As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Feyziye Özberk: Mustafa Kemal Atatürk’ün Farkı Neydi?

MAKALELER

Mustafa Kemal’in birlikte mücadeleye girdiği, çoğu zaman omuz omuza olduğu değerli bazı aydınlardan farkı neydi? Neden onlardan bazıları, Adnan Adıvar, Zekeriya Sertel gibi, yıllar sonra büyüklük göstererek, “Biz haksızmışız, Atatürk haklıymış” dediler? Bu soruya verilecek ikna edici pek çok yanıt olabilir. Bence en önemlisi Atatürk’ün, en yoksul en ezilen kesim başta olmak üzere halkını, ülkesini çok seviyor olmasıdır. Bu nedenle kendi kaderini onlarınkiyle birleştirmişti. Örneğin Rauf Orbay, “ekmeğini yedim” diyerek Padişah’a sadakatten söz ederken Atatürk, halkının geleceğini mutluluğunu dikkate aldı. Padişahlığın, halk için eğitimsizlik, ezilme, sefaletten yani koyu bir karanlıkta yaşamadan başka bir anlamı yoktu. Halk alınyazısına kendi karar vermeliydi. 

Atatürk, hep halkın safında, hep mücadele safındaydı. O bir halk ve mücadele adamıydı. Sırtında hep halkını, devletini temsil eden bir “yumurta küfesi” yani sorumluluğu vardı. Onu tehlikeye atamazdı. Mustafa Kemal, geniş kültürel, siyasi birikiminin yanı sıra cepheden cepheye koşarken tüm kesimlerle asker-sivil, zengin-yoksul hep iç içe oldu. Onları ve gerçeği yakından tanıdı. Farklı inanç, din ve kökenden gelen ya da zengin, yoksul olan insanlarını laiklik ve eşit yurttaşlık temelinde birleştirebileceğini, ayrıca geleceğin de ilerlemenin de bu seçimde billurlaştığını gördü. Tüm hesaplarını ve seçimlerini, aklın ve bilimin ışığında, bu temelden hareketle yaptı. Osmanlıcılığın ve İslamcılığın çıkmazına karşı, millete dayanan devrim yolunu seçti. Onun seçtiği bu yolun başarıyı da sağladığını biliyoruz.

Adnan Adıvar: “Biz haksızmışız, Atatürk haklıymış”

Bu açıklamayı Vedat Günyol’dan dinlemiştim (1): “Halide Edip ve Adnan Adıvar Türkiye’yi terk ettiler, ‘tepeden inme yasalar getiriliyor’ diye. Atatürk’e karşı cephe alıp bir süre İngiltere ve Fransa’da yaşadılar. Döndükten sonra Adnan Bey İslam Ansiklopedisi’ni çıkarmaya başladı, ben de onun yanında 12 yıl çalıştım. Karşı karşıya oturdum, zamanla onu çok sevdim, en çok sevdiğim tarafı da şu: Bir gün dedi ki: ‘Vedat biz haksızmışız, Atatürk haklıymış’. İşte bu büyük bir itiraf ve büyük bir insanın itirafı...”

Dr. Adnan Adıvar, ülkemizin hem siyasi yaşamında hem de bilim alanında iz bırakan önemli kişilerindendir. Türkiye’de bilim tarihinin tanınıp sevilmesinde Adıvar’ın rolü önemlidir. Adnan Adıvar işgalcilerin işbirlikçisi hükümetin, gıyaplarında idama mahkûm ettiği, başta Mustafa Kemal’in olduğu önder nitelikli yedi kişiden biridir. Kurtuluş mücadelesinin en zor yıllarında, en ön cephede Atatürk’le omuz omuza mücadele etmiştir. Eşiyle, kendi istekleriyle, yurtdışına çıktıktan sonra da Cumhuriyet’in getirdiği değişiklikler konusunda olumsuz düşünceler belirtmemiştir. Temelde değişimlerin yöntemine eleştirel bakmış, devrimci genç Cumhuriyet’in karşı karşıya olduğu tehlikelerin ciddiyetini görememiştir.

Adnan Adıvar neden karşı safa sürüklenmişti?

Hangi koşul ya da neden Adnan Adıvar’ı, Mustafa Kemal’in karşısındaki safa sürüklemişti? Bu soruya, en açıklayıcı yanıtı Hasan-Âli Yücel veriyor (2). Çünkü kendi de o devrim mücadelesinin içinde yer alıyor ve bu iki büyük insanı da yakından tanıyor. “Adnan Adıvar, Türklerin yetiştirdiği mühim adamlardan biriydi. Onu, daha Tıbbiye sıralarındayken siyasete çeken kuvvet, hürriyet aşkı ve istibdat nefreti olmuştu. Bu aşk ve nefret, ömrünün son anlarına kadar sönmeden sürüp gelmiştir. Bilhassa 1950’den önceki yazılarında görülen politika fikirleri, en ziyade fikirde hürriyet anlamı etrafında döner. Fakat bu hürriyet kavramının topluluk hayatının türlü safhalarında nasıl bir sistemin içine girebileceği veya sistemsiz bir rejimde nasıl gerçekleştirileceği hakkında ne kendisiyle görüşmelerimde, ne de siyasi ifadelerinde kesin bir fikre rastlamadım. Merhum bana, ilimde ne kadar yapıcı olmaya müsaitse politikada o kadar itirazcı görünmüştür. Çünkü ruhundaki kuvvetli ‘tenkit’ hassası ve hür, müstakil olma meyli, ilim için yapıcı olmaya sevk ettiği nispette siyasette onu yapıcılıktan alıkoymuştur. İnkılap senelerinde, Doktor, Atatürk’ün bütüncül ve kurucu ruhuyla bağdaşamamış hissini verir. O, rahat, huzurlu bir hayat için yaratılmamıştı. Yapılanları ve yaptıklarını devamlı bir tenkit kontrolünden geçirerek rahat etmek mümkün müdür?”

