As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Prof. Dr. Sinan Bayraktaroğlu: Cumhuriyet’in 100. Yılına Doğru Dil Çıkmazı

MAKALELER

Anadil Eğitimi, her toplum ve ulusun her zaman titizlikle üzerinde durup ele aldığı ve sık sık gözden geçirdiği, daha doğrusu, o toplumun bugünü ve yarını için hayati önem taşıyan bir alandır.  Etkin bir anadil eğitimi, bir toplumun eğitim ve kültür düzeyini şekillendiren, bireylerin özgür düşünebilmesini, yaratıcılığının gelişmesini, eleştirel düşünebilmeyi, yorum yapabilmeyi, iletişim kurabilmeyi, etkin biçimde yazılı-sözlü etkileşimde bulunabilmeyi, kısaca, bir toplumu toplum yapabilen, ulus-devlet oluşturabilen, bireyi birey yapan ve onu özgür kılabilen ve her ülkenin ulusal eğitim politikasının temelini oluşturan olmazsa olmaz bir koşuldur. 

Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti, böylesi bilimsel ilkelere bağlı olarak, onun kurucusu olan 

Atatürk’ün şu söylemleri doğrultusunda kurulmuştur:  

“Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlâkının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.”;  

“Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz” 

Ancak, bugün genç bir nüfusa sahip Türk toplumunda çok sayıda okuryazarımız, bizi biz yapmayı, birlik ve beraberliğimizi ve eğitim-kültür birliğimizi ciddi boyutlarda tehdit edecek kadar vahim bir “dil çıkmazının” içine sürüklenmiş olduğumuzun farkında değildir. 

Bu çıkmazın temelinde eğitim sistemimizdeki sorunların yattığı açıktır. 

Giderilmesi birkaç nesil alacak gibi görünen bu sorunun temelinde, ulusal düzeyde bir devlet politikası olarak, toplumun ihtiyaçlarına dönük, çağdaş eğitim ilkelerini esas alan, şeffaf, kapsamlı, tutarlı ve sürekliliği olan bir “dil eğitimi politikasının” belirlenmemiş olması bu sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. 

Ünlü dilbilim felsefecisi Ludwig Wittengenstein (1921) “Dilimin sınırları dünyamın sınırları demektir” diye yazmıştır. Dil olmayınca “düşünce” de “yaratıcılık” da olamaz. 

Ne var ki, bugün yapmakta olduğumuz hem Türkçe hem de İngilizce eğitiminde son derece endişe verici sorunlar yaşanmaktadır. Yıllardır süregelen bu sorunların Cumhuriyet’in 100.yıldönümüne az bir zaman kalmış olmasına rağmen henüz üstesinden gelinememişken bunun üzerine bir de yükseköğretimde “İngilizceyle eğitim” sevdasına kapılmakla ülkemiz tam bir dil çıkmazının içine sürüklenmiş durumuna düşmüştür. 

İngilizceyle eğitim İngilizce öğretim ve öğrenim yöntemi değildir. Bunlar pedagojik amaç ve hedefleri farklı iki tür eğitim faaliyetleridir. 

Yabancı dille eğitim uygulamasının yükseköğretimin kalitesini ciddi boyutlarda tehdit ettiğini görüyoruz.  Burada vahim olan, Bugün bu uygulamaya tabi tutulan öğrencilerin bırakın İngilizce olarak yorum yapmalarını, kendi ana dillerinde dahi üretken ve yaratıcı olmalarını sağlayıcı temel dil kullanım becerilerini edinebilecekleri bir eğitim ortamından yoksun bırakılmalarıdır. 

Böylesine bir ‘dil çıkmazı’nın hem Türkçe hem de İngilizce eğitiminde öncelikle amaç ve hedeflerin, buna bağlı olarak müfredat içeriklerinin, öğretim yöntemlerinin, dil yeterlilik düzeylerinin ve ölçme-değerlendirme sistemlerinin belirlenmemiş olmasından ve öğretmen yetiştirme programlarına ve denetim-kalite güvencesi standartlarına kadar uzanan bir dizi pedagojik ilkenin hayata geçirilmemiş, uluslararası standartlara uygun çağdaş bir dil eğitimi politikasının oluşturulmamış olmasından kaynaklandığını görüyoruz. 

Bunun en çarpıcı örneği, bugünkü Türkçe eğitimi uygulamasıdır. Şöyle ki, OECD’nin üç yılda bir 15 yaşındaki çocuklar için düzenlediği PISA (Program for International Student Assessment) (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) 2003, 2006, 2009, 2012 ve en son 2015 ölçümlerinde öğrencinin ana dilinde ‘Okuduğunu Anlama’ becerileri bakımından OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin sürekli olarak en alt sıralarda yer alması Türkçe eğitimimizin ne denli vahim bir durumda olduğunun somut kanıtıdır.  25 

Bu bağlamda, Eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın 123. Bâb-ı Ȃli Toplantısı’nda söyledikleri bugün Türkçe Eğitiminin çağdaş pedagojik ilkelerden ne denli uzak olduğunun acıklı bir itirafıdır: 

“Milli Eğitim Bakanlığı olarak, eğitimciler olarak, bizim görevimiz, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının önce ilkokullarda, bizi bir millet yapan temel değerleri öğrenmeleri ve içselleştirmeleri. Mümkün olduğu kadar bu ortak bizi biz yapan, millet yapan, bizi bir arada tutan, bizim toplumsal hayatımızı ahenkli hale getiren ortak değerlerimizi içselleştirileceği bir eğitim. Bunun da başında Anadil geliyor. Yani Türkçeyi tüm çocuklarımızın çok güzel konuşması, yazması, dinlemesi, anlaması. Türkçeye hakimiyetinin olabildiğince üst düzeye taşınması. 

