As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Milli Egemenliği, Saray’dan Alıp Yeniden Gerçek Sahibine, Millete Teslim Etmek Ortak Mücadelemizin Amacı Olmalıdır

GENEL BAŞKAN'DAN

Bildiğiniz gibi Türkiye 16 Nisan’da Ülkenin 93 yıllık siyasi rejimini, vatandaşın yaşamını ve geleceğini doğrudan etkileyecek nitelikteki bir anayasa değişikliğine oy vermek üzere sandığa gitti.

Halkoylaması OHAL koşulları altında, RTÜK ve YSK’nın seçime ilişkin yetkilerinin kısıtlandığı bir ortamda Devletin tüm imkanları ile medyanın 24 saat sınırsız desteği EVET için kullanılırken, HAYIR’a her türlü baskı, şiddet engelleme uygulanarak sürdürülen bir propaganda süreci sonunda, meşruluğu tartışmalı bir YSK kararı ile sonuçlandı: “Evet” aritmetik olarak kazandı, ama “Hayır” gerçekten kazandı.

Aslında YSK, Anayasa gereği bu sürecin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili tüm işlemleri yapma ve yaptırma, bütün yolsuzlukları inceleme ve kesin karara bağlama merciidir.

Ne var ki, oylama günü, doğu illerinde oylama sonlanıp, tasnife geçildiği, Batı illerinde ise daha oylama devam ederken, iktidar partisinden bir yetkilinin soyut iddialarla yaptığı, danışıklı döğüş bir başvuruyu gündeme alıp, 298 sayılı yasanın 77, 98 ve 101. maddelerinin bağlayıcı kurallarına aykırı olarak 1,8 milyon mühürsüz, geçersiz zarf ve oy pusulasını geçerli saydı ve insan aklı ile alay edercesine böyle açık bir kanunsuzluğu seçmenin oy hakkını korumak gibi inandırıcı olmayan ve oylamayı meşru olmaktan çıkaran bir gerekçeye dayandırdı. Yapılan haklı itirazları da reddetti. Tarafsız Cumhurbaşkanı da “Atı alan Üsküdar’ı geçti” dedi ve gündemi ana muhalefet partisi üzerine çekecek bir polemik başlatıldı. YSK’nın ilan ettiği kirli sonucun tartışılmasının önü kesildi.

YSK kararları kesindir. Anayasanın 79/2. maddesine göre bu kararlar aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. Bu nedenle YSK kararlarına karşı iç hukukta bireysel başvuru yolu da tıkalıdır. Ama ulusal cephe bu işin peşini bırakmamalıdır. Gündemde meşru olmadığı devamlı işlenmelidir.

Öte yandan Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini kabul edip mahkemeye hakim üye gönderen, anayasasında 90. madde ile usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalara uyma önceliği taşıyan, aleyhine açılan davalarda AİHS hükümlerini ihlal ettiğini kabul ederek tazminatlar ödeyen bir ülkedir. (Anayasa’nın 90. maddesi ile getirilen kuralın, Türkiye’nin egemenlik hakkını tartışılır kıldığı gerekçesiyle tartışmalı olduğunu da burada vurgulayalım.)

Halkoylaması sürecine gelince; propaganda süreci, sandık kurulları, YSK kararları ile baştan sona AİHS’ne ek 1 nolu protokolün 3. Maddesinde yazılı seçme-seçilme hakkının ihlalleri ile doludur.

Ne var ki, AİHM bugüne kadar yasama organını ilgilendirmeyen seçimleri 3. madde dışında tutmuştur.

16 Nisan halkoylamasında kabul edilen anayasa değişikliği ile yasama organının yetkilerinin ağırlıklı olarak yürütmeye devredildiği, bu bakımdan halkoylamasının yasama organını doğrudan ilgilendirdiği iddiası, başvuru usulden kabul edilirse, esastan sürecin baştan sona ihlallerle dolu olduğu, davanın kazanılacağı görüşüyle AİHM’e gitmek beklentisi var.

AİHM’nin vereceği bir ihlal kararı, halkoylamasının meşru olmadığı, yenilenmesi gerektiği noktasında iktidarı hukuken zorlayacaktır. Ama daha önemlisi, AB’nin, organları eliyle bu kararı, Türkiye üzerinde bir baskı aracı olarak kullanacağıdır ki, bu durum Türkiye’nin uzun süredir kaybettiği uluslararası saygınlığına bir darbe daha vurmak demektir.

Ayrıca, AİHM’nin başvuruyu usulden reddetmesi halinde, iktidar bu ret kararını, halkoylamasını meşru gösterecek, siyesi bir koz olarak ta kullanabilecektir.

Tüm bu nedenlerle, AİHM ya da BM gibi uluslararası yargı – denetim organlarına başvurulmadan olumlu, olumsuz doğurabileceği sonuçlar iyi değerlendirilmelidir.

Aslında bu süreçte Türkiye, uzun süredir, belki de Kurtuluş Savaşı’ndan beri yaşamadığı önemli bir şeyi yaşadı: Birbirinden farklı yerlerde duran, farklı söylemleri olan kesimler, aralarındaki her türlü etnik, dini, siyasi ayrılıkları bir yana bırakıp Vatan, Cumhuriyet ve demokrasi hedefinde birlikte mücadele ettiler, özgüven kazandılar ve başardılar, başardık.

Neden yine olmasın? Süreç devam ediyor. Kurulan platformlar devam etmeli, halkımızı günü gününe bilgilendirmeye, oyunu bozmaya devam edilmelidir. Bu önümüze konan tarihsel görevdir.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak biz, halkoylamasında farklı kesimleri temsil eden kurum, kuruluş ve halkın, aynı ortak hedefte buluşmuş olmasını bu sürecin en önemli kazanımı olarak görüyoruz.

Bu Anayasa değişikliğinde elde edilen %51 sonucun, halkoylaması ile ilgili propaganda süreci, sandık kurulları ve son YSK kararı dahil her aşamasının hukuka aykırı, meşru olmayan bir zeminde yürüyerek elde edildiği gerçeğini unutturmamak ilk görevimiz olmalıdır.

Yine, mevcut anayasanın, hemen yürürlüğe giren partili Cumhurbaşkanlığı, HSYK ve askeri yargı dışındaki hükümleri 2019'a kadar yürürlüktedir. Başbakanlık, hükümet ve meclisin görev ve yetkileri hukuken devam etmektedir. Bu yetkilerin partili cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’ya uygun olarak yürütülmesinin de takipçisi olacağız. Ulusal egemenliği, Saray’dan alıp yeniden gerçek sahibine, Millete teslim etmek ortak mücadelemizin amacı olacaktır.

 

 

 

Tansel ÇÖLAŞAN

Genel Başkan

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