As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Mustafa Özcan Ültanır: Kudüs Kararı BOP’un Yerini BİP’in Almasıdır!...

BASINDAN YAZILAR

KUDÜS KARARI PROVOKASYON MU, SAVAŞ İLANI MI?

Uluslararası dengelere ve diplomasiye karşı tutumuyla tanınan ABD Başkanı Trump, 6 Aralık tarihinde Evangelist-Siyonist mantıkla dünya barışını sarsacak Kudüs kararını açıkladı. Kendinden önceki başkanların yapmadığını yapmakla övünerek Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını, ABD Büyükelçiliği’nin de Kudüs’e taşınacağını TV kameraları önünde dünya kamuoyuna duyurdu.

Trump aslında karar metnini değil, kan-gözyaşı ve savaşı gösteriyor…

Trump kararın altına duyduğu aşağılık kompleksini örtmek istercesine devasa büyüklükte bir imza atarak, gücünü göstermek istiyordu. ABD Devleti’ne ne olmuştu ki böyle akıllara ziyan bir karar ilan olunuyordu? Bu karar bir provokasyon olarak değerlendirildi. Trump’ın kararı aslında bir savaş ilanıdır. Bu karar bir işgal devleti olan İsrail’in terör saldırısına, silahlı kuvvetleriyle yeni toprak işgaline kapı açan bir hamle olarak görülmelidir. Oysa burada barış isteniyorsa, Birleşmiş Milletler’in Mitchell Komisyonu raporunda belirtildiği gibi, İsrail işgallerinden vazgeçmek ve her iki taraf birbirini kabul etmek zorunda (http://www.ultanirplatformu.com/roportaj-05.html).

Filistinlilerin ve İslâmın önemli kenti olan Kudüs, Museviler ve Hristiyanlar için de kutsal bir yerdir. Hz. Davud’un Yahudi Krallığı başkenti yaptığı Kudüs, Hz. Süleyman’ın tapınağından geriye kalmış ağlama duvarıyla Musevilerin kutsal yeri. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği kent olarak Hristiyanlar için önemli. Ancak, Müslümanlar için manevi değeri hepsinden çok daha fazla. Çünkü, Müslümanların Kabe’den önceki ilk kıblesi olduğu gibi, İslâm inanışına göre Hz. Muhammed’in Miraç’a çıktığı Mescid-i Aksa’nın bulunduğu kent. Müslüman-Yahudi çatışması da burada başlıyor. Kur’an’ın lanetlediği İsrâiloğulları (Benî İsrâil), Yahudi inanışıyla Mescid-i Aksa’yı yıkmayı ilke edinmiştir.

Kudüs hedefi gerçekte Mescid-i Aksa mı?

KUDÜS BİR İSLAM KENTİDİR

Yahudi Krallığı’nın başkenti Kudüs M.Ö. 587’de Babilliler (Persler) tarafından alınıyor, Yahudiler kentten sürülüyordu. M.Ö. 332’de Büyük İskender Kudüs’ü Helen yönetimine katıyor, M.Ö. 63’de ise Romalılar Kudüs’ü ele geçiriyordu. M.S. 614’de İran’daki Sasani İmparatorluğu şehri alıyordu. Ancak M.S. 634’de Halife Hz. Ömer tarafından İslâm topraklarına katılıyordu. Aslında o zamandan beri Kudüs İslâmındır.

Emeviler, Abbasiler, Fatımiler egemenliğinden sonra 1099’da Haçlılar Kudüs Krallığı’nı kurarak İslâm yönetimine son veriyorlardı, ama 1187’de Selahaddin Eyyubi Hristiyan yönetimini sonlandırıyordu. Eyyubi’nin hoşgörülü yönetiminde Yahudilerin kente döndükleri biliniyor. 1517’de Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Kudüs zaferiyle Osmanlı-Türk yönetimini başlattı. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunu Alman generallerin yönetimine bırakan Saray Paşası Enver’in Ortadoğu üzerindeki hataları ve Filistin’e önem vermemesi sonucu, 9 Aralık 1917’de Kudüs İngilizlere kaptırılıyordu.

Kudüs 1922 yılında İngiltere’nin manda yönetiminde Filistin’in başkenti yapılıyor, bu arada Churchill Yahudilerin Filistin’i yurt edinmelerini desteklediklerini açıklıyordu. Bu dönemde yerli Arap ve Müslüman halkta Filistin ulusal bilincinin doğmaya başlaması sonucu, Filistin’e yerleşmek isteyen Siyonist Yahudilerle mücadele ateşleniyordu. Daha sonra Nazi Almanya’sından kaçan ve soykırımdan kurtulan Yahudilerin göç edebildikleri yer Filistin idi. İkinci Dünya Savaşı sonrası 14 Mayıs 1948’de İngiltere’nin manda yönetimi sonlandırılıyor, aynı gün Birleşmiş Milletler kararıyla İsrail devleti kuruluyordu. 1948 yılında Yahudiler ile Araplar arasındaki kanlı çatışmalardan sonra Doğu Kudüs Ürdün’de, Batı Kudüs İsrail’de kalacak şekilde kent ikiye bölündü.

İŞGALCİ İSRAİL VE DAVUD YILDIZLI HAÇLI SEFERİ NİYETİ

Kuruluşundan beri İsrail Filistin topraklarını işgal ederek büyüdü. Araplar ile İsrail arasında yaşanan 1956 Arap-İsrail Savaşı, Doğu Kudüs’ün de İsrail’in işgaline uğradığı Altı Gün Savaşı (1967 Arap-İsrail Savaşı) ve Yom Kippur-Ramazan Savaşı (1973 Arap-İsrail Savaşı) İsrail’in toprak işgaline karşı yapılan savaşlardı. 1980’li yıllarda başlayıp, 2000’li yıllarda devam eden kanlı olaylar da işgale karşı Filistin halkının ulusal hareketleridir, ama bunların hiçbiri dinler arası Kudüs çatışması değildir.

İsrail toprakları 1956, 1967 ve 1973 savaşlarında işgalle büyüdü…

Kutsal yerler adına Kudüs için yapılacak bir savaş, Dünya Din Savaşı’na dönüşme riski taşır. Dünya haçlı seferlerinden beri görmediği din savaşlarının en büyüğüyle karşılaşabilir. Bu da “Davud Yıldızlı + Haçlı Seferi” olur. Trump kararının altına devasa imzasını atarken, “Davud Yıldızlı + Haçlı Seferi” hayalini görmüş olmalı!... Düşündüğü ya da gördüğü hayal, ABD ve İsrail ordularının öncülüğünde, NATO’nun kullanımıyla Ortadoğu’nun İslâm ülkelerine hayasızca saldırma hayalidir herhalde!...

Böylesine tehlikeli provokasyon kararına karşı Suudi Arabistan hariç İslam ülkelerinden tepkiler çığ gibi büyürken, ABD ve İsrail Hristiyan ülkelerinden de hayal ettikleri desteği bulamadılar, bu da Trump’ın canını sıkıyor olmalı!... ABD’ye göbekten bağlı Suudi yönetimi ise, ülkedeki medya kuruluşlarına Kudüs kararı hakkında yayın yapmamaları uyarısında bulunarak, ihanet gibi Kudüs yasağı başlatmıştır. Suudi Arabistan’ın ABD aracılığıyla İsrail ile gizli ilişkilerini geliştirdiği bilindiğinden şaşmamak gerek!...

Suudiler İslam ülkelerinin değil, ABD ve İsrail’in yanında…

Trump’a karşı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, “Kudüs Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararları temel alınarak, iki taraf arasında doğrudan görüşmeler yoluyla en son çözülmesi gereken bir konudur. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki iki devletli çözümün herhangi bir alternatifi yoktur. B planı yoktur” değerlendirmesini yapıyordu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı görüşmek üzere toplanıyor, ABD ve İsrail’den başka kararı destekleyen çıkmıyordu, ama görüşlerin ve uyarıların sergilenmesi dışında yeni bir karar da alınmıyordu. Zaten 5’lerin platformundan beklenen bir karar da yoktu…

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Mogherini, “Başkan Trump’ın kararı bizi çok daha karanlık dönemlere götürebilir. Kudüs’te olanlar sadece tüm bölgeyi değil, tüm dünyayı ilgilendiriyor. Avrupa Birliği’nin 28 üyesi de iki devletli çözümün tek gerçekçi çözüm olduğu ve Kudüs’ün iki devletin de başkenti olması gerektiği konusunda hemfikir” diyordu. Nitekim Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları da Güvenlik Konseyi sonrasında bu doğrultuda, Kudüs’ün İsrail ve gelecekte kurulacak Filistin’in ortak başkentleri olarak tanınmasını kararlaştırıyorlardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Trump kararını tek taraflı ve üzücü olarak niteliyor, desteklemediklerini açıklıyordu. İngiltere resmî açıklamasında barış çabalarına yardımcı olmayan karara katılmadıklarını vurguluyor, Başbakan May “İngiltere’nin Büyükelçiliği Tel-Aviv’dedir ve taşıma gibi bir planımız yok” diyordu. Almanya Başbakanı Merkel, “Biz bu konuda mevcut Birleşmiş Milletler kararlarına uyuyoruz. Bu kararlarda iki devletin kurulmasına yönelik müzakereler çerçevesinde Kudüs’ün statüsünün görüşülmesi de öngörülüyor. Böyle bir sürecin canlandırılmasını diliyoruz” açıklamasını yapıyordu.

Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapabilmek için Avrupa ülkelerinin büyükelçiliklerini Kudüs’e taşımaları amacıyla ikna turuna çıkan İsrail Başbakanı Netanyahu, Paris’te Macron ile yaptığı görüşmenin ardından Brüksel’e geçip Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Mogherini ile görüşmesinde aradığını bulamadığı gibi, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Juncker’den de randevu alamayınca, bozguna uğramışçasına geri döndü. Kısacası Trump kararını ve İsrail’i Batı desteklemedi. Rusya Devlet Başkanı Putin de Trump’ın kararının yapıcı olmadığını ve çatışmanın fitilini ateşleyebileceğini söyledi.

İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI’NIN ÖNEMLİ KARARI VE BİR EKSİKLİK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dönem başkanlığını Türkiye’nin üstlenmiş olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı’nı ivedi toplantıya çağırmasıyla gerçekleştirilen 13 Aralık 1917 İstanbul Olağanüstü Zirvesinde; ABD’nin Kudüs kararı, Filistin halklarının haklarına saldırı olduğu vurgulanarak kınandı ve Doğu Kudüs’ü Filistin’in Başkenti ilan eden zirve kararı açıklandı. Bütün ülkeler bu kararı tanımaya davet edildi.

İslam İşbirliği Teşkilatı Kudüs işgaline “Dur” dedi!

Ancak, bu zirveye ABD’nin Truva atı Suudi Arabistan davet olunurken, İsrail’e komşu ve onunla savaşan Suriye’nin “Esed takıntısı” nedeniyle çağrılmamış olması, ABD’ye verilen yanıtın eksik bir yanıdır. Suudi Arabistan da ABD’ye olan göbek bağı nedeniyle üst düzeyde değil, Bakan Yardımcısı ile katılım gösterdi ve bu alt katılımı tepkiyle karşılandı. Oysa, Suriye davet edilip de Devlet Başkanı Beşar Esad katılmış olsaydı, bu katılım Trump’a atılmış tokat etkisi yapacaktı. Ne yazık ki fırsat kaçırıldı…

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kararına İlk destek Pekin’den geldi. Çin Dışişleri Sözcüsü Lu Kang, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin’i desteklediklerini açıkladı. Şimdi zirve kararının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na götürülmesi bekleniyor. ABD’nin hegemonyası nedeniyle oradan nasıl bir karar çıkacağı bilinmese de sorunun milletlerarası platformda dile getirilmesi, dünyanın dikkatinin çekilmesi bile Evangelist-Siyonizm’e karşı önemli bir hamle olacak. Türkiye’nin liderliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı ABD’ye ve emperyalist düzenine meydan okumuş bulunuyor, ama önemli olan tabii ki kararın uygulanması.

TRUMP KARARININ ARKASINDAKİ GERÇEK NEDEN

Peki, Batı’nın şu an desteklemediği bu kararı Trump niye verdi, en önemlisi ABD devleti bu kararın arkasında neden duruyor? Bu konuda ilk yorumlar; Trump’ın iç politikada sıkışmış olması nedeniyle, Yahudi lobisini yanına çekerek siyasi destek bulmak amacıyla böyle bir kararı aldığı şeklindeydi. Ancak, ABD’deki Yahudi lobisi içerisinde de karara karşı olanlar bulunduğundan, bu yorum geçerliliğini yitirdi. Elbette Trump siyasi destek kazanmayı hedeflemiştir, ancak gerçek neden bu değil.

Gerçek neden, ABD’nin iflas etmiş Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) yerine getirmek istediği Büyük İsrail Projesi (BİP) oyununda yatıyor. ABD’nin BOP içinde en önemli hedefi Özgür Kürdistan kurulması oyunu bozulmuştur. Türkiye-İran ve Irak’ın işbirliği sonucu zamansız öten Barzani horozunun çöplüğü darmadağınık edildi. Oysa ABD o horozu büyütmek için az çaba sarf etmemişti. Suriye için Rusya-Türkiye-İran’ın başlattığı Astana süreci ve ardından Soçi zirve toplantıları, üç ülkenin genelkurmay başkanlıklarınca yürütülen askeri planlama ve istihbarat işbirlikleri, Irak ve Suriye’de ABD’yi çıkmaza soktu. Rusya ve Avrasya’nın diğer ülkeleri ile Çin tarafından desteklenecek bir Batı Asya Birliği için şafağın sökmeye başlaması, ABD’nin BOP ile Ortadoğu’da tasarladığı kan sınırlarını çizemeyeceğini görmesine neden oldu ve proje değişikliğine yöneldi. Trump kararıyla BİP uygulamaya sokuldu.

Büyük Ortadoğu Projesi yerine Büyük İsrail Projesi (BOP out BİP in)

Aslında BOP içindeki Özgür Kürdistan, Büyük İsrail’e giden yolda bir kilometre taşı ve aldatmacaydı. Özgür Kürdistan, İsrail’in güvenliği için tasarlanmış bir ön projeydi. Ralph Peters’in çizdiği kan sınırları haritasında İsrail için “1967 öncesi sınırları” diye yazılmış olması, asıl hedefin kamufle edilmesini sağlamak içindi. İsrail güvenceye alınıp işgalle büyütülecek, sözde Benî İsrâil’e vadedilmiş toprakların elde edilmesiyle ileri aşamada Büyük İsrail’e ulaşılacaktı. Şimdi asıl hedef ortaya çıktı.

Sözde vadedilmiş topraklar; Türkiye’nin güneydoğusundan başlıyor, Ürdün, Suriye ve Irak’ı içine alıyor, Mısır’ın Süveyş alanından ve Arabistan’ın kuzeyinden Kızıldeniz’e, İran’ın Basra kıyılarına kadar uzanıyor. Eğer şimdi Kudüs kararının uygulanması engellenmezse, yarınlarda vadedilmiş topraklarla ilgili istekler ortaya çıkacaktır.

SÖZ YETMEZ, ÖNLEMLERLE KARŞI ÇIKMAK GEREKİYOR

Trump’ın Kudüs kararı aslında ABD derin devletinin Evangelist-Siyonist görüşle geliştirdiği Büyük İsrail Projesini ilan ederek uygulamaya sokma kararıdır. Bu karara katılmamak, kararı kınamak, sözle karşı çıkmak yetmez. Sözle mangalda kül bırakılmasa da karar ve proje geri çekilmez. Yapılması gereken, karşı önlemlerle kararın ve projenin uygulanamayacağını ABD ve İsrail’e göstermektir.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul Olağanüstü Zirvesi’nde karara imza atan ülkeler, Doğu Kudüs’e Filistin Büyükelçiliklerini yerleştirmelidirler. Zirveye liderlik eden Türkiye Filistin başkonsolosluğunu zaman yitirmeksizin büyükelçilik statüsüne çıkarmalıdır. İsrail ile diplomatik ilişkiler ve ticari ilişkiler belli ölçülerde dondurulmalıdır. Türkiye’nin alması gereken çok önemli bir başka önlem daha var. O da NATO’nun denilen, gerçekte ABD’nin kullanımında olan Kürecik radar Üssü’nün kapatılmasıdır.

Kürecik Radar Üssü, Asya ve Ortadoğu kaynaklı balistik füzelere karşı kurulmuş savunma sisteminin gören gözüdür. Kürecik’teki radar bir izleme radarıdır. Balistik füzenin atıldığını saptayıp, verileriyle karşı füzenin yönlendirilmesine olanak sağlar. Sözde NATO bölgesinin Asya ve Ortadoğu kökenli füzelere karşı korunması amaçlı bu üs, aslında ABD’nin isteğiyle İsrail’i koruma amaçlı olup, İran’dan veya başka ülkelerden İsrail’e yönelik balistik füze saldırılarının saptanması için kurulmuştur.

İsrail’in füze kalkanına Türkiye destek olamaz, Kürecik Üssü kapatılmalıdır!

Kürecik üssü kapatılarak, İsrail’e balistik füzelere karşı kendini güvence de hissettirecek kritik bilgi akımı durdurulmalıdır. İsrail’in güvenliğine, füze kalkanına zemin oluşturmak Türkiye’nin işi değildir. O İsrail Oğulları ki vadedilmiş topraklar diye, Türkiye’nin topraklarına göz diken İslam düşmanı bir Yahudi topluluğu. Türkiye’ye karşı Rumlarla işbirliği yapan, ABD ile birlikte Kürtlere destek çıkan bir ülke.

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR, 18 Aralık 2017