As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Prof. Dr. Esmeray Acartürk: Biz hangi dili konuşuyoruz?

MAKALELER

Dil insanların duygularını, düşüncelerini bildirmek için koyduğu, insan sesiyle kurulan bir işaretler sistemidir(1). Bizler ancak birbirimizin dilini anlarsak iletişim kurabilir, anlaşabilir ve en önemlisi de bir ulus olabiliriz. Bunun için hepimizin anlayabileceği sade bir dile yani Türkçeye gereksinimimiz vardır.Ayrıca Türkçeyi doğru, etkili ve akıcı kullanmak da kültürlü ve uygar olmanın göstergesidir (2). Yazı dilinin karmaşık Arapça ve Farsça deyimlerden arındırılarak konuşulan Türkçeye yaklaştırılması konusu, Tanzimat’tan itibaren Türk yazarlarını yakından ilgilendirmiştir. Şinasi ve Namık Kemal ile başlayan sadeleştirme eğilimi, Ahmet Mithat Efendi ile büyük bir aşama kaydetmiş ve İkinci Meşrutiyet yıllarında Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul gibi yazarlarla zirveye ulaşmıştır. Cumhuriyet ile birlikte hızlanan sadeleştirme eğilimi de   1 Kasım 1928’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Türk abecesini kabul etmesiyle yani YazıDevrimi ile sonuçlanmıştır. Türk Dili Tetkik Cemiyeti(Türk Dil Kurumu) 12 Temmuz 1932’de "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" amacıyla Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Türkçenin, Arapça ve Farsça kökenli sözcük ve dilbilgisi kurallarından arındırılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak ulusal dili olarak yazı ve konuşma dili haline getirilmesini amaçlayan bu yenilenme hareketi de Dil Devrimi olarak adlandırılmıştır.Dil Devrimi kısaca, Türkçe ile düşünmeyi ve Türkçenin bütün bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda ilerlemesini sağlayan dili geliştirme eylemidir. Mustafa Kemal Atatürk  “Milletin çok açık niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, Türk toplumuna bağlı olduğunu iddia ederse buna inanmak doğru değildir” diyerek dilimizin önemini vurgulamıştır. Atatürk tarafından kendisine Dilaçar soyadının verildiği Agop Dilaçar da “Dili yapan insan değil, insanı yapan dildir. Bir milleti tam olarak anlayabilmek için, onun dilini de bilmek gerekir. Milleti kandan ziyade ana dili belirtir…” demiş ve ulus olmanın önemli bir gereğini vurgulamıştır (3).Dil Devrimiyle yenilenip gelişen Türkçe bugün yabancı dillerin etkisiyle çok bozulmuştur (2,4).

 

 

 

Dilimize pek çok anlam bozukluğu ve yapısal yanlış girmiştir.“Geçen zaman, geçen ay” yerine” geçtiğimiz zaman, geçtiğimiz ay” (zaman durup biz geçmiyoruz, ne yazık ki zaman geçiyor) kullanılmaya başlanmıştır. “Ahmet Bey çok olumlu tepkiler aldı” (tepkinin olumlusu olmaz, tepki olumsuz söz veya davranıştır), “on tane askerimiz şehit oldu” (insanlar elma armut gibi tane tane sayılmaz, on askerimiz şehit oldu demek yeterlidir), “beğeni topladı” ( beğeni toplanılacak bir madde değildir, beğenildi demek yeterlidir), “facia ucuz atlatıldı” (facia çok acıklı bir durum demektir, ucuz atlatılsaydı zaten facia değildir) vb. yanlış ifadeler dilimize yerleşmiş ve hızla yayılarak toplum tarafından kolayca benimsenmiştir.

 

 

 

Tekil ve çoğul kullanımında kargaşa vardır. Kullandığımız bazı sözcükler tek başına zaten çoğul ifadelerdir. Esnaf (sınıflar), tüccar (tacirler), mühimmat (önemli şeyler), evrak (kağıtlar), beyanat (demeçler), ebat (boyutlar). Sunucuların zaman zaman“bir çok yasalar yapıldı” (birçok yasa yapıldı)gibi ifadeleri topluma kötü örnek olmaktadır. Bir yabancı sözcüğün sonuna Türkçe bir ek getirerek kırma sözcükler üretilmesi de çok yaygınlaşmıştır. Zırvalık  (Farsça zırva saçma sapan demek, saçma sapanlık olmaz), mezbelelik (Arapça mezbele çöplük, çöplüklük olmaz), sayfiyelik (Arapça sayfiye yazlık, yazlıklık olmaz), mailleşmek, çetleşmek gibi dilimizi yozlaştıran daha pek çok sözcük bulunmaktadır.

