As soon as you open an account Bet365 will send you a 10 digit Offer Code via email. Receive Your £200 bet365 Welcome Promo Bonus plus £50 Mobile Promo

Amiral Cem Gürdeniz: Kendine Güven Türkiye

MAKALELER

Sinop Baskını ve Kırım Savaşı: 30 Kasım 1853 günü Çarlık Rusya Karadeniz Donanması, Sinop’ta Osmanlı Donanmasının önemli bir bölümünü yaktı. Tarihimize baskın olarak geçmiş olsa da bu bir baskın değildi. Rus donanması Sinop açıklarına aniden gelmemişti. Günlerce hazırlık yapılmıştı. Sanayi devrimini, bilimi, aklın gücünü ıskalamış donanma, savaşa hazır değildi. Rus Donanması dünya deniz savaş tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Fransız Mühendis Paixan tarafından geliştirilen ve içinde patlayıcı madde taşıyan top mermileri kullandı. O güne kadar savaş gemileri yüksek hızla tahta malzemeyi parçalayan demir gülleler kullanırdı. Yani savaş baştan kaybedilmişti. Osmanlı Filosu, 2700 denizcisini kaybetti. Rusların kaybı 33 denizciydi. 

19. Yüzyıl NATO’su: Bu yenilgi Avrupa devletlerinin Osmanlının yanında savaşa girmesini tetikledi. Amaç Osmanlıyı korumak değildi. Onun üzerinden Rusya’nın Akdeniz’e inmesine engel olmaktı. Zira 1700’lerin başında donanmasını yeni kuran Rus İmparatorluğu, sanayi devrimini takip ediyor ve her alanda güçlenerek Avrupa güçlerine meydan okuyordu. Tek sorunları yılın her günü sıcak denizlere çıkabilecek coğrafyaları yoktu. Türk Boğazları en önemli çıkışı sağlıyordu. Zayıflayan Osmanlı, Rus jeopolitik iştahını kabartıyordu. Kıta Avrupası Avrasya gücü Rusya’yı küresel sömürge savaşında da istemiyordu. Osmanlıyla 17’nci yüzyıl sonlarından itibaren din motifi ve Hristiyan azınlıklar üzerinden 10 kez savaşan Ruslar Osmanlı İmparatorluğunun sanayi devrimini ve aydınlanmayı kaçırmasını affetmemişti. Sinop Baskınına giden günlerde başlayan savaş 11nci Türk Rus Savaşıydı.  İngiltere, Fransa ve Piyemonte/Sardunya Krallıkları Osmanlının müttefiki olarak -yani 19’uncu yüzyılın bir nevi NATO’su olarak- 12 Mart 1854’de Rusya’ya savaş ilan etti. Bu savaş aynı zamanda yaşanan yüzyılın büyük oyununun bir parçasıydı. Rusların yenildiği savaş sonrasında 1856 yılında imzalanan Paris Antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu sözde Avrupa’nın bir parçası olarak kabul edildi ancak Osmanlı deniz gücü komşusu Ruslarla birlikte Karadeniz’den dışlandı. 1838 yılında İngiltere ile imzalanan Balta Limanı Antlaşması ile zaten ekonomik sömürge haline gelen Osmanlı, Kırım Savaşı sonrasında Avrupa’nın gerçek bir sömürgesine dönüştü ve çöküş kaçınılmaz hale geldi. Sultan Abdülmecit Osmanlının ilk dış borcunu da bu savaşta almıştı. Bu paranın bir kısmı devam eden Dolmabahçe Sarayı için kullanılmıştı. 

