As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Cem Gürdeniz- Aydınlık- 05.11.2017 - NATO-Türkiye ilişkileri: Bon Pour L’Orient

BASINDAN YAZILAR

25 Ekim 2017 tarihinde NATO Askeri Komitesi Başkanı Çek Orgeneral Petr Pavel, Washington DC’de savunma yazarlarına verdiği bir demeçte Türk Silahlı Kuvvetlerinin Rusya’dan S-400 Hava Savunma Füze sistemi almasını eleştirerek aba altında sopa gösterdi. Türkiye’nin bu hamlesinin sonuçları olacağının ve buna Türkiye’nin katlanması gerektiğinin altını çizdi. Pavel, “Egemenlik ilkeleri elbette savunma donanımlarının alımında da geçerli. Ama ülkeler her ne kadar karar vermede bağımsız olsalar da aldıkları kararın sonuçlarına katlanmak konusunda da bağımsızdırlar” dedi. Bu kararın Türkiye’yi NATO’nun herhangi entegre hava savunma sistemi dışında tutacağını ve diğer teknik kısıtlamalarla karşılaşacağını vurguladı. Tipik bir Bon pour L’Orient durumu ile karşı karşıyayız.

YUNANİSTAN RUS S-300 SİSTEMİ SAHİBİ

Dört sene öncesine 2013 yılına gidelim. Girit Adasındaki NATO’ya ait NAMFI tesislerinde Yunanistan Hava Kuvvetlerine ait Rus yapımı S-400 sisteminin kardeş sistemi S-300 uzun menzilli hava savunma füze sisteminin 13 Aralık 2013 günü fiili atışları yapıldı. Bu füzeler Türkiye’nin baskıları sonucu Güney Kıbrıs’tan alınarak Yunanistan’ın envanterine 1998 yılında girmişti ve 15 yıl sonra ilk kez eğitim atışı yapılıyordu. Ne acı bir tesadüftür ki atışın yapıldığı gün Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Atina’ya resmi ziyarette bulunuyordu. Dışişleri Bakanlığı bu tatbikatın yapılacağını bildiği halde görüşmeyi iptal etmemişti. Daha büyük bir skandal, seçkin gözlemci gününe NATO ülke temsilcileri, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri ve maalesef Türk subaylarının da katılmış olmasaydı. Atina Büyükelçiliğinde görevli iki askeri ataşe, Yunanistan’ın daveti üzerine, test atışlarına Genelkurmay Başkanlığı talimatıyla katılmıştı. Bu atışlar NATO tesislerinde NATO ülkelerinin davetli gözlemcileri ve Rus Savunma Sanayi Atina ataşesi huzurunda yapılırken, Türkiye bir yandan 2012 Ekim ayından itibaren Çin’e ait CPMIEC firması ile yürüttüğü HQ-9 (FD 2000) uzun menzil hava savunma füze sistemi tedarik süreci yüzünden azar işitiyordu. ABD’den NATO Genel Sekreterine; Morgan&Stanley’den AB’ye kadar önüne gelen Türkiye’yi azarlıyordu. Hatırlanacağı üzere bu azarlar sonrası Türkiye, Antalya Belekte 16 Kasım 2015 tarihinde -yani FETÖ darbesinden sekiz ay önce- yapılan G 20 zirvesinde Çin heyetine iptal kararını sürpriz bir şekilde açıklamıştı. Bu karar o dönem Türk Çin ilişkilerinin büyük yara almasına ve dibe vurmasına neden olmuştu.

RUSYA'DAN FÜZE SİPARİŞİ

Türkiye’nin NATO/ABD baskısı sonucu Çin füze sisteminden vaz geçmesinden yedi ay öncesinde 15 Nisan 2015 tarihinde Çipras Hükümeti'nin Savunma Bakanı Kammenos da, Başbakanlarının Moskova ziyaretinden kısa bir süre sonra Rus RIA haber ajansına verdiği bir demeçte Rusya’dan yeni S 300 füzeleri ile yedek parçalarının alınacağını beyan ediyordu.

TÜRKLERE NEDEN YASAK?

NATO, Türkiye’nin Çin’den füze almasını engellemek için dolaylı tutum stratejisi uygulamış, önce 2013 yılında hayati çıkarlarımızın olduğu Ege’de dengeleri alt üst edecek uzun menzilli Rus füze sistemini 15 yıl sonra NATO tesislerini kullanarak denetmiş, test atışlarına NATO gözlemcilerinin ve Rus Savunma Sanayi ataşesi diplomatın davet ettirilmesini sağlamıştı. Yunanistan’ın subaylarının maaşını dahi ödemekte zorlandığı bir ortamda yapılan bu gösteri Türkiye’yi Ege'de caydırmaya yönelik değildi. Zira o dönemde FETÖ kadroları TSK’yı kanser gibi sarmıştı. Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalar sonucu zaten TSK teslim alınmıştı. Yani Ege’de Türk çıkarlarının korunması söz konusu değildi. Güney Ege’de Türk Hava Kuvvetlerinin ve dolayısı ile Cumhuriyet Donanmasının harekâtını çok ciddi bir şekilde engelleyecek S-300 füze sisteminin, fiili atışla ilk kez denendiği tatbikata, Türk subayların Genelkurmay Başkanlığı emri ile iştirak etmesi ve aynı zaman diliminde, Dışişleri Bakanının Atina’da Yunan meslektaşıyla bir araya gelerek Ege’de barıştan bahsetmesinin mantıklı bir izahı yoktur.

BON POUR L’ORİENT

Yani ‘’Şark için yeter de artar’’ söylemi, NATO’da ve Atlantik sistemde Türkiye için Atatürk dönemi hariç söylenegelmiştir. Zira hep boyun eğilmiştir. Girit’teki atışları, Çin füze sisteminin iptal kararını ve bugün Çek bir generalin Türkiye’yi NATO üzerinden tehdit etmesini başka nasıl izah edelim. Yunanistan Rus füzelerini NATO tesisinde deniyor. NATO gözlemcilerini davet ediyor. Daha da öte Rus Savunma Sanayi ataşesinin Atina’dan başarılı test sonuçları ile ilgili deklarasyonuna izin veriyor. Ancak Türkiye kanlı 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Rusya ve Çin ile yakınlaşmaya başlayınca yer yerinden oynuyor.

TÜRKİYE'NİN ÇIKARLARI VE NATO

Günümüzde Türkiye, içerde ve dışarıda ayrı ayrı iki ana tehditle karşı karşıyadır. İçerde PKK merkezli ayrılıkçı Kürt hareketi ve ABD merkezli FETÖ, devletin anayasal düzeni ile ulus devlet yapısına büyük tehdit teşkil etmektedir. Dışarıda ise Kıbrıs ve Yunanistan kaynaklı jeopolitik sorunların yanında Irak ve Suriye’de denize çıkışı olan büyük Kürdistan kurulması en ciddi tehditler arasındadır. NATO her iki iç ve dış tehdit ile mücadelede Türkiye’nin yanında değildir. Aslında pek çok NATO müttefikimiz başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere söz konusu tehditlere açık destek olmaktadır. PKK ve FETÖ’ye silah ve eğitim ve barınma ile koruma sağlamaktadırlar. NATO ve AB’nin Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege sorunlarında Türkiye lehinde bugüne kadar tek bir hamlesi olmamıştır. AB’nin yayınladığı Deniz Yetki Alanları haritalarında son 15 yıldır Türkiye Antalya Körfezine hapsediliyor. Bu nasıl ittifak anlayışıdır? NATO’nun kuruluş amacı olan Sovyetlerin bugünkü ardılı Rusya Federasyonu ise Türkiye ile son derece dengeli ve iyi ilişkilere sahip. Diğer bir deyişle Türkiye’nin NATO’ya girme nedeni olan Sovyet tehdidi bugün ortadan kalkmıştır. Dolayısı ile Türkiye için kuzeydeki yakın tehdit ekseni ortadan kalkmıştır. Atatürk-Lenin dönemine benzer koşullar oluşmuştur. Mevcut konjonktürde NATO’nun, Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı kısa uzun ve orta vadedeki tehdit ve risklerin önlenmesine katkısının olduğunu söylemek mümkün değildir. NATO’nun Türkiye’yi zoraki bir evlilikte tutması artık zor bir sürece girmiştir.