 

            Her dilde olduğu gibi Türkçede de belli bir ölçüde yabancı sözcük bulunması kaçınılmazdır. Ancak, özenti olarak kullanılan yabancı sözcüklerin sayısı giderek artmaktadır. Yabancı kökenli sözcüklere bazı köşe yazarlarımız ve görsel ve yazılı basın kuruluşları sıklıkla yer vermekte ve Türkçe karşılıkları olmasına karşın konuşurken şop (shop), stor (store), jenerasyon (generation), detay (detail), dizayn (design)), larc (large) sözcüklerini anadilimizmiş gibi yadırgamadan rahatlıkla kullanmaktadırlar. Dilimize girmiş çok sayıdaki yabancı sözcükle yarım yamalak sanki İngilizce konuşuyoruz. Türk Hava Yolları gibi bir kuruluş dahi çocuklar için İngilizce-Türkçe olarak hazırladığı derginin başlığında “heroes” kullanmakta ve “kahramanlar” deme gereği duymamaktadır. Daha da acıklısı tek başına Türkçe kullanırsak anlaşılmayacakmış gibi ya da yine bir özentiyle Türkçe ve yabancı sözcükler yan yana getirilmektedir. “Duble yol, ekstrem sıcak, eyçdi kanallar fri olarak izlenecek, halk tivi, start aldı”gibi.

 

Kitap okuyup bilgi sahibi olma gibi bir alışkanlığımız olmadığından konuşurken de bilgi yanlışları yapıyoruz. Matine zaten akşam demek olduğu halde “akşam matinesi”, yılan ısırdığı halde “yılan soktu” diyebiliyoruz. Ayrıca konuşurken kullandığımız gereksiz pek çok sözcük var.“Yapılan araştırmalar” (araştırma zaten yapılan bir işlemdir), “beraber ıslandık yağan yağmurda” (yağmur da zaten yağan bir şeydir) gibi. Başvuruda bulunmak (başvurmak), iniş yapmak(inmek), çıkış yapmak (çıkmak), kalkış yapmak (kalkmak) gibi dilimize son yıllarda nasıl girdiği belli olmayan ve hızla yayılan gereksiz eylemler de var.

 

Gençler arasında daha yaygın olan ancak, ne olduğu belli olmayan ve televizyon ekranlarında özellikle kısa tanıtımlarda ve dizilerde işittiğimiz saçma sapan bazı sözcükler bulunuyor. “Koptum ya, kal geldi, zevzeme, “ş“ yerine s kullanımı (askım, iste), ay inanmıyorum, atıyorum, hayret bişey”. Bunlar nereden ve ne amaçla Türkçemize girdi bilmiyoruz. Son günlerde de “evet” yerine “aynen” demeye başladık.

 

Bazı sözcükleri de yabancıların kullandığı şekliyle dilimize yapıştırmışız. “Bol şans, kahretsin, korkarım ki, kendine iyi bak, bay bay”. Oysaki bunların yerine kullanacağımız çok güzel Türkçe sözcüklerimiz var. Özellikle büyüklerin çocuklara hoşça kal yerine “bay bay” öğretmesi gerçekten bağışlanamaz bir olgudur.

 

Yine son zamanlarda Türkçe söylendiğinde anlaşılmayacakmış gibi bir de yanına aynı anlamı taşıyan yabancı kökenli sözcüğü yapıştırıyor ve “ mutlu-mesut (Arapça), koşullu-şartlı (Arapça), ilke-prensip (İngilizce)” gibi yinelemeler yapıyoruz.

 

Sonuçta, ulus olarak hep birliktene yazık ki güzel Türkçemizi yok ediyor,Farsça+Arapça+ Fransızca+ İngilizce+uydurma sözcüklerden oluşmuş bir dil kullanıyor ve aralara da bazen bir Türkçe sözcük ekleyerek konuşuyoruz.

 

Kirlenen dilimizi “deterjan”“lux sabun”,”klorax” ya da, “dixi”  ile temizleyemeyiz. Dilimizi temizlemek için öncelikle temizlik gereçlerini Türkçe kullanarak arındırmalıyız. Başarmak için Dil Devrimi’ni anımsamalı ve yeni baştan o yolda yürümeye başlamalıyız. Dil eğitimi evde başlar, okulda ve yaşadığımız çevrede devam eder. Anne-baba, öğretmen, görsel ve yazılı basın hep birlikte sil baştan eğitilebilmesi çok güç olsa da bir yerden başlamak gerekmektedir. Her konuda topluma örnek olan Atatürkçü Düşünce Derneği başı çekmeli ve dildeki yabancılaşmaya ve yozlaşmaya karşı ivedilikle önlem almalıdır.

