenlenmesi:

Başkanlıkça 2 yıllık dönem için belirlenecek takvim ve program dahilinde Bölge Eşgüdüm Toplantıları yapılır. Başkan veya Başkan Yardımcılarından birinin başkanlığında yapılacak bu toplantıların gündemi ve katılacaklar Başkanlıkça belirlenir.

E.Yürürlük

1- GYK’nın  09.10.2010 gün ve 4 sayılı kararıyla kabul edilen ve 03.06.2011 gün ve 6 sayılı  kararıyla bazı maddeleri değiştirilen “İl Merkezli Eşgüdüm Şube/Kurul Oluşturulması ve Görevleriyle Bölge Sorumlularının Görevleri Hakkında Yönerge” yürürlükten kaldırılmıştır.

2-İş bu yönerge GYK’nın 10.12.2016 tarih ve 21 sayılı kararıyla verilen yetki çerçevesinde düzeltilerek yürürlüğe girmiştir.

3-Bu yönerge hükümleri Genel Başkanlık tarafından yürütülür.

 

 

Ek: Bölge Sorumluları Listesi

Eğitim, insanoğlunun zaman içindeki yolculuğunu hızlandıran ve geliştiren bir yapıdır. Çağdaş devletlerde, devlet olmanın temel faktörlerinden en önemli üçü, fertlerine sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetini sunabilmesidir. Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu üç hizmeti doğru ve sürekli verebilen devletlerdir.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başarılmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin en önemlileri de vatandaşına aş yanında sağlık, eğitim ve güvenlik sağlamak ile ilgili olanlarıdır. Yanmış yıkılmış bir ülkede, özellikle eğitim alanında, bütün yoksunluklara rağmen elde edilen başarı dünyaya parmak ısırtacak ölçektedir.

 

Bu büyük başarı karşısında şaşkına dönen emperyalist sistem, gelişimi durdurmak için 1946 yılından itibaren her türlü önlemi almaya girişmiş, en büyük “başarıları” da Köy Enstitülerinin kapatılması olmuştur.

 

Daha sonraki en büyük darbe, 12 Eylül faşist cuntasının yaptıklarıdır. Eğitim sisteminin cumhuriyet dönemi atılımlarından tamamen koparılarak çağ dışı hale getirilmesi “başarısı” ise AKP iktidarı döneminde olmuştur.

 

AKP iktidarı, eğitim sistemimizdeki derin tahribat ile Türk toplumunu, gelecek nesillerin önünü keserek, tarih içinde tersine ve geriye doğru bir yolculuğa zorlamaktadır. “Kindar ve dindar nesil”, bu niyetin açık söylemidir.

 

Bu durumu kanıtlamak için vereceğimiz örneğin ismini ve yerini vermesek bile, örneğimizi ülkenin her bölgesinde görmek olasıdır. Örneğimizdeki köy, cumhuriyetin ilk yıllarında ağalığın egemen olduğu, yoksul bir bölgede küçük sayılacak bir ilçeye bağlıdır. Cumhuriyetten kısa süre sonra, köy bir ilkokula kavuşmuş, ortaokul ve sonrası için bütün olumsuzluklara rağmen ilçe yollarına düşülmüştür. Yoksul köy çocukları o yıllarda adını yeni duydukları Köy Enstitüsünü kurtuluş olarak görmüş, buralardan yetişen çok sayıda öğretmen sonraki nesilleri tek kurtuluş çaresi olarak okumaya yönlendirmişlerdir.

 

Başarılı çocuklar, ilkokuldan sonra, uzak diyarlardaki parasız yatılı okullara yönlendirilmiş, yaklaşık 50 yıl önce köyde açılan Ortaokul sayesinde, buradan mezun olanlar yeteneklerine göre, askeri okullara, sağlık okullarına, öğretmen okullarına, polis okullarına yönelmiş ve bir tek kuşak içinde hemen her evin çocuğu bir şekilde eğitimini tamamlayarak iş başı yapmışlar, ülkelerine ve ailelerine yararlı birer yurttaş haline gelmişlerdir.

 

Yakın zamanlarda ilçe belediyesi, ilçeden yetişerek önemli görevlerde bulunanlarla ilgili bir albüm düzenlemiştir. Düzenlenen albümün en çarpıcı yönü, yüksek görevlere kadar gelen bu köy çocuklarının büyük kısmının örneğimizdeki köyden yetişenlerden çıkmasıdır.

