As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

2017 Yılının Değerlendirilmesi, 2018 için Öneri Yazıları: Feyziye Özberk

MAKALELER

Yitirdiklerimiz

Onları Unutmayacağız

 

Feyziye Özberk *

“Yaprak döker bir yanımız

Bir yanımız bahar bahçe”

Sevinçler olmasaydı insan, acıları omuzlayıp yoluna devam edebilir miydi? Ne yazık ki kayıpların olmadığı bir yaşam olanaksız… 2017, şehitlerimizin yanı sıra pek çok değerli insanımızı yitirdiğimiz bir sene oldu. Refik Erduran, Mehmet Türker, Tayfun Talipoğlu, Doğan Heper, Okay Gönensin, Şakir Keçeli, Doğan Yurdakul, Muzaffer İzgü, Emin Özdemir kâğıt ve kalemi öksüz bırakıp giden aydınlarımızdı.

Halit Akçatepe, Ayberk Atilla, Engin Cezzar, Bülent Kayabaş, Hakan Balamir, Fikret Hakan, Sezer Sezin, Kuzey Vargın, Tevfik Şen… Bu adlar da tiyatro, sinema ya da televizyonda çok beğenerek hatta hayran kalarak izlediğimiz sanatçılardı. Televizyon ekranında güzel Türkçeleriyle haberleri aktaran iki örnek ismi de burada anmalıyım: Mesut Mercan ve Derya Kaya.

Yaptıkları müzikle ruhumuzu besleyen Harun Kolçak, Emre Saltık, Ali Kızıltuğ da aramızdan ayrıldılar. Dünyanın en anlamlı gözlerini çizen, portreleriyle ünlü ressam Rasin Arsebük de yitirdiğimiz değerlerdendi.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak da kayıplarımız oldu: 2010-2012 yıllarında örgütümüzün Genel Sekreterliğini yapan Nazmi Şarvan, ADD’nin kurucularında Sacit Somel ve İlter Ertuğrul yine Beykoz Şube Başkanı Mualla Sertdemir ve Karabük Şube Başkanı Osman Natıroğlu’ da özlem ve saygıyla andığımız adlar arasına katıldılar.

Örgütümüzdeki ve kültür-sanat dünyamızdaki kayıplarımızı en azından adlarıyla anmak istedim. Ayrıca Muzaffer İzgü ve Emin Özdemir’in yaşamlarından ve düşüncelerinden çok kapsamlı olmasa da söz etmek istiyorum.

 

Muzaffer İzgü doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti

Türk edebiyatının usta ismi Muzaffer İzgü’yü 26 Ağustos günü kaybettik. 29 Ekim 1933’te Adana’da doğan Muzaffer İzgü, tüm nitelikleriyle örnek bir Cumhuriyet aydınıydı. Onun 98'i çocuk kitabı olmak üzere yayımlanmış 154 kitabı var. İzgü, özellikle gülmece yazarı olarak tanındı; çocuk, büyük tüm okurlarınca çok sevildi. Onun ölümüyle Türk gülmece yazını, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü’den oluşan son usta üçlüsünü kaybetmiş oldu.

Muzaffer İzgü’nün ilk yazıları 1959 yılında Aydın’da, Hüraydın Gazetesi’nde yayımlandı. Küçük öyküler yazan, röportajlar yapan İzgü, 1964 yılından itibaren yazarlığını Demokrat İzmir Gazetesi’nde sürdürdü. Aynı dönem ünlü gülmece dergisi Akbaba’da da öyküleri, Milliyet ve Akşam gazetelerinde röportajları yayımlandı. Zamanla, röportaj ve öykülerin yanı sıra tiyatro oyunu yazmaya yönelen İzgü, özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. İlk oyununu, Nejat Uygur için yazdı.