Zekeriya Sertel’in vicdanıyla hesaplaşması 

Zekeriya Sertel Atatürk’ün cenaze törenini izlerken vicdanıyla bir hesaplaşma gereğini duyar. Şöyle yazar anılarında: “Sağlığında biz bu adama karşı demokrasi ve özgürlük savaşı yapmıştık. Onu demokrasi ve hürriyet getirmediği için adeta suçlu sayıyorduk. Çünkü o vakit ağaçların içindeydik, ormanı göremiyorduk. Şimdi geçenleri daha berrak görebiliyorum. Atatürk memleketin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatında büyük devrimler yapmıştı. Halifeliği ve Padişahlığı yıkmış yerine bir cumhuriyet rejimi getirmişti. Halkın sosyal hayatında ve geleneklerinde birçok esaslı değişiklik yapmıştı.” 

Zekeriya Sertel, yaşanılan altüst oluşların sıcaklığı azalınca olan-bitene tepeden bütüncül olarak bakabiliyor ve karşı karşıya gelen iki safı net bir biçimde görebiliyor. Atatürk’ün yaşadığı zorlukları ve O’nun da her istediğini yapamayacağını anlıyor: “Bu devrimler bazılarında hoşnutsuzluk yaratmıştı. Halife ve Padişahtan yana olanlar ona cephe almışlardı. İttihatçılar ona karşı suikast tertiplemişlerdi. Emperyalistler de memleket içinde isyanlar çıkartmışlardı. İstanbul’da bütün Halifeci, Padişahçı ve gerici basın Atatürk’e karşı yaylım ateşi açmıştı.” 

Bu otorite sevgiye dayanıyordu

“Bütün bu koşullar içinde hürriyet ve demokrasi gelişebilir miydi? Tersine devrim düşmanlarına karşı az çok sert davranmak gerekir. Atatürk de iç ve dış düşmanlara karşı ihtiyatlı ve tedbirli bulunmak ihtiyacındaydı. Böyle olmakla beraber Hitler ve Mussolini biçiminde bir diktatörlüğe gitmedi. Kişi egemenliğinden çok Meclis egemenliğine, yani halk egemenliğine önem verdi. Yumuşak, sevimli ve akıllı bir otorite kurdu. Bu otorite diktatörlükte olduğu gibi korkuya değil, sevgiye dayanıyordu. Onun için bizim istediğimiz kadar değilse de gene de günün koşullarının elverdiği ölçüde hür bir rejim kurdu. Biz eleştirilerimizi özgürce yapabildik. Nâzım Hikmet en devrimci şiirlerini onun döneminde yazdı.” 

O, yarının adamı oldu, yarının adamı olmakta devam ediyor

“Atatürk, yeni bir fikir, yeni bir ahlak ve yeni bir ülkü adamı idi. O, yarının adamı olmak istemişti. Yarının adamı oldu. Yarının adamı olmakta devam ediyor ve yarının adamı kalacaktır.” Atatürk’ümüzü çok iyi anlayan anlatan Bu değerlendirme Enver Ziya Karal’a ait. Atatürk, evrensel bir düşünür ve önderdir. Düşünceleriyle, başardıklarıyla ülkemizde ve dünyada çok derin izler bıraktı. O, hem kafalarda hem yüreklerde yaşıyor ve bizlere yol gösteriyor. Göstermeye de devam edecek… Ona sahip olduğumuz için gururluyuz. Ne mutlu bize! Böyle büyük bir Ata’ya sahibiz.

Son söz: yalnızca Onunla övünmekle yetinebilir miyiz? O’nun bize verdiği görevleri görmezden gelebilir miyiz? Tabii ki hayır! Başta gençlerimiz olmak üzere her birimiz birer Mustafa Kemal olmalıyız. O’nun gibi düşünür ve O’nun cesaretine sahip olursak Mustafa Kemal gibi biz de başarabiliriz. 3 Kasım 2017, Ankara

Bilim ve Ütopya dergisinde “İz Bırakanlar” dosyasında Kasım 2003, yayımlanan: Vedat Günyol çalışması

Bilim ve Ütopya dergisinde “İz Bırakanlar” dosyasında Mayıs 2005, yayımlanan: Dr. Adnan Adıvar çalışması

Özata, 2005, s. 35-36, Enver Ziya Karal’dan alıntı