As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Zemzem kuyusuna işeyerek ünlü olmak isteyen adamın hikayesi İslam dünyasında çok konuşulur. Son yıllarda bir takım zavallılar da Atatürk’e, yakınlarına ve devrimlerine hakaret ederek ünlü olmak istiyor.

 

Böyleleri yıllar önce de vardı. O zamanlar bunlar “meczup” denilerek kurtarırlırdı. Şimdilerde “profesör” unvanları altında bu densizliği yapıyorlar. Ya da bizim bilmediğimiz karanlık köşelerde Atatürk’e ve devrimlerine küfrederek bu unvanlarla ödüllendiriliyorlar.

 

“Rivayete göre, Arabistan’da bir çoban, ilmiyle, savaşlarıyla, şiirleriyle, hizmetleriyle vs. ünlü olanlara gıpta eder, aşağılık kompleksiyle, onlar gibi adı anılan, tanınmış biri olmak istermiş. Bu onun en büyük tutkusuymuş. Gel gör ki çobanın, koyun gütmekten başka bir becerisi, hiçbir yeteneği yokmuş. Herkes tarafından tanınmak için denemedik yol bırakmıyor, ancak yine de ünlü olamıyormuş.

“Nihayet aklına ‘parlak’ bir fikir gelmiş. Bir Hac mevsiminde, Kâbe’nin en kalabalık olduğu bir zamanda, herkesin gözü önünde Zemzem kuyusuna işemiş. İşte bu davranışı herkesçe tanınmaya yetmiş, arzuladığı üne kavuşmuş. Artık nereye giderse gitsin, onu gören herkes parmakla işaret ediyor, ‘bevval-i çeh-i zemzem / zemzem kuyusuna işeyen adam’ diye birbirlerine gösteriyormuş. Zavallı adam da, kendisine lânet de etseler, şöhretin hazzıyla dünyasını tatmin ediyormuş.

“O kadar ünlü olmuş ki, bakın biz hâlâ, yüzyıllar sonrasında bile ondan söz ediyoruz. Ama önemli bir ayrıntıyla birlikte: Adını kimse hatırlamıyor; sadece yaptığı melânetle anılıyor!”

Hikayeyi her fırsatta Atatürk’e hakaretler yağdıran bir gazetenin köşe yazarından aktardık. Son günlerde yine bu türden bazı adamlar, Atatürk’e, annesine, ve manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’a saldırarak ününe “ün” katmak istiyor. Yandaş bir kanalda alenen yapılan bu ağır hakaretler elbette hepimizi üzdü. Kamuoyunda ağır tepkiler oluştu. Bazı savcılar harekete geçmek zorunda kaldı.

Bu hakaretler elbette kabul edilebilir türden değil. Ancak aklımıza başlıktaki “Altın çamura düşse değerini kaybeder mi? Tenekeyi parlatsan, çeyrek altın eder mi?” sözleri geliyor.

Parlak sarı rengi, havadan, sudan, diğer etmenlerden etkilenmemesi, kararlı element olması nedeniyle başka elementlerle tepkimeye girmemesi özelliği ile altın dünyanın en değerli elementlerindendir. Yerkürenin toplam kütlesinin sadece milyonda biri kadarının altın olduğu tahmin edilmektedir. Yeryüzündeki toplam altın kütlesinin ancak 2 olimpik havuzu dolduracak kadar olduğu düşünülmektedir ve toplamı 166 bin ton kadardır.

Mustafa Kemal Atatürk de yirmi milyon yıla yaklaşan insanlık tarihi içinde yaşayan yüz milyarca insan içinde parmakla gösterilecek ender insanlardan biridir. Bu durum Atatürk’ün azılı düşmanları emperyalist ülke liderlerince bile kabul edilen bir gerçektir. Ne mutlu bize ki böylesine büyük bir insan Türk ulusunun sade bir ferdi ve büyük kurtarıcısıdır.

Şimdi yandaş TV kanallarında, ağızlarından çamur ve çirkef saçılan bir takım zavallılarca aziz hatırasına çamur sıçratılması Atatürk’ün değerini azaltmaz. Sadece bu tür zavallıların kurtarılmayı hak etmeyecek kadar aşağılık yaratıklar olduğunu gösterir.

Bu tür zavallılara büyük İslam bilgini ve şairi Ömer Hayyam 800 yıl önce şöyle sesleniyor:

Kör cehalet çirkefleştirir insanları.

Suskunluğum asaletimdendir.

Her lafa verecek bir cevabım var elbet

Lakin, bir lafa bakarım laf mı diye,

Bir de söyleyene bakarım adam mı diye.

 

Dünya, üç beş bilgisizin elinde

Sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde.

Üzülme eşek eşeği beğenir.

Bir hayır var sana kötü demelerinde.

Sadece Hayyam’ın 800 yıl önceki bilgece sözlerini aktardık. Amacımız güzel gözlü cefakar eşeklere hakaret etmek değil.