 

Ne acıdır ki, 12 Eylül darbesi, örneğimizdeki köyün ortaokulunu kapatmış, bu durum karşısında okul çağında çocukları bulunanlar hızla göç etmeye başlamış, göç sonucu azalan öğrenci sayısı gerekçe gösterilerek köydeki ilkokul birleştirilmiş sınıflı tek öğretmenli ve dördüncü sınıfa kadar eğitim veren okul haline dönüşmüştür.

 

Elli yıl önce var olan ortaokuldan yetişen köy çocuklarının içinden profesörler, genel müdürler, generaller, yazarlar, sanatçılar, şair ve ressamlar, müzisyenler yetişmiştir. Neredeyse köydeki her aileden ünlü biri çıkmıştır.

 

Köydeki ortaokulun kapatılmasından sonra, ilkokul da körelmiş, öretmenler köyde oturmaz olmuş, köyün önderliği köy imamına geçmiş ve ne yazık ki ortaokulun kapatıldığı 12 Eylül darbesinden sonra yetişen gençler hiçbir şekilde sağlıklı eğitim alamamışlardır. Son 35 yılda köyde yetişen gençler herhangi bir memuriyete bile girememişler, taş ocaklarında, ya da maden ocaklarında işçi, özel güvenlik şirketlerinde güvenlikçi, temizlikçi vb. işlerde çalışabilmişlerdir. Yakın geçmişte köy çocuklarından onlarca öğretmen yetişmiş ve önemli görevler üstlenmişken son 35 yıl içinde köyden bir tek öğretmen yetişmemiştir.

 

Köyün tek sınıflı okuluna gelen öğretmenler, burada çok kısa sürelerle görev yapmakta 4 yıl öğrenim gören öğrenciler bu süre zarfında en az 5-6 öğretmen ile karşılaşmakta, ne çocuklar öğretmeni, ne öğretmen çocukları tanıyabilmektedir. Bu tek sınıflı, tek öğretmenli okulun 4. sınıfını bitiren öğrenciler 5. sınıftan itibaren taşımalı eğitim sistemi ile ilçenin en uzaktaki ve eğitim kalitesi en düşük okulda toplanmakta, öğle tatillerinde yenmeyecek derecede kötü yemeklerle beslenmeye çalışmaktadırlar.

 

Bu durum karşısında çocukları eğitim çağına gelen aileler, ilçeye ya da il merkezine göç etmekte, ilkokul ise, giderek azalan öğrenci sayısı karşısında mevcut okul da kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Olay tam bir kısır döngü haline gelmiştir.

 

Yakın geçmişte önemli değerler yetiştiren böylesi bir köy, şimdilerde işsizler ordusuna niteliksiz işçi yetiştirir duruma düşürülmüştür. Bu tabloya ülkenin her yerinde rastlamak olasıdır. Eğitimde tam bir tersine yolculuk başlamıştır. 12 Eylül sonrası başlayan yıkım AKP döneminde yok oluşa doğru hızla savrulmaktadır. TEOG tartışması bu yok oluş içinde küçük bir ayrıntıdır.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

21.09.2017    

 

Atatürk’ün dil ülküsüne gönül veren yazar, dilbilimci Emin Özdemir’i 1 Eylül 2017 günü yitirdik. O, 46 yıl üç ay, köy öğretmenliğinden üniversite öğretmenliğine değin, eğitimin her aşamasında çalışıyor, yüzlerce genç yetiştiriyor. “Seçenek”, “sözel”, “düşlem”, “alıntı”, “alıntılama”; Özdemir’in dilimize kazandırdığı sözcüklerdendir. 

On beş yıl boyunca Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda (TDK) yöneticilik görevini yürütüyor, TÜBİTAK’ta yayın danışmanlığı yapıyor. Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi savaşımında yüzlerce yazı yazıyor, bunlardan bir kısmı kitaplarında yer alıyor. Pek çok televizyon ve radyo programıyla toplumu aydınlatma görevini severek, heyecanla üstleniyor. 

Emin Özdemir, geçtiğimiz Mart ayında, emekliye ayrılmasından 21 yıl sonra alkışlarla son dersini vermiş… Bu son dersinde öğrencilerine şöyle seslenmiş: "Testle eğitilip, tostla beslenen bir kuşak yetişti. İnsanı insana edebiyat taşır. İnsanı insan kılan da edebiyattır. Öğrencilerime bunu vermeye çalıştım. Ülkemiz alacakaranlık kuşağında. Her şey çocuklarımıza okumayı sevdirmekle başlayacak." 

Bir söyleşimizde Emin Özdemir’e, “edebiyat bize ne katar” diye sormuştum. Yanıtı gençlere seslenişinin açıklaması gibiydi: “Niye sinemaya gidiyor? Niye tiyatroya gidiyor? Niye sergileri geziyoruz? Bütün bunların özünde insanın başka insanlarla bütünleşmesi yatıyor. Bu işlevi edebiyat yerine getirir. Nurullah Ataç’ın güzel bir sözü vardır: ‘Edebiyattan geçmemiş insanın, hayali gelişmez ki başka insanların acılarına, sevinçlerine ortak olsun.’ Edebiyattan geçmek demek; romanlarla, öykülerle, oyunlarla, şiirlerle tanışmak demektir. Onların içerisinde soluk alıp vermektir. Edebiyatla beslenen bir bilim adamı, edebiyatla beslenen okuyucu, tam insan olma yolunda önemli adımlar atacaktır.” 

“Bizim toplumumuzun, insanımızın en büyük dramı tek boyutlu oluşudur. Ben tek boyutlulukla şunu anlatmak istiyorum: Hekimse, hasta kavramından başka bir şeye yönelmiyor, mühendisse, kendi mühendislik alanıyla uğraşıyor. Benim kanımca, hem kendi alanıyla hem de edebiyatın değişik alalarında soluk alıp verecek... Şimdi, romanla, şiirle, öyküyle, masalla tanışmış bir hekimin hastasıyla ilişkisini düşünün, bir de tek boyutlu bir hekimi düşünün... Okurlara bu gerçeği göz önünde bulundurmalarını öneririm. Bilime inandıkları kadar, ütopyaya da inansınlar, çünkü gelecek ütopyalardan doğacaktır. Ben buna inanıyorum. Öbür taraftan edebiyatın ürünlerini de sofralarından eksik etmesinler.” 

Emin Özdemir’le yanlış anımsamıyorsam 2 ya da 3 kez evinde görüştük. Gülümsemesi, sert görünümünü yumuşatıyordu. İlkeli, dürüst, mücadeleci, çok çalışkan, disiplinli bir kişiliğe sahip olduğu hemen anlaşılıyor. İnsanla, umutla, erinçle ve direnmekle ilgili açıklamaları, acısıyla tatlısıyla yıllardan süzülüp gelen sözler... İlk söyleşimizde kendimi konuşmasının büyüsüne öylesine kaptırıyorum ki kasetin dolmuş olduğunu ve teybin durduğunu fark etmiyorum. Emin Özdemir, hiç yüksünmeden o bölümü yeniden anlatıyor. Güzel konuşuyor, yaşamını anlatırken öğreniyoruz ki çocukluktan beri sahip olduğu bir özellik bu. Tartışmacı, vurgulu bir anlatımı var. Yazar, düşünür ve ozanlardan sözler, dizeler aktarıyor, atasözleri, halk deyişleri ile konuşmasını hem güzelleştiriyor hem de vurgusunu güçlendiriyor. Söz dağarcığı çok zengin… İlk kez duyduğum sözcükler kulağımı tırmalamıyor. Bu sözcükler, cümle içindeki yerlerine oturuyorlar, kendilerini yadırgatmıyorlar. Emin Özdemir’in deyimiyle “takır tukur sesler” çıkarmıyorlar. 

Ali Püsküllüoğlu’nun anlatımıyla, yazı, dil, yazma, okuma, öğrenme, öğretme! Emin Özdemir, belki de düşlerinde bile bunlarla düşüp kalkmıştı yıllarca… Türkçemizi zenginleştiren, güzelleştiren pek çok kıymetli eser bırakarak ne yazık ki o da ölümsüz değerlerimiz arasına katıldı. O’nu saygı ve sevgiyle anıyorum.

 10 Eylül 2017

Feyziye Özberk,

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreter Yardımcısı

12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 37 yıl geçti. Darbeyi yaşamayanlar için sadece rakamlarla ifade edildiğinde bile ülkenin üzerinden bir silindir  geçtiği apaçık görülüyor. Ancak 12 Eylül darbesinin açtığı yaralar ve kalıcı hasarlar çarpıcı rakamların çok daha ötesinde anlam taşıyor.

 

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu içinden çıkılmaz durumun esas sorumlusunun, 12 Eylül darbecileri olduğunu söylemek gerçeğin özetini oluşturuyor. 

 

12 Eylülde çekilen acılar, evlerine ateş düşen aileler dışında unutuldu. Yaralar kabuk bağladı, eski acılar yenileriyle yer değiştirdi. İlk bakışta, hepimizin yaşamından en az 10 yıl çalınmış gibi oldu. Ancak, çalınan  10 yılı yaşanmamış 10 yıl olarak ifade etmek acı gerçeği inkar etmekle eşdeğer. Eğer bu 10 yıl sadece yaşanmamış 10 yıl olsa, sessizce sineye çeker, yaralarımıza tuz basardık. Acı gerçek bunun çok ötesinde. 

