Hürriyet Kahramanı: Resneli Niyazi

Hürriyet Kahramanı:

Resneli Niyazi

Feyziye Özberk *

 

Resneli Niyazi Bey’in ismi ya da dağa çıkarak Abdülhamit’in istibdat idaresine başkaldırdığı bilinir ama ne yapmış, neyi amaçlamış, nasıl bir insanmış pek fazla bilinmez. Bizi biz yapan, onur duyduğumuz Cumhuriyet’imizin kuruluşunda, yaşanılan devrimlerde, kazanılan özgürlüklerde Resneli Niyazi Bey’in rolü neydi? Bu soruya, Atatürk’ün açıklamasıyla yanıt verelim: “Eğer Meşrutiyetler olmasa idi, Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey borçluyuz!..”

1908 Hürriyet Devrimi’nin ilk ateşini yakan halkın “Hürriyet Kahramanı” olarak adlandırdığı, Resneli Niyazi Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en fedakâr ve disiplinli önderlerinden biridir. Tüm dünyada tanınan adlandırmayla bir “Jön Türk” yani Genç Türk’tür. Giydiği başlıkta “Vatan Fedaisi” yazar. Niyazi Bey’in, 1897 Türk-Yunan Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destan… Bu nedenle, 1908 Hürriyet Devrimi’nden önce de bir halk kahramanı olarak tanınıyor, seviliyor. Vatanseverliğini yaşamını ortaya koyarak birçok kez kanıtlamış. Onun makam mevki hesabı hiç olmamış…

İkinci Meşrutiyet’in ilanının 100. Yılında, 2008’de, Hürriyet gazetesinden Yaşar Aksoy, torun Niyazi Resnelioğlu ile bir söyleşi yapmış. Niyazi Resnelioğlu’nun dedesiyle ilgili değerlendirmesi şöyle: “Dedemin Türk Devrim Tarihi içinde müstesna bir yeri vardır. Onlar vatan için devrim yaptılar ve düşman kurşunlarıyla şehit oldular. Vatanlarından başka hiçbir şeyi düşünmediler bile. Eşlerini ve çocuklarını bile unuttular.”

Niyazi Bey’e ilişkin bilgileri esas olarak bizzat kaleme aldığı Hatırat-ı Niyazi adlı kitabından öğreniyoruz. Gösterişten hoşlanmıyor. Büyük sevgi gösterilerinde, alkışlandığında utanıyor; ne yapacağını şaşırıyor. Alçakgönüllü.

Bir gencin gözlemleri

1908’de lise öğrencisi olan bir gencin, İsmail Hakkı Sunata’nın anılarında aktardığı gözlemleriyle Niyazi Bey’i ve yaşadığı dönemi, sokağın havasını yansıtan sıcak bir anlatımla tanımaya başlayabiliriz. Öncelikle, İstanbul’da bir genci, ülkesinin geleceğiyle ilgilenmeye iten bir düşünsel canlılığın yaşandığı anlaşılıyor. Sunata’nın gazetelerden, sokak gösterilerinden edindiği bilgiler şöyle: “Medeniyet çağına girecek, ilerleyecek, kuvvetli ve çok büyük bir devlet olacakmışız. Her şeyi bize İttihat ve Terakki Cemiyeti yapacakmış. Niyazi Bey taburu ile dağa çıkmış (…) Niyazi Bey’in rütbesi kolağası, yani kıdemli yüzbaşı… Enver Bey kurmay binbaşıymış. O da dağa çıkmış. Padişaha telgraflar çekmişler. Padişah bu durumdan korkarak ‘Meşrutiyet’ idaresini kabul etmiş. Padişahı korkutmak da ne demek? Buna da aklım ermiyor.”

Halkı aydınlatıyor ve örgütlüyor

“Dağa çıkma” ifadesi bir isyan dışında Niyazi Bey’in yaptıklarını tam tamına anlatmıyor. Daha uygun bir anlatımla yetersiz kalıyor. Gerçek nedir derseniz? Korunaklı bir dağ başına, “askerleriyle” birlikte yerleşip beklemiyor. İki yüz vatan fedaisi olarak adlandırdığı askeriyle birlikte çevreyi dolaşıyor. Halkı aydınlatan toplantılar düzenliyor. Emperyalist büyük devletlerin niyetlerini, ülkenin içinde bulunduğu durumu, çıkış yolunu anlatıyor. “Plan ve programımız melun insanlar yerine kötü sistemleri ortadan kaldırmayı gaye edinmiştir. Yolumuz melunları ortadan kaldırmaktan çok kötülüğü ve kötülüğün çıkışını temin eden istibdat idaresini değiştirmektir. Bu, devletin müstakil olmasına, itimat edilir bir istikamet vermek, meşruti idareyi tesis etmek demektir.”

İstibdadın, “Devlete arkasını dayamış büyük arazi ve toprak sahiplerince desteklendiğini” açıklıyor. Laik ve vicdanlı… Bölünmeye, din ve etnik köken ayrımına şiddetle karşı çıkıyor. Tek çıkış yolunun birlik olduğunu bıkmadan tekrarlıyor. Silahlı çatışmaları önlüyor. Değişik etnik gruplar arasında güven ortamının oluşmasını sağlıyor.