Lütfü Kırayoğlu

 

09.05.2017 

Yurdun ve dünyanın dört köşesinden neredeyse her gün iç karartan haberler alıyoruz. Ancak geçtiğimiz hafta İncirlik üssünde yapılan bir törende bir Türk Albayının ABD madalyasını aktif bir tutumla reddetmesi son yılların içimizi en çok ferahlatan haberi oldu. Amerikancı ve yandaş basın olayı gizleyemedi. Pek çok basın yayın kuruluşu şaşırtıcı şekilde olayı vermek zorunda kaldı. Bu türden haberler almaya ne kadar çok gereksinim duyduğumuzu bir kez daha anladık.

 

TRT bile haberi şu şekilde duyurdu:

 

“Suriye’deki DEAŞ operasyonlarına katılan bir Türk subayı, İncirlik üssünde Amerikan ordusunun başarılarından dolayı kendisine vermek istediği madalyayı reddetti. Albay Orkun Özeller,  “Bu madalyayı verenler benim düşmanım olan YPG ile işbirliği içindedir. Onurum, bu madalyayı kabul etmiyor” diyerek madalyayı iade etti ve tören alanından ayrıldı.

“Olay, geçtiğimiz günlerde Adana’daki İncirlik Üssü’nde yaşandı. DEAŞ’la Mücadele Koalisyon Karargahında veda ve madalya töreni vardı. Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Albay Orkun Özeller’in törende verdiği mesajı, sosyal medya hesabından paylaştı.

“Törende, gösterdiği üstün başarılardan dolayı Albay Orkun Özeller’e Amerikan Komutanlığı tarafından madalya ve berat verilecekti. Madalyayı Amerikalı bir Albay takdim etti.

“Ancak Albay Özeller, törende yaptığı konuşmayla madalyayı reddetti.

“Özeller, törende şunları söyledi;

“Türkiye olarak güzel işler başardığımızı düşünüyorum. Bunların en önemlisi de El-Bab operasyonu sırasında hiç sivil kayıp ve dost ateşi ile vurulma olayının olmamasıdır. Oysa haritaya baktığınızda Suriye ve Irak’ta bu tür zayiatlar yaşanmaktadır. Bu da bizim ne kadar başarılı olduğumuzu gösterir. Sizleri yaralamak ve üzmek istemem. Fakat bu madalyayı kabul etmem mümkün değildir. Çünkü bu madalyayı verenler benim düşmanım olan YPG ile iş birliği içindedir. Onurum, bu madalyayı kabul etmeme müsaade etmemektedir.”

“Albay Özeller’in bu sözleri salonda bomba etkisi yarattı.  Amerikan tarafı sessizliğe gömülürken Albay Orkun Özeller tören alanını terk etti.”

Albay Özeller’in konuşması ve davranışı gerçekten de göğsümüzü kabarttı. Sevindik. Biraz da şaşırdık. Oysa ortada o kadar da şaşıracak bir durum yoktu. Ne var ki uzun zamandır unutup rafa kaldırdığımız devrim yasalarından birisi Albay Özeller tarafından uygulanmıştı. Albay Özeller’in devrim yasalarını anımsadığı için mi, yoksa ABD’nin uyguladığı  ve ulusal onurumuzu ayaklar altına alan politikaları protesto için mi böyle davrandığının önemi yoktur. Sonuç olarak unutulmuş bir devrim yasası uygulanmıştır.

Anayasamızın 174. Maddesi tarafından koruma altına alınan devrim yasalarından bir tanesi de 26 Kasım 1934 tarihli 2590 sayılı Bazı Lâkap ve Unvanların Kaldırılmasına ilişkin Devrim Yasasıdır.  Yasanın en çok bilinen ve şu anda uygulanmayan 1. Maddesi şöyledir:

“Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.”

 

Yasanın az bilinen ve neredeyse unutturulan 2. Maddesi ise şöyledir:

 

“Sivil rütbe, resmi nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır. Bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harp madalyaları bundan müstesnadır. Türkler yabancı Devlet nişanları da taşıyamazlar.”

 

Görüldüğü gibi Türklerin yabancı devlet nişanları taşımaları anayasa koruması altındaki Devrim Yasası ile açık şekilde yasaklanmıştır. Ne var ki son yıllarda devletin en tepe noktasındakiler, diz bağı madalyasından, Yahudi Cesaret Madalyasına kadar yabancı madalyaları almak için yarışa girmişler, Genelkurmay Başkanları ABD başkentinde neredeyse yere kadar eğilerek boyunlarına yabancı devlet madalyası taktırmışlardır.

 

Ülkemizde Çarlık Rusya’sı generalleri gibi gezmek utanılacak bir durum olmaktan çıkmış, “onur” yarışı haline getirilmiştir.

 

Albay Orkun Özeller’in bu onur verici davranışının devrim yasasını yeniden hayata geçirmenin başlangıcı olmasını dilerken kendisini kutluyoruz.

 

 

 

13.05.2017