 

            1.Öncelikle Türkçemizi çok sevmeliyiz ve Ozan Namık Gökçay’ın dizelerinde dediği gibi dilimiz sesimiz, özümüz, düşümüz, gerçeğimiz olmalıdır (5).

 

Türkçem, dilim benim,

Tüm canlılığım, sıcaklığım,

Sözünde, söyleyişinde yurdumu duyduğum,

Düşüm, gerçeğim, sesim, özüm,

Seninle gelişir, seninle büyürüm...

 

            2.Anaokullarının dil eğitimindeki yerine ve önemine dikkat çekilmelidir (2). Burada öğretmenlerin eğitimi çok önemlidir.

 

            3. Özellikle çocukların çok kitap okumaları konusunda özendirici çalışmalar yapılmalıdır.

 

            4. Atatürk’ün izinden gidiyoruz diyenlerin de daima Türkçe sözlükten yararlanması ve Türkçesi varsa yabancı sözcük kullanmaması topluma örnek olacaktır.

 

             5.Yeni konulacak tabelaların Türkçe olması ve Türkçe olmayanların da değiştirilmesi için, hangi partiden olursa olsun, belediyelerle iletişim kurulmalıdır.

 

             6. Sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılıp Türkçe sözcüklerin kullanımı konusunda duyarlı olmaları istenebilir. Resmi kuruluşlarla da işbirliği esastır. Bugün “Türk ve Türk Milleti” demekten çekinen bir zihniyetle bu işbirliği zor olsa da çaba göstermekten asla vazgeçilmemelidir.

 

             7.Dil ile ilgili televizyon programları yapılması ve gazetelerde de yazılar yayımlanması özendirilmelidir.

 

             8.Ekranlarda hem yazım hem de pek çok söyleyiş yanlışı olduğunu görüyoruz. Haberler, tartışma programları, diziler ve diğer programlar,  ne yazık ki halkı ve özellikle çocuklarımızı kötü yönde etkilemektedir. Tanıtımlar ayrı bir sorundur. Tanıtılan maddelerin çoğunun adı ya yabancıdır ya Türkçe yabancı karması bir sözdür ya da uydurmadır,“çıtırıx” gibi. Yanlış gördüklerimizi düzeltmeleri için televizyon kanalları ve gazetelerin sorumlularıyla iletişim kurulmalıdır.

 

             9.Türkçemizi özensiz kullananlar nazikçe ve şaka yollu uyarılmalıdır. Ancak, çuvaldızı öncelikle kendimize batırmamız gerekmektedir. Hepimiz biliyoruz ki Türkçe olarak “ti” ve “vi” diye okunan harflerimiz yoktur, “t “ ve “v” harfleri  “te” ve “ve” olarak okunur. Atatürk’ün izinden giden bizler eğer konuşmalarımızda hâlâ “tivi” diyorsak ilk işimiz kendimizden başlamak olmalıdır.

 

             Atatürk’ü bir kez daha Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizeleriyle analım (6).                          

 

Türk Dil Kurumu’nu kurarken

Mustafa Kemal’in

Tek mutsuzluğu vardı

Türkçeyi sevdiğini

Daha Türkçe söyleyememek

Kimilerinin

Şimdi

Tek mutluluğu var

Türkçeyi sevdiklerini

Daha Osmanlıca söylemek

 

Mustafa Kemal Atatürk bir ülkeyi yoktan var etmiştir. Bizler de yok olmaya başlayan dilimizi hep birlikte yeniden var edebiliriz. Çok zor olduğunu yadsıyamayız ancak, umut her zaman vardır.

 

Prof. Dr. Esmeray Acartürk

Kaynakça

 

1.Baydur SY. Dil ve Kültür. Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. İstanbul 1999.

 

2.Zülfikar H. Doğru Yazma ve Konuşma Bilgileri 1. Zepra Turizm Yayıncılık. Ankara 2012.

 

3.Dilaçar A. Dil Diller ve Dilcilik, Türk Dil Kurumu Yayınları. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1968.

 

4.Özel S. Dilimde Tüy Bitti. Çınar Yayınları. Birinci Basım İstanbul 2006.

 

5.Gökçay N. “Türkçem” şiiri.

 

6.Dağlarca FH. Türkçem Benim Ses Bayrağım (Türk Dil Kurumu Koçaklaması).”Devrimi Böyle Anlamak” şiiri. Doğan Kitapçılık A.Ş. 3. baskı. İstanbul, 1999.