Savaşta Gelibolu ve İstanbul bölgelerinde yığınak yapan Avrupa orduları, istila orduları gibi davranmıştı. Gelibolu Bölgesinin askeri coğrafya etüdü İngiliz istihkâmcıları tarafından bu savaşta yapılmış ve bu çok değerli bilgiler 62 yıl sonra Gelibolu yarımadasına çıkan İngiliz Ordusu tarafından kullanılmıştı.  Halk, yapılan hakaret ve ahlaksızlıklardan usanmıştı. Kırım Savaşı,  13 Kasım 1918 günü Mondros ateşkesi sonrası başlayan Anadolu işgalinin aslında ilk provasıydı. Başlangıçta Osmanlıyı Ruslardan korumak için girişilen jeopolitik manevra, 1920’de Osmanlının başına Sevr felaketini getirmişti. Dost diye kapılarını açtığımız Avrupalılar 19. yüzyıl ortasında Rusları Anadolu’dan uzak tutmuş ama sonunda İmparatorluk topraklarını tek dişi kalmış canavar gibi işgal etmişti. 1853’de başlayan süreç, 1878’de Ruslar Yeşilköy’e dayandığında İngiliz Donanmasının Marmara’ya sokulması ile tekrar etmiş, karşılığında Mısır ve Kıbrıs kaybedilmişti.  Bu süreç Libya, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı ile tekrarlayıp durdu. Balkan Savaşında Osmanlının eski vilayetleri neredeyse İmparatorluğu sonlandırıyordu. 1909 yılında kurulan Bulgaristan, yanına 1830’da kurulan Yunanistan’ı alarak Çatalca’ya kadar gelmişti. Aralarında kavga çıkmasaydı payitahtın kaybı an meselesi idi. Yunanistan iki denizaltı ve Averof ve Kılkış kruvazörleri ile tüm Doğu Ege ve Boğaz önü adalarını 3 ay içinde işgal edebilmişti. Bu gelişmelerin hepsi Avrupa’nın onayı ile gerçekleşmişti. Osmanlı parçalanmalıydı ancak bunu ne Ruslar ne de yeni ortaya çıkan Almanlar (müttefik maskesi altında)  tek başına yapmamalıydı. 

Birinci Döngüye Mustafa Kemal Tokadı: 1853 Kırım süreci, birinci 70 yıllık döngü sonunda 1923’de Mustafa Kemal sayesinde yeni bir cumhuriyetle durduruldu. Bu süreç İkinci Dünya Savaşına rağmen tarafsız ve bağımsız bir şekilde 12 Mart 1947’ye kadar sürdü. Yine bir 12 Mart günü Truman doktrini ilan edildi ve Mustafa Kemal’in cumhuriyeti bir kez daha Sovyet notalarına karşı bu kez ABD ağabeyliğindeki Avrupa/Atlantik sistemin himayesine sığındı. Halbuki Almanlar 1941’de Trakya’ya dayandığında bile tarafsız Türkiye’ye saldıramamıştı. Yani Türkiye’nin o şartlarda dahi kimsenin korumasına ihtiyacı yoktu. Daha da öte notalar döneminde Sovyetler henüz nükleer bir güç değildi. Her ne kadar Almanların Polonya’ya saldırdığı günlerde Moskova’da bulunan Dışişleri Bakanı Saraçoğlu’na Kurtuluş Savaşındaki müttefikimiz Sovyetler,  Boğazların ortak savunması için bir nevi nota vermiş ve bu yeni durum Türkiye’yi Fransa-İngiltere ve Türkiye üçlü ittifakı üzerinden yeniden Avrupa’nın kucağına itmişse de, Türkiye, her şeye rağmen savaşa girmemeyi başarmıştı. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonunda ABD, İngiltere ve SSCB yenidünya düzenini kararlaştırırken Türkiye ve Yunanistan’ın Atlantik etki alanında kalması çoktan kararlaştırılmıştı. SSCB gibi muzaffer Komünist bir rejimin Akdeniz’e inmesine izin verilemezdi. Tarafsız bir Türkiye tampon görevini yerine getiremezdi. Finlandiya örneği Türkiye’de tutmazdı. O nedenle Sovyet dış politikasının tarihe Sovyet notaları olarak geçen süreci ustaca manipüle edildi. Tehdit büyütüldü. Ruslarla 13 kez savaşılmış olması bu süreçte kullanıldı ve Atatürk Lenin yakınlaşması ile Kurtuluş Savaşında Sovyetlerden temin edilen stratejik lojistik yardım halka unutturuldu. Rus salatasının adı bile Amerikan Salatası olarak değiştirildi.  