İlk kitabı Gecekondu, 1970 yılında Remzi Kitabevi’nce basıldı; bunu 1971 yılında İlyas Efendi, 1972 yılında Halo Dayı adlı kitapları izledi. Attilâ İlhan ile tanıştıktan sonra kitaplarını Bilgi Yayınevi’nde yayımlayan İzgü’nün bu yayınevi tarafından basılan ilk kitabı Donumdaki Para (1977) idi. Bilgi Yayınevi, İzgü’nün 42 roman ve öykü kitabını, 73 çocuk kitabını yayımladı. Zıkkımın Kökü ile Ekmek Parası adlı eserlerinde kendi yaşam öyküsünden esinlendiği yazılır.

Yaşam Öyküsü

Muzaffer İzgü’nün babası, Elazığ’dan iş bulmak için Adana’ya gelen ve Adana Kız Lisesi’nde hizmetli olarak çalışan Şam doğumlu Ahmet İzgü, annesi Antakya’dan Adana’ya gelmiş olan Havva İzgü’dür. İzgü’nün açıkladığına göre babası Adana’da ilk gecekonduyu yapan kişidir. Çocukluğu yoksulluk içinde geçer. Yardımseverliğinin, cömertliğinin kaynağı, o yıllarda yaşadığı yoksunlukların ve zorlukların yüreğinde bıraktığı derin izler olabilir.

Muzaffer İzgü; bulaşıkçılık, garsonluk, sinemalarda gazoz satıcılığı gibi işlerde çalışarak eğitimine devam etti. İlkokulu ve üç yıllık ortaokulu bitirdikten sonra yatılı olarak Diyarbakır İlköğretmen Okulu’nda okudu. Bu okulda tanıştığı Günsel Hanımla evlendi.

Silvan’da, Aydın’ın Akçakoca Köyü’nde, Cincin Köyü’nde, Aydın merkezindeki yetiştirme yurdunda, Güzelhisar İlkokulu’nda öğretmenlik yaptı. On bir yıllık ilkokul öğretmenliğinin ardından ortaokul öğretmenliğine geçti, Aydın Gazipaşa Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı. 1978 yılında emekli oldu. İzmir’e yerleşti ve tüm zamanını yazma uğraşına verdi.

Muzaffer İzgü, İzmir Kâtip Çelebi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yattığı gün, öldükten sonra kendisi için “Muzaffer İzgü doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti” denilmesini istemiş. Alçakgönüllü büyük ustamız, eserleriyle ve yaşamıyla hepimize örnek oldu. Yazdıklarını keyifle, pek çok şey öğrenerek okuduk. Kaleme aldığı çok sayıda çocuk kitabıyla düşler kuran, düşünen, sorgulayan kuşakların yetişmesinde önemli bir rol oynadı. Onları güldürerek eğitti. Eserleri basılıp okundukça da bu eğiticiliğini, yol göstericiliğini sürdürecek… Onu saygı ve sevgiyle anıyorum.

Emin Özdemir, Türkçeye ve kitaplara tutkun bir dilbilimci

Atatürk’ün dil ülküsüne gönül veren yazar, dilbilimci Emin Özdemir’i 1 Eylül 2017 günü yitirdik. O, 46 yıl üç ay, köy öğretmenliğinden üniversite öğretmenliğine değin, eğitimin her aşamasında çalışıyor, yüzlerce genç yetiştiriyor. “Seçenek”, “sözel”, “düşlem”, “alıntı”, “alıntılama”, Özdemir’in dilimize kazandırdığı sözcüklerdendir.

On beş yıl boyunca Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda (TDK) yöneticilik görevini yürütüyor, TÜBİTAK’ta yayın danışmanlığı yapıyor. Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi savaşımında yüzlerce yazı yazıyor, bunlardan bir kısmı kitaplarında yer alıyor. Pek çok televizyon ve radyo programıyla toplumu aydınlatma görevini severek, heyecanla üstleniyor.

Bir söyleşimizde Emin Özdemir’e, “edebiyat bize ne katar” diye sormuştum. Yanıtı düşündürücü sorularla başlıyordu: “Niye sinemaya gidiyor, niye tiyatroya gidiyor, niye sergileri geziyoruz? Bütün bunların özünde insanın başka insanlarla bütünleşmesi yatıyor. Bu işlevi edebiyat yerine getirir. Nurullah Ataç’ın güzel bir sözü vardır: ‘Edebiyattan geçmemiş insanın, hayali gelişmez ki başka insanların acılarına, sevinçlerine ortak olsun.’ Edebiyattan geçmek demek; romanlarla, öykülerle, oyunlarla, şiirlerle tanışmak demektir. Onların içerisinde soluk alıp vermektir. Edebiyatla beslenen bir bilim adamı, edebiyatla beslenen okuyucu, tam insan olma yolunda önemli adımlar atacaktır.”

“Bizim toplumumuzun, insanımızın en büyük dramı tek boyutlu oluşudur. Ben tek boyutlulukla şunu anlatmak istiyorum: Hekimse, hasta kavramından başka bir şeye yönelmiyor, mühendisse, kendi mühendislik alanıyla uğraşıyor. Benim kanımca, hem kendi alanıyla hem de edebiyatın değişik alanlarında soluk alıp verecek... Şimdi, romanla, şiirle, öyküyle, masalla tanışmış bir hekimin hastasıyla ilişkisini düşünün, bir de tek boyutlu bir hekimi düşünün... Okurlara, bu gerçeği göz önünde bulundurmalarını öneririm. Bilime inandıkları kadar, ütopyaya da inansınlar, çünkü gelecek ütopyalardan doğacaktır. Ben buna inanıyorum. Öbür taraftan edebiyatın ürünlerini de sofralarından eksik etmesinler.”

Emin Özdemir’le yanlış anımsamıyorsam 2 ya da 3 kez evinde görüştük. Gülümsemesi, sert görünümünü yumuşatıyordu. İlkeli, dürüst, mücadeleci, çok çalışkan, disiplinli bir kişiliğe sahip olduğu hemen anlaşılıyor. İnsanla, umutla, erinçle ve direnmekle ilgili açıklamaları, acısıyla tatlısıyla yıllardan süzülüp gelen sözler... İlk söyleşimizde kendimi konuşmasının büyüsüne öylesine kaptırıyorum ki kasetin dolmuş olduğunu ve teybin durduğunu fark etmiyorum. Emin Özdemir, hiç yüksünmeden o bölümü yeniden anlatıyor. Güzel konuşuyor, yaşamını anlatırken öğreniyoruz ki çocukluktan beri sahip olduğu bir özellik bu. Tartışmacı, vurgulu bir anlatımı var. Yazar, düşünür ve ozanlardan sözler, dizeler aktarıyor, atasözleri, halk deyişleri ile konuşmasını hem güzelleştiriyor hem de vurgusunu güçlendiriyor. Söz dağarcığı çok zengin… İlk kez duyduğum sözcükler kulağımı tırmalamıyor. Bu sözcükler, cümle içindeki yerlerine oturuyorlar, kendilerini yadırgatmıyorlar. Emin Özdemir’in deyimiyle “takır tukur sesler” çıkarmıyorlar.

Ali Püsküllüoğlu’nun anlatımıyla, yazı, dil, yazma, okuma, öğrenme, öğretme! Emin Özdemir, belki de düşlerinde bile bunlarla düşüp kalkmıştı yıllarca… Türkçemizi zenginleştiren, güzelleştiren pek çok kıymetli eser bırakarak ne yazık ki o da ölümsüz değerlerimiz arasına katıldı. Onu saygı ve sevgiyle anıyorum.

Bernard Shaw, dostu, İngiliz eşitlikçi toplum düşüncesinin öncülerinden, şair William Morris’in ölümü üzerine yaptığı konuşmada: “Böyle bir insanı ancak kendi ölümünüzle yitirebilirsiniz, onun ölümüyle değil” der. Muzaffer İzgü ve Emin Özdemir gibi değerli aydınlar da onları ve eserlerini tanıyıp sevenler yaşadıkça yaşarlar.

Yunus Emre’nin de dediği gibi:

“Ölürse tenler ölür

Canlar ölesi değil”

 

*Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreter Yardımcısı