As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Prof. Dr. Esmeray Acartürk: Atatürk’ten Sonra Kadın

MAKALELER

Tarih boyunca Türk kadını erkeklerin yanında her türlü sorumluğu almış, Kurtuluş Savaşı’nın her döneminde de canını ortaya koyarak bu kutsal savaşa destek vermiştir. Kadınlarımızın adı, cesaretleri ve kahramanlıklarıyla, dünya tarihine yazılmıştır. Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak bizi onurlandırmıştır. Ülkemizin işgaline karşı çıkmak için halkı bilinçlendiren konuşmalar yapan ve Anadolu’da da görev alan Halide Onbaşı, kocası cephede, kardeşi de şehit olmuşken, 3 aylık bebeğini bırakıp Aziziye Tabya’sını savunmaya koşan Nene Hatun, babasıyla birlikte pek çok savaşa katılan Nezahat Onbaşı, düşmanı esir almayı başaran Erzurumlu Kara Fatma, kağnısıyla İnebolu’dan Ankara’ya cephane taşırken donarak ölen Şerife Bacı ve isimleri bilinmeyen nice kahraman kadınımız var. 

Mustafa Kemal daha 1913 yılında Sofya’da görevliyken, Türkiye’de kadının durumunun iyi olmadığını, peçenin hemen kaldırılmasının ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmalarının koşul olduğunu söylemiş (1), bu düşüncelerini de daha sonraki eylemleriyle yaşama geçirmiştir.  “Dünyada hiçbir milletin kadını,  ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez” söylemiyle kadının değerini vurgulamış ve kadının yurttaş olarak sayılmadığı bir toplumdan yüceltildiği bir toplum yaratmayı başarmıştır. Ankara’da 15 Temmuz 1921’de toplanan Maarif Kongresi sırasında öğretmenlere seslenirken  “hanımlar ve efendiler” diyerek kadınlara öncelik tanımıştır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması dahi yasaklanan “Dünya Kadınlar Günü”, Türkiye'de ilk kez 1921 yılında henüz daha Cumhuriyet ilân edilmeden “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. İkdam Gazetesi' nde 1 Eylül 1925' de yayınlanan bir yazısında "Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştamal veya buna benzer bir şeyler asarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır" demiştir. Türk kadınlarını şeriat zincirinden kurtaran Medeni Kanun'un kabulüyle (17 Şubat 1926) kadınların erkeklerle eşit varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları sağlanmıştır. Bu kanunla ailede kadın erkek eşitliği oluşturulmuş, evliliklerde resmi nikâh yapma zorunluluğu ve tek eşle evlilik esası getirilmiş, kadınlara toplum yaşayışı içerisinde istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanınmıştır. Ek olarak, mahkemelerde tanıklık yapma ve mirasla boşanma konularında da kadın ve erkek eşitliği getirilmiştir. Kadınlar 20 Mart 1930'da Belediye Kanunu ile belediye seçimlerinde seçme hakkı ve 1933'de de Köy Kanunu ile muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı kazanmışlardır. Milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934'de yapılan anayasa değişikliğiyle kavuşmuşlardır. Cumhuriyetimizi 90 yıllık reklâm arası olarak gören ve aynı görüşü paylaşan, Atatürk sayesinde seçme ve seçilme hakkına kavuşmuş bazı kadınlarımız ise bugün bizlere pembe renkli otobüslere binme hakkını kazandırmışlardır. 

