As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Celal Durgun: Atatürk'ün Son Ayları

MAKALELER

Atatürk, ağır hastadır. Tedavisi SAVARONA YAT’INDA sürdürülmektedir. 

Atatürk’ün çocukluk arkadaşı, dava yoldaşı Ali Fuat Cebesoy da SAVARONA’DADIR. 

Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u yanına çağırır; “Fuat Paşa! İyileşir iyileşmez yine Alemdağ’a gidelim. Yine kuru köftemizi, haşlanmış yumurtalarımızı, sigara böreklerimizi yanımıza alalım. Acaba hala o asırlık ağacın dalları gölge veriyor mu? O ufak pınarın suları hala buz gibi soğuk mu? Yoksa zaman onu da kurutmuş mu?” der.

Ali Fuat Paşa, doktorun izin vermeyeceğini biliyor, ancak Atatürk’ü üzmek istemez, “Gideriz Paşam” yanıtını verir.

Aradan birkaç gün geçer; Atatürk, yine Ali Fuat Cebesoy’u yanına çağırır; Ankara’ya dönmeden önce ALEMDAĞ’DAKİ KÖŞK’TE bir süre dinlenmek istediğini, doktorların da bunu kabul ettiğini yeniler.

Bildiğim kadarıyla hastalığın derinliği nedeniyle, Atatürk’ün bu isteği gerçekleşmez. 

Fakat bir gün inanılmaz bir olay yaşanır.

Atatürk, şezlong koltuğunda dalgın gözlerle, dinlenmektedir. 

Yanında Kılıç Ali, Salih Bozok, Doktor’u Profesör Neşet Ömer İrdelp vardır. 

Atatürk, birden silkinir; sanki üstüne abanmış güçsüzlüğü, uyuşukluğu sırtından atmak istiyormuş gibi, sanki karaciğerini kemiren derdi çiğneyip ezecekmiş gibi doğrulur ve kendinden emin bir şekilde:

“Bir motor gezisi yapalım!”

Kılıç Ali, Salih Bozok, Neşet Ömer şaşkındır. 

Atatürk’ün,  sarsılmaması, yorulmaması gerektiğini biliyorlar.

Gözler Doktor Neşet Ömer’e dikilir.

Atatürk, devam eder; “Acar’la hem de. Özledim Acar’ı… Nicedir kullanmıyoruz!”

Kılıç Ali, Neşet Ömer’e bakarak: “Yorulmaz mısınız Paşam?” der.

Çünkü Atatürk, daha önce de böyle gezintilere heves etmiş, ancak Prof. Fissenger kesinlikle onay vermemişti. 

Sandalla çok uysal bir denizde beş on dakika dolaşabilirdi, o kadar.

Atatürk, ayağa kalkarak: “Hayır, çok iyiyim! Küçük bir gezinti beni büsbütün diriltecek” der ve ısrarını sürdürür.

Neşet Ömer boynunu büker, engellerse Atatürk’ün morali bozulacak, engellemezse rahatsızlığı artabilecek; bunların ikisi de birbirinden kötü” ikilemi ile kararsızdır.

Atatürk’e moral vermek için; “İyi görünüyorsunuz Atatürk. Kısa olmak şartı ile engel olmam.”

“Hadi, gördünüz mü, doktor da izin verdi, ne duruyorsunuz?”

 “Acar” motor hazırlanır, Atatürk ve arkadaşları hep birlikte motora geçerler.

 Atatürk, gerçekten dinçleşmiş, yüzüne renk gelmiştir. 

Sağlıklı günlerinde olduğu gibi canlı ve candan davranışı motordakileri sevindirmiştir.

Kardeşi Makbule Atadan, Afet İnan, evlatlığı Sabiha da motordadırlar ve onlar da çok mutludurlar. Florya’ya gelindiği zaman, Atatürk’ü böyle diri, güleç ve zinde görenler, onu çılgınca alkışlar, “Bin yaşa Atatürk, canım sana feda” diye bağırırlar. 

Atatürk, kıyıları dolduran halkı selamlıyor; halk ta, Atatürk’ü görmenin saadetini yaşıyordu. 

Etle tırnak olmuş bu ikili, birbirine kan vermiş, can vermiş gibi bütünleşmişti.   

Motor, kıyıları oya gibi işleyerek Dolmabahçe önüne geldi. 

Doktor ve beraberindekiler, Atatürk’ün SAVARONA’YA çıkmasını bekliyor ve öyle olmasını istiyorlardı. Fakat Atatürk;”Boğaza” dedi. “Boğaz’da bir tur atalım.” 

Öyle yaptılar. 

Çünkü Atatürk’e direnmeye kimsenin gücü yoktu.  Üstelik Atatürk’te mutlu görünüyordu.

Motor, yine kıyıya en yakın yerlerden geçiyordu ve Atatürk’ün motorunu gören İstanbullular, selam duruyor ve el sallıyorlardı. 

Atatürk,  gülümsüyor, yorgun elini sallıyordu. 

Bebek koyuna girildiği zaman deniz, sandalla dolmuştu. 

Genç kızlar, delikanlılar, yaşlılar O’na ellerini uzatıyorlar, alkışlıyorlar, “Atatürk! Atatürk! Atatürk!” diye tempo tutuyorlardı.

Bu yolculuk böylece Rumeli Kavağı’na kadar sürdü. 

Buraya gelince, yol boyunca ışıldayan mavi gözleri gölgelendi. 

Yüzünün pembeliği uçmuş, balmumu sarısı bir renge dönmüştü.  

“SAVARONA’YA  dönelim”, dedi. “Hem bütün hızımızla.”

Acar yön değiştirdi, boğazın kıpırdayan sularında bütün hızı ile ilerliyordu. 

Atatürk, motorun salonuna geçmiş, bir koltuğa oturmuştu.

Motordakiler şaşkın ve çaresizdiler.

 Herkes yerinden kıpırdamıyor, korku yüklü gözlerle Atatürk’ün solgun yüzüne bakıyordu.

SAVARANO’YA döndüler.  

Temmuz’un 23’ünde bir kez daha, ama bu sefer SAVANORA ile Florya’ya ve Boğaz’a çıkacak, sonra dermanı tükendiği içi Kılıç Ali ve İsmail Hakkı Tekçe tarafından bir koltukta Dolmabahçe Sarayına taşınacaktı. 

Bu, O’nun son gezisi oldu. 

Ölüm döşeğine düşmüştü artık. (Kaynak: Atatürk’ün Fikir Sofrası / İsmet Bozdağ)