Truman Doktrini ve İkinci Döngü: 12 Mart 1947’de başlayan ikinci 70 yıllık döngü de 15 Temmuz 2016 ‘ya kadar sürdü. Türkiye’yi önce Mustafa Kemal’den daha sonra Ege ve Akdeniz’den uzaklaştıran yeni süreç, başta ulusal savunma sanayinin gelişimini engelledi. Güdümlü popülist bir demokrasi modeli ile yarı cahil bir halk kitlesinin yaratılmasını hedefleyerek, dinin siyasete alet edilmesini her alanda teşvik etti. Komünizmle mücadele adı altında Kemalizm’in yok edilmesi ve Atatürkçü Düşünce Sistemi gibi soyut bir kavrama dönüştürülmesine katkı sağladı. 1950’de BM kararı ve TBMM onayı olmadan binlerce Türk askerinin Kore’ye mazlumlara karşı savaşa gönderilmesini sağladı. Bu sayede Türk insanının emperyalizm emrinde ucuz kan olduğunu ispat eden ülkemiz 1952’de NATO ya kabul edildi. Kıbrıs ve Ege’de yaratılan Yunan oldubittilerinde her zaman onların yanında oldular. 1955’de Bağlantısızların Bandung Konferansında mazlum milletlerin karşısına Mustafa Kemal’in Türkiye’sinin hegemon Atlantik sistemin tetikçisi olarak çıkarılmasını teşvik ettiler. 1958’de eski dostumuz Cezayir’in bağımsızlığına karşı BM’de oy kullandırtılmasını sağladılar. Türk halkının haberi olmadan topraklarımıza nükleer Jüpiter füzelerini yerleştirdiler. Yine haberimiz olmadan topraklarımızdan Amerikan casus uçaklarının kaldırıldığını bir U2 uçağı, Sovyetler üzerinde düşürüldüğünde öğrenebildik. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerini teşvik ederek üretime dayalı karma ekonomik modelin neo liberal ekonomik sisteme dönüşmesini sağladılar. Kıbrıs’ta açık bir Türk soykırımına mani olmak için müdahale eden ülkemizi 4 yıl süren ambargo ve müteakiben Asala Ermeni terörü ve soykırım yasaları ile cezalandırdılar. Soğuk Savaş sonunda cam dükkanına giren fil gibi, Ortadoğu darmadağın edilirken Türkiye’yi yeni maceralara zorladılar. Irak, Libya Suriye paramparça edilirken, Kürdistan’ın yani ikinci İsrail’in kurulmasını hedeflediler ve Türkiye’nin parçalanması, küçülmesi, ulus devlet ile üniter yapısının yok edilmesi için her türlü iç ve dış teşviklere yol verdiler. KKTC’nin akla ziyan Annan Planı ile yok edilmesine destek verdiler. Karadeniz’deki Montreux dengesini alt üst etmeye çalıştılar. Mustafa Kemal’in Türkiye’de yarattığı değerleri yok etmeye yönelik her türlü eylemi destekleyen siyasi partilere destek verirlerken, örümcek ağı gibi ülkeyi saran yıkıcı bölücü ve dönüştürücü tüm faaliyetlere sivil toplum, insan hakları ve demokratikleşme adı altında milyonlarca dolar ve avro akıttılar. Çin ve Rusya ile ilişkileri zora sokacak pek çok tertibe imza attılar. En önemlisi FETÖ denen hain örgütü yarattılar. Geliştirdiler. Üzerlerinden yürütülen kumpas davalara destek oldular.15 Temmuz 2016’da Türkiye’de bir iç savaşın tetikçisi olarak sahaya sürdüler. Ama yenildiler. 

Üçüncü 70 yıllık döngüye İzin Verme: Bugün yeni bir konjonktür mevcut. Asya uyandı. Türkiye uyanıyor. Komşuları ile Batı Asya’da kendi bölgesinin jeopolitik kaderini ele almayı öğreniyor. Türk ekonomisi, demografik gücü ve savunma sanayi 1853 ve 1947 şartlarıyla kıyaslanamaz. İkinci döngüyü kırmakta olduğumuz günlerde, bu topraklarda atalarımızın imparatorluk kurduğunu, Kurtuluş Savaşı ve Kuruluş devrimleri ile emperyalizme ilk tokat atabilen ulus olduğumuzu unutmamamız gerekir. Ayrıca, vatan topraklarımız tarihte Türklerden başkası tarafından kurtarılmadı. Türk halkı kendine güvenmelidir. 1923-1946 arası döneme yeniden dönebilme artık potansiyel bir vizyon değil, kinetik bir gerçeklik olmalıdır. Atatürk’ün 13 Kasım 1918 günü sarf ettiği 3 kelime her zaman rehberimiz olmalıdır: GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER.

 

Amiral Cem Gürdeniz

ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi