As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BURS YÖNERGESİ

YÖNERGELER

BÖLÜM 1

GENEL ESASLAR

AMAÇ

Madde 1- Bu yönergenin amacı, Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından orta ve yüksek öğrenim öğrencilerine eğitimlerini sürdürebilmeleri için verilecek karşılıksız burs ile burs gelirinin kullanılacağı “eğitim” faaliyetlerinin esas ve koşullarını belirlemektir.

KAPSAM
Madde 2- Bu yönerge, yurt içindeki orta ve yüksek öğrenim kurumlarında okuyan veya bu kurumlara girme hakkını elde etmiş öğrencilere, Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından verilecek burs ile burs gelirinin kullanılacağı eğitim faaliyetlerini kapsar

DAYANAK
Madde 3- Bu yönerge, Atatürkçü Düşünce Derneği Tüzüğü temel alınarak 5. maddesi (f) bendine dayanılarak hazırlanmıştır. Açıklık bulunmayan durumlarda Genel Yönetim Kurulu kararları gözetilir.

TANIMLAR
Madde 4- Bu yönergede adı geçen;

Dernek: Atatürkçü Düşünce Derneği’ni,

Tüzük: Atatürkçü Düşünce Derneği Tüzüğü’nü,

GYK; Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Yönetim kurulunu,

Şube Yönetim Kurulu: Atatürkçü Düşünce Derneği Şubeleri Yönetim Kurulları’nı

Üye: Atatürkçü Düşünce Derneği Üyesi’ni

Genel Merkez Gençlik Kolu: Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Gençlik Kolu’nu

Gençlik Kolu: Atatürkçü Düşünce Derneği Şube Gençlik Kolu’nu

Kol Sorumlusu; Kol çalışanları içinden seçilen kişiyi,

Öğrenci: Yurt içinde ortaöğretim kurumlarında okuyan, iki veya dört yıl süreli örgün eğitim veren yüksek öğretim kurumlarında öğrenim gören lisans ya da lisans üstü öğrencilerini,

Genel Merkez Burs Komisyonu: Doğrudan Genel Merkeze yapılacak burs başvurularını değerlendirecek komisyonunu kapsar.

Eğitim Faaliyetleri: Burs gelirlerinin toplandığı hesap dönemi toplamının %5’ini geçmemek üzere düzenlenecek eğitim faaliyetlerini kapsar.

 

BÖLÜM 2

ESAS HÜKÜMLER

BURS BAŞVURULARI:

Madde 5- Burstan yararlanmak isteyen öğrenciler, devam edecekleri okulun bulunduğu yerdeki ADD Şubesine veya Ankara için, Genel Merkeze başvuruda bulunurlar. Okulun bulunduğu yerde ADD şubesi yok ise, ya da şube olmakla birlikte o şube tarafından burs ödemesi yapılamadığının resmi yazı ile belgelenmesi halinde öğrenci, ailesinin ikamet ettiği yer şubesinden burs alabilir.

BAŞVURU ZAMANI:

Madde 6- Burs başvuruları; her yıl ;

  1. Ortaöğretim öğrencileri için 15 Ağustos-15 Eylül
  2. Yüksek Öğretim öğrencileri için 15 Eylül – 01 Ekim tarihleri arasında yapılır.

Başvurular 15 Ekim’e kadar sonuçlandırılır.

BURS TUTARI VE SAYISI:

Madde 7- Başvurular tamamlandıktan sonra mevcut burs bütçesine göre burs verilecek öğrenci sayısı ve tutarı GYK veya Şube Yönetim Kurulu toplantısında belirlenir. Burs miktarı ve burs alacakların sayısı belirlenirken, yüksek burs tutarı yerine 100 TL’den az olmamak koşuluyla belirlenecek uygun miktarda daha fazla öğrenciye burs verilmesi esastır.

BURS ALABİLME KOŞULLARI:

Madde 8 – Burs almak için başvuran öğrencilerinin aşağıda belirtilen koşulları taşıması gerekmektedir:

a) T.C. vatandaşı olmak,
b) Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı birey olmak,
c) Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi olmak ya da Atatürkçü Düşünce Derneğinin en az bir üyesinin referansına sahip olmak,
d) Eğitim ihtiyaçlarının karşılanması açısından maddi desteğe ihtiyacı bulunmak,
e) Yurt içinde ortaöğretim kurumlarında okuyan veya iki veya dört yıl süreli örgün eğitim veren yüksek öğrenim kurumlarında öğrenim görmek veya lisans ya da yüksek lisans öğrencisi olmak,
f) Başarısını belgelemek,

Burs koşulları 9 ve 10. Madde uyarınca değerlendirilir.

DEĞERLENDİRME:
Madde 9- Burs Komisyonu aldığı başvuruları inceler, bursun bağlanması konusunda aşağıdaki ölçütlere göre değerlendirme yapar:

(1) a) Babasının ve annesinin hayatta olup olmadığı,
b) Ailesinin gelir durumu,(Ailede birden fazla asgari ücretle çalışan aile bireyinin olmaması
c) Ailesinde okuyan kardeş sayısı,
d) Ailesinin oturduğu yer, ( semt-mal sahibi-kiracı )
e) Öğrencinin ara sınıflardaki not durumunu gösterir belge.
f) Dernek çalışmalarına olabilecek katılım ve katkısı,
g) Şube Gençlik Kolu bünyesinde aktif çalışan üyelerden burs başvurusu yapan varsa, Şube Yönetim Kurulu bu kişilere öncelik tanır.(Ek-1 Başvuru Formu)

(2) Yukarıdaki ölçütlere ve Madde 8’de belirtilen burs alabilme koşullarına göre yapılan değerlendirme sonunda burs verilmesi uygun görülen adaylar Burs Komisyonu tarafından görüşmeye çağrılır.

(3) Bu görüşmede, burs başvurusu yapan öğrenci (Ek-2)’de yer alan Anket Formunu da doldurur. Varsa şube gençlik kolu sorumlusu da görüşmeye katılır. En az iki yönetim kurulu üyesinin katılımıyla yapılan bu görüşme sonucunda varılan kanaat (Ek-3 Görüşme Tutanağı) imza altına alınır.

(4) Bu Tutanağın, sureti Genel Merkeze gönderilir. Genel Merkezin (onayının) şubeye bildirimi üzerine burs işlerlik kazanır. Şube, Yönetim Kurulu kararı ile burs ödemesine başlar.

BURS ALACAKLARDAN İSTENİLEN BELGELER:

Madde 10- Burs almaya hak kazanan öğrencilerden; aşağıdaki belgeleri bir hafta içerisinde temin etmeleri istenir. Bunlar:
a) Kimlik Fotokopisi
b) Öğrenci Belgesi
c) İkametgâh Belgesi- Eğitim döneminde ailesinin yanında kalmıyorsa kaldığı yerin ikametgah belgesi, (yurtta kalıyorsa yurt kimliğinin fotokopisi, öğrenci evinde kalıyorsa evin bulunduğu yerin ikametgâh belgesi)

BURS ÖDEMESİ:

Madde 11- Genel Merkez veya Şubelerde açılacak ayrı bir banka hesabında burs havuzu oluşturulur. Bütün burs kazanımları bu havuza aktarılır. Ödemeler, saymanlık tarafından hazırlanan banka talimatı ile yapılır. Ödemelere Ekim ayı itibariyle başlanır. Burs süresi öğrencinin başarısına bağlı olarak 1 öğrenim yılıdır. Genel Merkez veya Şube yönetiminin alacağı kararla gün tespit edilerek ödenir.

BURS ALANLARIN DURUMUNUN İZLENMESİ:

Madde 12

Öğrencinin:

1) Her dönem sonunda not ortalamasının başarılı olması aranır.

2) Bursun gelecek yıl devamı için, öğrencinin derslerinde başarı gösterip sınıfını geçmesi ve bununla ilgili belgeyi Şube Yönetim Kuruluna sunması gerekir. (Yüksek öğrenim için önceki dönemlerden üç ve daha çok dersi kalan öğrenciler, sınıfını geçmemiş gibi değerlendirilir.)

3) Burs alanların durumunun izlenmesinden, yetiştirilmesinden ve yönlendirilmesinden Şube Yönetim Kurulu sorumludur. Varsa Şube Gençlik Kolu, burs alanların dernek etkinliklerine, Gençlik Kolu çalışmalarına katılımı hakkında Şube Yönetim Kurulu’nu her ay düzenli olarak bilgilendirir.

4) Şubeler yıl sonunda burslar hakkında hazırladıkları raporu Genel Merkez Genel Sekreterliğine bildirmek zorundadırlar.

5) Burs alan öğrencinin sosyal etkinlik becerilerini kazanmaları ve kişisel yeteneklerinin ortaya çıkarılmasına aracı olması için dernek etkinliklerine ve Gençlik Kolu çalışmalarına katılması gereklidir. Burs alanların şube çalışmalarına katkılarının sağlanması, görev paylaşımlarına hazırlanmaları ve bu konularda bilgilendirilmeleri ve eğitilmeleri esastır. Buna dair katılım programları Genel Merkez Burs Komisyonu tarafından yetkili kurulların onayı alınarak yapılır.

BURSUN KESİLME ve BURS MİKTARININ ARTTIRILMASI HALLERİ:

Madde 13

A – Aşağıda belirtilen hallerin Şube Yönetim Kurulu tarafından tespit edilmesi sonucunda burs alanlara yapılan ödeme durdurulur:
a) Dernek etkinliklerine, Şube Gençlik Kolu çalışmalarına geçerli (mazeret dışında) düzenli olarak katılım ve katkı sağlamayanların,
b) Derneğin kuruluş amacına, tüzüğüne aykırı hareket edilmesi veya okulundan verilen disiplin cezasının Şube Yönetim Kurulunca haklı gerekçelere dayandığı anlaşılanların,
c) Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı yaşam tarzı içinde bulunanların,
d) maddede yer alan bilgilendirme belgelerinde ve başvuru formunda gerçeğe aykırı bildirimde bulunduğu anlaşılanların,
e) Devam etmekte olduğu sınıfta kalanların,
f) Kendisine burs bağlandıktan sonra, herhangi bir kurum/ kuruluşta sigortalı olarak maaş karşılığı çalışmaya başlayanların,
g) Okulundan mezun olanların bursu

Şube Yönetim Kurulu kararıyla kesilir.

B – Maddenin A (a) bendinde yazılı dernek etkinliklerine ve Şube Gençlik Kolu çalışmalarına devamlı katılıp katkı sağladıkları belgelenen bursiyerlere bir veya iki aylık burs bedeli fazla ödeme yapılabilir.

BURS BİLGİ BANKASI:

Madde 14

Genel Merkez ve şubeler tarafından verilen burslar hakkında ayrıntılı bilgiler (bursiyer bilgileri, ödenen burs miktarı) Genel Merkez Burs Komisyonu ve Şube Başkanlıkları tarafından Genel merkez Genel Sekreterliğine bildirilir. Gelen bilgiler Genel Saymanlık bünyesinde oluşturulacak ADD Burs veri tabanında (Burs Bilgi Bankası) kayıt altına alınır. Burs bilgilerinin güncelliğini koruması esastır.

Ek Madde:

Burs geliri Genel Başkanın başkanlığında toplanan ilgili kurulların önerisi ve GYK’nın onayı ile eğitim faaliyetlerinde kullanılabilir.

Madde 15

Bu yönerge hükümleri; Genel Merkezde Genel Merkez Burs Komisyonu, Şubelere ise Şube Burs Komisyonu tarafından yürütülür.

BÖLÜM 3

SON HÜKÜMLER

HÜKÜM BULUNMAYAN HALLER :

Madde 16

Bu yönergede belirtilmeyen hususlar, Genel Yönetim Kurulu kararları ile belirlenir.

YÜRÜRLÜK

Madde 17

Bu yönerge, Genel Yönetim Kurulu’nun 21.08.2010 tarih ve 3 sayılı kararı ile kabul edilmiş,15.12.2010 tarih ve 6 sayılı kararı, 24.08.2013 tarih ve 16 sayılı kararı ve 22.03.2014 tarih ve 4 sayılı kararı ile düzeltmeler yapılarak işlerlik kazanmış olup ADD GYK’nın 11.7.2015 tarih ve 11 sayılı kararı ile yönergenin 1, 2, ve 14. Maddeleri değiştirilmiş, 1 ek madde eklenmiş, 28.08.2015 tarih ve 12 sayılı kararı ile de 4, 5, 6b, 11 ve 13. maddelerinde değişiklikler yapılmış ve bu tarihler itibariyle yürürlüğe girmiştir.

YÜRÜTME

Madde 18

 

Bu yönergenin kurallarını Genel Yönetim Kurulu yürütür.

Eğitim, insanoğlunun zaman içindeki yolculuğunu hızlandıran ve geliştiren bir yapıdır. Çağdaş devletlerde, devlet olmanın temel faktörlerinden en önemli üçü, fertlerine sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetini sunabilmesidir. Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu üç hizmeti doğru ve sürekli verebilen devletlerdir.

 

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başarılmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin en önemlileri de vatandaşına aş yanında sağlık, eğitim ve güvenlik sağlamak ile ilgili olanlarıdır. Yanmış yıkılmış bir ülkede, özellikle eğitim alanında, bütün yoksunluklara rağmen elde edilen başarı dünyaya parmak ısırtacak ölçektedir.

 

Bu büyük başarı karşısında şaşkına dönen emperyalist sistem, gelişimi durdurmak için 1946 yılından itibaren her türlü önlemi almaya girişmiş, en büyük “başarıları” da Köy Enstitülerinin kapatılması olmuştur.

 

Daha sonraki en büyük darbe, 12 Eylül faşist cuntasının yaptıklarıdır. Eğitim sisteminin cumhuriyet dönemi atılımlarından tamamen koparılarak çağ dışı hale getirilmesi “başarısı” ise AKP iktidarı döneminde olmuştur.

 

AKP iktidarı, eğitim sistemimizdeki derin tahribat ile Türk toplumunu, gelecek nesillerin önünü keserek, tarih içinde tersine ve geriye doğru bir yolculuğa zorlamaktadır. “Kindar ve dindar nesil”, bu niyetin açık söylemidir.

 

Bu durumu kanıtlamak için vereceğimiz örneğin ismini ve yerini vermesek bile, örneğimizi ülkenin her bölgesinde görmek olasıdır. Örneğimizdeki köy, cumhuriyetin ilk yıllarında ağalığın egemen olduğu, yoksul bir bölgede küçük sayılacak bir ilçeye bağlıdır. Cumhuriyetten kısa süre sonra, köy bir ilkokula kavuşmuş, ortaokul ve sonrası için bütün olumsuzluklara rağmen ilçe yollarına düşülmüştür. Yoksul köy çocukları o yıllarda adını yeni duydukları Köy Enstitüsünü kurtuluş olarak görmüş, buralardan yetişen çok sayıda öğretmen sonraki nesilleri tek kurtuluş çaresi olarak okumaya yönlendirmişlerdir.

 

Başarılı çocuklar, ilkokuldan sonra, uzak diyarlardaki parasız yatılı okullara yönlendirilmiş, yaklaşık 50 yıl önce köyde açılan Ortaokul sayesinde, buradan mezun olanlar yeteneklerine göre, askeri okullara, sağlık okullarına, öğretmen okullarına, polis okullarına yönelmiş ve bir tek kuşak içinde hemen her evin çocuğu bir şekilde eğitimini tamamlayarak iş başı yapmışlar, ülkelerine ve ailelerine yararlı birer yurttaş haline gelmişlerdir.

 

Yakın zamanlarda ilçe belediyesi, ilçeden yetişerek önemli görevlerde bulunanlarla ilgili bir albüm düzenlemiştir. Düzenlenen albümün en çarpıcı yönü, yüksek görevlere kadar gelen bu köy çocuklarının büyük kısmının örneğimizdeki köyden yetişenlerden çıkmasıdır.

 

Ne acıdır ki, 12 Eylül darbesi, örneğimizdeki köyün ortaokulunu kapatmış, bu durum karşısında okul çağında çocukları bulunanlar hızla göç etmeye başlamış, göç sonucu azalan öğrenci sayısı gerekçe gösterilerek köydeki ilkokul birleştirilmiş sınıflı tek öğretmenli ve dördüncü sınıfa kadar eğitim veren okul haline dönüşmüştür.

 

Elli yıl önce var olan ortaokuldan yetişen köy çocuklarının içinden profesörler, genel müdürler, generaller, yazarlar, sanatçılar, şair ve ressamlar, müzisyenler yetişmiştir. Neredeyse köydeki her aileden ünlü biri çıkmıştır.

 

Köydeki ortaokulun kapatılmasından sonra, ilkokul da körelmiş, öretmenler köyde oturmaz olmuş, köyün önderliği köy imamına geçmiş ve ne yazık ki ortaokulun kapatıldığı 12 Eylül darbesinden sonra yetişen gençler hiçbir şekilde sağlıklı eğitim alamamışlardır. Son 35 yılda köyde yetişen gençler herhangi bir memuriyete bile girememişler, taş ocaklarında, ya da maden ocaklarında işçi, özel güvenlik şirketlerinde güvenlikçi, temizlikçi vb. işlerde çalışabilmişlerdir. Yakın geçmişte köy çocuklarından onlarca öğretmen yetişmiş ve önemli görevler üstlenmişken son 35 yıl içinde köyden bir tek öğretmen yetişmemiştir.

 

Köyün tek sınıflı okuluna gelen öğretmenler, burada çok kısa sürelerle görev yapmakta 4 yıl öğrenim gören öğrenciler bu süre zarfında en az 5-6 öğretmen ile karşılaşmakta, ne çocuklar öğretmeni, ne öğretmen çocukları tanıyabilmektedir. Bu tek sınıflı, tek öğretmenli okulun 4. sınıfını bitiren öğrenciler 5. sınıftan itibaren taşımalı eğitim sistemi ile ilçenin en uzaktaki ve eğitim kalitesi en düşük okulda toplanmakta, öğle tatillerinde yenmeyecek derecede kötü yemeklerle beslenmeye çalışmaktadırlar.

 

Bu durum karşısında çocukları eğitim çağına gelen aileler, ilçeye ya da il merkezine göç etmekte, ilkokul ise, giderek azalan öğrenci sayısı karşısında mevcut okul da kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Olay tam bir kısır döngü haline gelmiştir.

 

Yakın geçmişte önemli değerler yetiştiren böylesi bir köy, şimdilerde işsizler ordusuna niteliksiz işçi yetiştirir duruma düşürülmüştür. Bu tabloya ülkenin her yerinde rastlamak olasıdır. Eğitimde tam bir tersine yolculuk başlamıştır. 12 Eylül sonrası başlayan yıkım AKP döneminde yok oluşa doğru hızla savrulmaktadır. TEOG tartışması bu yok oluş içinde küçük bir ayrıntıdır.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

21.09.2017    

 

Atatürk’ün dil ülküsüne gönül veren yazar, dilbilimci Emin Özdemir’i 1 Eylül 2017 günü yitirdik. O, 46 yıl üç ay, köy öğretmenliğinden üniversite öğretmenliğine değin, eğitimin her aşamasında çalışıyor, yüzlerce genç yetiştiriyor. “Seçenek”, “sözel”, “düşlem”, “alıntı”, “alıntılama”; Özdemir’in dilimize kazandırdığı sözcüklerdendir. 

On beş yıl boyunca Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda (TDK) yöneticilik görevini yürütüyor, TÜBİTAK’ta yayın danışmanlığı yapıyor. Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi savaşımında yüzlerce yazı yazıyor, bunlardan bir kısmı kitaplarında yer alıyor. Pek çok televizyon ve radyo programıyla toplumu aydınlatma görevini severek, heyecanla üstleniyor. 

Emin Özdemir, geçtiğimiz Mart ayında, emekliye ayrılmasından 21 yıl sonra alkışlarla son dersini vermiş… Bu son dersinde öğrencilerine şöyle seslenmiş: "Testle eğitilip, tostla beslenen bir kuşak yetişti. İnsanı insana edebiyat taşır. İnsanı insan kılan da edebiyattır. Öğrencilerime bunu vermeye çalıştım. Ülkemiz alacakaranlık kuşağında. Her şey çocuklarımıza okumayı sevdirmekle başlayacak." 

Bir söyleşimizde Emin Özdemir’e, “edebiyat bize ne katar” diye sormuştum. Yanıtı gençlere seslenişinin açıklaması gibiydi: “Niye sinemaya gidiyor? Niye tiyatroya gidiyor? Niye sergileri geziyoruz? Bütün bunların özünde insanın başka insanlarla bütünleşmesi yatıyor. Bu işlevi edebiyat yerine getirir. Nurullah Ataç’ın güzel bir sözü vardır: ‘Edebiyattan geçmemiş insanın, hayali gelişmez ki başka insanların acılarına, sevinçlerine ortak olsun.’ Edebiyattan geçmek demek; romanlarla, öykülerle, oyunlarla, şiirlerle tanışmak demektir. Onların içerisinde soluk alıp vermektir. Edebiyatla beslenen bir bilim adamı, edebiyatla beslenen okuyucu, tam insan olma yolunda önemli adımlar atacaktır.” 

“Bizim toplumumuzun, insanımızın en büyük dramı tek boyutlu oluşudur. Ben tek boyutlulukla şunu anlatmak istiyorum: Hekimse, hasta kavramından başka bir şeye yönelmiyor, mühendisse, kendi mühendislik alanıyla uğraşıyor. Benim kanımca, hem kendi alanıyla hem de edebiyatın değişik alalarında soluk alıp verecek... Şimdi, romanla, şiirle, öyküyle, masalla tanışmış bir hekimin hastasıyla ilişkisini düşünün, bir de tek boyutlu bir hekimi düşünün... Okurlara bu gerçeği göz önünde bulundurmalarını öneririm. Bilime inandıkları kadar, ütopyaya da inansınlar, çünkü gelecek ütopyalardan doğacaktır. Ben buna inanıyorum. Öbür taraftan edebiyatın ürünlerini de sofralarından eksik etmesinler.” 

Emin Özdemir’le yanlış anımsamıyorsam 2 ya da 3 kez evinde görüştük. Gülümsemesi, sert görünümünü yumuşatıyordu. İlkeli, dürüst, mücadeleci, çok çalışkan, disiplinli bir kişiliğe sahip olduğu hemen anlaşılıyor. İnsanla, umutla, erinçle ve direnmekle ilgili açıklamaları, acısıyla tatlısıyla yıllardan süzülüp gelen sözler... İlk söyleşimizde kendimi konuşmasının büyüsüne öylesine kaptırıyorum ki kasetin dolmuş olduğunu ve teybin durduğunu fark etmiyorum. Emin Özdemir, hiç yüksünmeden o bölümü yeniden anlatıyor. Güzel konuşuyor, yaşamını anlatırken öğreniyoruz ki çocukluktan beri sahip olduğu bir özellik bu. Tartışmacı, vurgulu bir anlatımı var. Yazar, düşünür ve ozanlardan sözler, dizeler aktarıyor, atasözleri, halk deyişleri ile konuşmasını hem güzelleştiriyor hem de vurgusunu güçlendiriyor. Söz dağarcığı çok zengin… İlk kez duyduğum sözcükler kulağımı tırmalamıyor. Bu sözcükler, cümle içindeki yerlerine oturuyorlar, kendilerini yadırgatmıyorlar. Emin Özdemir’in deyimiyle “takır tukur sesler” çıkarmıyorlar. 

Ali Püsküllüoğlu’nun anlatımıyla, yazı, dil, yazma, okuma, öğrenme, öğretme! Emin Özdemir, belki de düşlerinde bile bunlarla düşüp kalkmıştı yıllarca… Türkçemizi zenginleştiren, güzelleştiren pek çok kıymetli eser bırakarak ne yazık ki o da ölümsüz değerlerimiz arasına katıldı. O’nu saygı ve sevgiyle anıyorum.

 10 Eylül 2017

Feyziye Özberk,

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreter Yardımcısı

12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 37 yıl geçti. Darbeyi yaşamayanlar için sadece rakamlarla ifade edildiğinde bile ülkenin üzerinden bir silindir  geçtiği apaçık görülüyor. Ancak 12 Eylül darbesinin açtığı yaralar ve kalıcı hasarlar çarpıcı rakamların çok daha ötesinde anlam taşıyor.

 

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu içinden çıkılmaz durumun esas sorumlusunun, 12 Eylül darbecileri olduğunu söylemek gerçeğin özetini oluşturuyor. 

 

12 Eylülde çekilen acılar, evlerine ateş düşen aileler dışında unutuldu. Yaralar kabuk bağladı, eski acılar yenileriyle yer değiştirdi. İlk bakışta, hepimizin yaşamından en az 10 yıl çalınmış gibi oldu. Ancak, çalınan  10 yılı yaşanmamış 10 yıl olarak ifade etmek acı gerçeği inkar etmekle eşdeğer. Eğer bu 10 yıl sadece yaşanmamış 10 yıl olsa, sessizce sineye çeker, yaralarımıza tuz basardık. Acı gerçek bunun çok ötesinde. 

 

Franko’nun İspanya’sı, Salazar’ın Portekiz’inde çekilen acılar unutuldu. İspanya ve Portekiz yaklaşık 40 yıl süren bu diktatörlük yıllarını yaşanmamış sayarak yollarına kaldıkları yerden devam edebildiler. Hitler faşizmini yaşamış Almanya, Hitleri kesin şekilde mahkûm ederek faşist dönemin ve savaşın açtığı yaraları sardı ve yoluna çok daha güçlü olarak devam ediyor. Komşumuz Yunanistan, 7 yıl süren Albaylar Cuntası döneminden sonra, darbecileri adil bir şekilde yargılayarak yaralarını sardı.

 

Güzel ülkemiz Türkiye ise, ne darbecileri yargılayabildi, ne darbe döneminde değiştirilen anayasa ve hukuk sistemini geri getirebildi, ne 12 Eylül’ün karanlık yüzünü aydınlatabildi. Tam tersine 12 Eylül sonrası iktidar olanlar, 12 Eylül faşizmini açtığı yoldan ilerleyerek iktidarlarını güçlendirdiler. Siyasi Partiler yasası, seçim yasaları, Üniversiteler Yasası, Sendikalar Yasası, Üniversite ve TRT’nin özerkliği, Senatonun kaldırılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası en tipik örneklerdir.

 

Daha önemlisi, Atatürk adını kullanan 12 Eylül darbecilerinin, Cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk devrimlerine indirdiği kalıcı darbelerdir. Bu durumun dünyada eşi benzeri görülmeyen örneği ise ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kişisel ve manevi vasiyetinin yok sayılmasıdır. 

 

12 Eylül öncesinin kanlı ortamını kışkırtıp, sessizce kenarda bekleyen darbeciler, sonraki açıklamalarında darbe ortamının “olgunlaşmasını” beklediklerini açıklayacak kadar pervasız, ABD gizli servis yetkililerinin “bizim oğlanlar başardı” sözünü yalayıp yutacak kadar utanmazdılar.

 

12 Eylül faşist darbe döneminde: 

• 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

• 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

• 7 bin kişi için idam cezası istendi.

• 517 kişiye idam cezası verildi. Bu cezaların ellisi uygulandı.

• 30 binden fazla çalışan “sakıncalı” raporu ile işten atıldı.

• TBMM lağvedildi. Tüm siyasi partiler, dernekler kapatıldı. 

• Anayasa Mahkemesi ve sendikalar askıya alındı.

• Yasama, yürütme ve yargı tek kişi elinde toplandı.

• 14 bin kişi yurttaşlıktan atıldı.

• 30 bin kişi mülteci olarak yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

• 300 kişi gözaltında kuşkulu şekilde öldü.

• 171 kişinin işkencede öldüğü belgelendi.

• 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.

• 400 gazeteci için 4 bin yıldan fazla ceza istendi. 3 bin 315 yıl ceza verildi. 

• Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

• 14 kişi açlık grevlerinde öldü. 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada vuruldu.

• 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi. 43 kişinin intihar ettiği söylendi.

• Zorunlu din dersi ve siyasal yasaklar getirildi.

• 388 bin kişiye pasaport yasağı getirildi.

Listeye, yasaklamalar, sansür, gazete kapatma, toplatma gibi pek çok çarpıcı rakam daha eklenebilir.

 

Bugün, sabah akşam darbelerden şikayet edenler ve onların siyasal öncüleri, yukarıda sıraladığımız olaylardan çok sınırlı şekilde etkilendiler ya da hiç etkilenmediler. Bu kadrolar 12 Eylül döneminin elverişli koşullarında sinsi şekilde özellikle yargı, polis ve asker içinde örgütlendiler. Sonraki dönemlerde de bugünkü siyasal iktidarın kanatları altında siyasal kadroları elde ederek 15 Temmuz 2016 günü ABD destekli yeni bir darbe girişiminde bulundular.

 

12 Eylül darbesinin “nimetleri” ile iktidara gelip iktidarlarını sürdürenler bu darbenin hesabını sormadıkları sürece darbelere karşı olduklarını söyleyemezler.

 

12 Eylül darbesinin geçmişimizden ve geleceğimizden çaldıkları, bu saatten sonra geri verilse bile, Türk halkından ve ülkemizden çalınan değerler asla geri gelemez.

 

Lütfü Kırayoğlu

 

08.09.2017     

 

Genel Başkanımız Tansel Çölaşan Saygın Yazar Muzaffer İzgü'nün evinde ailesine taziyelerini sundu.