Yabancı dil eğitimiyle ilgili eleştiriliyoruz. Türk eğitim sistemi yabancı dili öğretemiyor. Doğru. İngilizcemizi uluslararası ölçeklerde ölçtüğümüz için bunu biliyoruz. Peki Türkçemizi ölçüyor muyuz uluslararası ölçeklerde? Hayır ölçmüyoruz. Dolayısıyla oradaki durumumuzun vahametinin yeterince farkında değiliz. Ama gelişen yeni teknolojilerin olumsuz etkileriyle Türkçenin doğru kullanılması, doğru konuşulması konusunda biz çok ciddi risklerle karşı karşıyayız”. (bizim vurgulamamız) 

Bugün, Türkçenin bir anadil olarak öğretim ve öğreniminde, Türkçeye ait dil düzeylerinin belirlenmemiş ve bilinmeyen bu dil düzeylerine bağlı sınav ölçeklerinin oluşturulmamış bulunması büyük bir aymazlıktır. 

Böylesine bir boşluk içerisinde, Türkiye’nin sürekli olarak böylesine vahim PISA sonuçları ile karşılaşması tabii ki doğaldır. PISA ölçümü okuma yeterliliği, bilgiye ulaşmak ve bilgiyi hatırlamak, bilgileri bir araya getirmek ve yorumlamak ve kendi düşüncelerini yansıtmak ve metni değerlendirmek gibi becerileri içermektedir.  

Unutulmamalıdır ki, anadili eğitimi bir ülkenin eğitim sisteminin temelini oluşturmaktadır. Şöyle ki, öğrenmeyi öğrenmek ve öğreticiye bağımlı olmadan kendi başına çalışma becerilerini edinebilmek ancak “öğretici odaklı” bir eğitim yerine “öğrenici odaklı” bir eğitim ortamında yürütülen, öğrenmeyi öğretme yöntemleriyle uygulanan etkin bir anadili eğitimi aracılığıyla mümkündür.  

Çağdaş eğitim düşüncesine göre, anadili eğitiminin temel amacı, öğrenciye, okuduğunu ve dinlediğini anlayabilme, yorum ve eleştirel düşünce üretebilme, yaratıcı biçimde düşünebilme, problem çözebilme, araştırma-sorgulama yapabilme, yazılı ve sözlü iletişim kurabilme, sözcük dağarcığını geliştirme, dil bilinci ve etkin bir sözlü etkileşim becerilerini ve bilgi teknolojilerini kullanabilmeyi kazandırmaktır. 

Olmazsa olmaz nitelikteki bu öğrenim becerileri bir kez kazanıldığı takdirde, bunların eğitim faaliyetinin tüm alanlarına, yani diğer derslerin öğrenimine aktarılarak uygulanması gerçekleşebilir. Bunun sonucunda, ancak o zaman başarılı, verimli ve yaşam boyu sürdürebilirliği bulunan bir eğitim sisteminden söz edilebilir. 

Küreselleşen bir dünyada yükseköğretime uluslararası düzeyde akademik bir kimlik kazandırabilmek için İngilizce öğretim ve öğrenimine ne kadar büyük önem verilse yeridir. Ancak, etkin bir Türkçe eğitimi gerçekleştirilmediği sürece bugün ülkemizde ne uluslararası kalite standartlarında bir yabancı dil eğitiminden ne de yabancı dille yapılan bir eğitimden söz etmek mümkündür.   

Dolayısıyla, etkin bir Türkçe eğitimi ve buna bağlı olarak uluslararası standartlarda güçlü bir İngilizce eğitimi, akademik eğitimin Türkçeyle yapılması koşuluyla hayata geçirilmelidir. 

Bugün ortaya çıkan bütün başarısızlıklarına rağmen bilinçsiz bir iyimserlikle ısrar edilen İngilizceyle eğitim uygulamasının Türk eğitim sistemi ve Türk dili üzerinde yarattığı olumsuz sonuçlar vahimdir.  

İngilizceyle eğitim yapma pahasına kendi anadilinde düşünebilme, sorun çözebilme, üretebilme ve yaratıcı olabilme becerilerinden yoksun bırakılan genç nüfusumuz, geleceğin Türkiye’sine ümit olma yerine, altından kalkılması çok zor sosyal ve ekonomik sorunlar yaratacak bir tehdit haline kolayca gelebilir. 

Evet, bugün eğitim sistemimizde, özellikle yükseköğretimde, acilen ele alınması gereken bir “dil çıkmazı” sorunu yaşanmaktadır. Sorumluluğunu hep birlikte taşımamız gereken bu sorun ne kadar ağır olursa olsun kararlılığımız asla sarsılmamalı ve umutsuzluğa asla kapılmamalıyız. M. Kemal Atatürk’ün sözleriyle "Ben hayatımın hiçbir anında karamsallık nedir tanımadım." 

❖ Bu yazımızda sözü edilen “dil çıkmazı” nın ne olduğu ve sorunların nerelerden kaynaklandığının kapsamlı biçimde irdelenmesi ve bunları giderici çağdaş dil pedagojisi doğrultusunda öne sürülen yapıcı çözüm önerileri için bkz: Cumhuriyetin 100. Yılına Doğru Yükseköğretimde Dil Çıkmazı: Türkçe ve İngilizce Eğitimde Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Atattürkçü Düşünce Derneği Yayını, 318 s.  Kitabın tüm satış gelirleri Atatürkçü Düşünce Derneği’nindir. Sipariş için www.addmagaza.com  

Prof. Dr. Sinan Bayraktaroğlu 

Atatürkçü Düşünce Derneği Bilim ve Danışma Kurulu Üyesi