Selanik’te 1908’de yayınlanan “Kadın” adlı ilk kadın dergisinin başına “Bir ulusun kadınlarının durumu gelişmişlik düzeyinin ölçüsüdür” diye yazılmıştır. Dergide kadın eğitiminin önemi, başta kadın yazarlar olmak üzere, yazı kurulunun bütün üyeleri tarafından sürekli olarak yinelenmiş ve genç kızların eğitiminin ailenin, toplumun ve hatta devletin geleceğini belirleyeceği de vurgulanmıştır (2). Atatürk  “Memleketimizde cehalet varsa geneldir, yalnız kadınlarımızı değil erkeklerimizi de kapsar… Kadınlarımız erkeklerimizden daha aydın ve daha bilgili olmak zorundadır” demiştir (3). Eğitimsiz büyümek köleliktir. Bugün camilerde, cemaatlerin elinde yetiştirilen, dünyayı sadece bir pencereden görmeye mahkûm edilen kız çocukları yarın müftülerin kıydığı nikâhla evde oturacaklar ve yaşama bakışlarını da, çocuk yetiştiren anneler olarak, sonraki kuşaklara aktaracaklardır. Televizyon başında, eğitime hiçbir katkısı olmayan evlilik programları, diziler vb. yayınları izleyerek beyinleri uyuşturulan kadınların durumu da farklı değildir. Yüz yıldan fazla bir zaman sonra, kadınların neredeyse yarısı sıkmabaşla dolaşıyorsa ve sıkmabaş anaokullarına kadar indiyse, müftüler nikâh kıymaya başladıysa, Atatürk’ün kadınlara sağladığı haklar artık tartışılamaz. Toplumun temel ögelerinden biri olan kadının emeği ve katkısı olmadan ülkeler sağlıklı bir şekilde gelişip kalkınamazlar. İnsan olarak var olması için kadının da, başta yaşama hakkı olmak üzere, çağdaş eğitim dâhil her türlü haktan yararlanması yani özgür birey olması koşuldur. Hakları hiçe sayılan kadın, erdemsiz, yozlaşmış ve geriye giden bir toplumun ortaya çıkışına neden olacaktır. Sokaklarda dövülüp, tecavüz edilen ve vahşice öldürülen kadınlarımız var. Kadın cinayetlerine karşı çıkmak için eylem yapan kadınların da dövüldüğü bir ülkede yaşıyoruz artık. Nasıl giyinmesi,  nasıl doğurması gerektiği kendi kararlarının dışında tutulan, neredeyse kırkı çıktıktan sonra evlenmeleri uygun görülen, makyaj yapmaları kaportaları bozuk ve erkekleri tahrik olarak sayılan, kahkahaları da çok ayıp olarak değerlendirilen, ötekileştirilen, analığı aşağılanan, ezilmiş, eve ve para ödülüyle de daha çok çocuk doğurmaya mahkûm edilen pek çok kadınımızın çağdaş dünyada hak ettikleri yeri alamadıkları ortadadır. Devletin kadına bakış açısını değiştirmesi, bunu gerçekten istemesi ve kararlı olması gerekir. Atatürkçü olarak görünmek önemli değildir. Laik düzende özgürce, cumhuriyet kadınları olarak yaşamak varken kadını şeriat yasalarıyla boğmak Atatürkçülük değil Atatürk’e ihanettir. Atatürk’ü anlamak, devrimlerine sahip çıkmak, ortaçağ karanlığına sürüklenen ülkemizde ivedilikle O’nun yoluna dönmek ve kadını toplum içinde onurlu yerine çıkarmak gerekir. Haklarımızın bize verilmesini beklemek boştur. Haklarımızı kendimiz almak için uğraş vermek zorundayız. Dekolte giyerek tacizciyi tahrik eden kadının da suçlu olduğunu savunan ve tahrik edici kıyafeti belirleyecek bir komisyonun kurulmasını öneren eğitimci konumunda bir kafa varsa ülkemizde, işimiz çok zor biliyorum. Ama mutlaka başarmalıyız. Geleceğimiz Atatürk ve Cumhuriyet sevdasını yüreklerinde taşıyan kadınların elindedir. Biz kadınlar başaramazsak eğer, kadına şiddettin çeşitli söylemlerle desteklendiği, suçluların cezalarının bir kravatla ya da saygın duruşları nedeniyle hafifletildiği güzel ülkemde kader, kısmet, fıtrata (yaradılışa) ters oluruz ve arkamızdan Fatiha okunur.

Yüzyıl önce bir Türk kadını bir Atatürk yetiştirmiştir. Bugünün koşullarıyla biz Türk kadınları da Atatürk’e layık çocuklar yetiştirmek zorundayız. Mustafa Kemal’in kadın askeri olarak, bir insanlık suçu olan kadına yönelik şiddeti, “töre, gelenek, namus” davası adı altında meşrulaştırmaya kalkan, bize “kadın” demeyi ayıp sayıp “bayan” diyen zihniyeti, şeriat yasalarına dönmeyi ve Atatürk’ün bize kazandırdığı hakları tek tek elimizden almayı amaçlamış olanları reddediyor ve kınıyorum.

Prof. Dr. Esmeray Acartürk

BDK Üyesi

Kaynakça

1. Mumcu A. Atatürkçülükte Temel İlkeler. İnkilâp Kitabevi. İstanbul, 2000. 

2. Aydın H. Kadın (1908–1909):  Selanik'te Yayınlanan İlk Kadın Dergisi Üzerine Bir İnceleme. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,  22 / 2009.   

3. İnan A. Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul, 2017.