 

Franko’nun İspanya’sı, Salazar’ın Portekiz’inde çekilen acılar unutuldu. İspanya ve Portekiz yaklaşık 40 yıl süren bu diktatörlük yıllarını yaşanmamış sayarak yollarına kaldıkları yerden devam edebildiler. Hitler faşizmini yaşamış Almanya, Hitleri kesin şekilde mahkûm ederek faşist dönemin ve savaşın açtığı yaraları sardı ve yoluna çok daha güçlü olarak devam ediyor. Komşumuz Yunanistan, 7 yıl süren Albaylar Cuntası döneminden sonra, darbecileri adil bir şekilde yargılayarak yaralarını sardı.

 

Güzel ülkemiz Türkiye ise, ne darbecileri yargılayabildi, ne darbe döneminde değiştirilen anayasa ve hukuk sistemini geri getirebildi, ne 12 Eylül’ün karanlık yüzünü aydınlatabildi. Tam tersine 12 Eylül sonrası iktidar olanlar, 12 Eylül faşizmini açtığı yoldan ilerleyerek iktidarlarını güçlendirdiler. Siyasi Partiler yasası, seçim yasaları, Üniversiteler Yasası, Sendikalar Yasası, Üniversite ve TRT’nin özerkliği, Senatonun kaldırılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası en tipik örneklerdir.

 

Daha önemlisi, Atatürk adını kullanan 12 Eylül darbecilerinin, Cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk devrimlerine indirdiği kalıcı darbelerdir. Bu durumun dünyada eşi benzeri görülmeyen örneği ise ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel ve manevi vasiyetinin yok sayılmasıdır. 

 

12 Eylül öncesinin kanlı ortamını kışkırtıp, sessizce kenarda bekleyen darbeciler, sonraki açıklamalarında darbe ortamının “olgunlaşmasını” beklediklerini açıklayacak kadar pervasız, ABD gizli servis yetkililerinin “bizim oğlanlar başardı” sözünü yalayıp yutacak kadar utanmazdılar.

 

12 Eylül faşist darbe döneminde: 

• 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

• 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

• 7 bin kişi için idam cezası istendi.

• 517 kişiye idam cezası verildi. Bu cezaların ellisi uygulandı.

• 30 binden fazla çalışan “sakıncalı” raporu ile işten atıldı.

• TBMM lağvedildi. Tüm siyasi partiler, dernekler kapatıldı. 

• Anayasa Mahkemesi ve sendikalar askıya alındı.

• Yasama, yürütme ve yargı tek kişi elinde toplandı.

• 14 bin kişi yurttaşlıktan atıldı.

• 30 bin kişi mülteci olarak yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

• 300 kişi gözaltında kuşkulu şekilde öldü.

• 171 kişinin işkencede öldüğü belgelendi.

• 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.

• 400 gazeteci için 4 bin yıldan fazla ceza istendi. 3 bin 315 yıl ceza verildi. 

• Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

• 14 kişi açlık grevlerinde öldü. 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada vuruldu.

• 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi. 43 kişinin intihar ettiği söylendi.

• Zorunlu din dersi ve siyasal yasaklar getirildi.

• 388 bin kişiye pasaport yasağı getirildi.

Listeye, yasaklamalar, sansür, gazete kapatma, toplatma gibi pek çok çarpıcı rakam daha eklenebilir.

 

Bugün, sabah akşam darbelerden şikayet edenler ve onların siyasal öncüleri, yukarıda sıraladığımız olaylardan çok sınırlı şekilde etkilendiler ya da hiç etkilenmediler. Bu kadrolar 12 Eylül döneminin elverişli koşullarında sinsi şekilde özellikle yargı, polis ve asker içinde örgütlendiler. Sonraki dönemlerde de bugünkü siyasal iktidarın kanatları altında siyasal kadroları elde ederek 15 Temmuz 2016 günü ABD destekli yeni bir darbe girişiminde bulundular.

 

12 Eylül darbesinin “nimetleri” ile iktidara gelip iktidarlarını sürdürenler bu darbenin hesabını sormadıkları sürece darbelere karşı olduklarını söyleyemezler.

 

12 Eylül darbesinin geçmişimizden ve geleceğimizden çaldıkları, bu saatten sonra geri verilse bile, Türk halkından ve ülkemizden çalınan değerler asla geri gelemez.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

08.09.2017     

 

Genel Başkanımız Tansel Çölaşan Saygın Yazar Muzaffer İzgü'nün evinde ailesine taziyelerini sundu.