Ulaşabildiği alanlarda, halkın birliğini sağlayan çalışmalar yapıyor. İlk önce toplum içindeki kan davalarını ve benzeri sorunları çözüyor, barışmalarını sağlıyor. Yıllarca dağlarda gezen, köylülere eziyet eden suçluları bile kazanmayı başarıyor. Ohri Kaymakamlığı’nın 16 Temmuz 1908 tarihli telgrafının şifre çözümü, bu durumu kanıtlıyor. Telgrafta yazılanlar şöyle: “Radolişte, Vovolişte gibi Ohri Malisiyesi Müslüman köylerinde sürdürülmekte olan kan davası, uzun senelerden beri evlerinde kapanıp kalmış olanların, Niyazi Bey ve adamlarının kimini korkutup ve kimini tehdit etmesi neticesinde, hepsi düşmanlarıyla barışıp evlerinden serbestçe çıkmaya başladıkları öğrenilmiştir.”

Niyazi Bey bir kahraman olarak tanınıyor, seviliyor. Halk ona güveniyor. Ayrıca o çevrenin insanı olduğu için köylülerin, şehirlilerin içinde bulundukları durumu, sorunlarını en ince ayrıntılarıyla biliyor. Onun bu özellikleri, halkı kazanmasını, örgütlemesini kolaylaştırıyor.

Halkı ikna ederek kazanmayı esas alıyor

Niyazi Bey en zor koşullarda bile ara vermeden beyannameler (bildiriler) yazıyor, telgraflar çekiyor. Örgütüyle haberleşiyor. Geçtiği her köy ve kasabada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin köy ve kasaba merkezlerini oluşturuyor. Halka karşı açık olmaya önem veriyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılım yeminini, ilk kez gizli bir ortamda değil, halkın önünde yaptırıyor.

Cesur ama maceracı değil. Halkın ve askerlerinin korunmasına, kardeş kavgası çıkmamasına özen gösteriyor. Tehdit ve korkutma yöntemine de başvuruyor ama ikna ederek kazanmayı esas alıyor. Örneğin Radolişte köylüleri silahlı olarak yediden yetmişe cami avlusunda toplanarak Niyazi Bey’in askerlerini köylerine sokmayacaklarını, çok kötü küfür ve tehditlerle, ilan ediyorlar. Niyazi Bey, önce “köyü kuşatıp cezalarını vermeyi” düşünüyor ama zabitleriyle ve o köyden birkaç kişiyle görüş alışverişi yaptıktan sonra vazgeçiyor. “Kötü bir vaziyet yaratmaktansa ben de geceyi açıkta geçirmeyi doğru gören görüşe katıldım. Böylece Değirmenlik’e çekilecek geceyi aç ve susuz geçirecektik. Bütün gece üzüntüden gözlerime uyku girmedi”. İttihat ve Terakki’nin sevildiği komşu köy İstrogalılar, Radolişte köylülerini davranışlarının olumsuzluğuna ikna ediyorlar. Niyazi Bey ve askerleri, köye davet ediliyor. Konuşma ve tartışmalar yapılıyor. Sonunda anlaşıyorlar. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin idare heyeti bu köyde de oluşturuluyor. Böylece önemli bir gerginlik başarılı bir sonuçla ve tatlılıkla atlatılıyor.

Adaletli olmaya, yoksulları korumaya büyük önem veriyor. Kendi cümlesiyle aktarırsak: “köylünün himayesini önde tutuyorduk” diye yazıyor. İnsanların incitilmemesine, haksızlık yapılmamasına çaba harcıyor. Alınan yiyeceklerin ya parası ödeniyor ya da gelecek de ödeyecekleri vergilerden düşülecek şekilde makbuz veriliyor.

Niyazi Bey “askerleriyle” birlikte 3 Temmuzdan 23 Temmuza kadar, yani İkinci Meşrutiyetin ilanına kadar 20 gün her an hükümetin ya da farklı çetelerin silahlı saldırısına uğrama tehdidi altında, dağlık, ormanlık bir bölgede zaman zaman aç, susuz, uykusuz kalarak halkı, aydınlatma ve örgütleme çalışmasını yürütüyor. Tüm bunlar bana, Mao Zedung’un ünlü Uzun Yürüyüşünün, çok küçük çapta bir öncülünün ülkemde yaşandığını, düşündürttü. Gurur duydum. Haklı mıyım, bilmiyorum. En doğrusu, kararı tarihe bırakmak…

Yaşasın hürriyet, eşitlik, kardeşlik, adalet!

23 Temmuz 1908 Perşembe günü, Manastır’da toplar atılarak, büyük merasimlerle Hürriyet ilan ediliyor. Selanik ve Resne’de büyük bayram 24 Temmuz 1908 günü kutlanıyor. Resne köylüleri şehre doluyor. Alanlar; yaşasın ordu, yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti, yaşasın millet, yaşasın hürriyet, müsavat, kardeşlik, adalet sözleriyle çınlıyor.

Bu zafer, Genç Türklerin yanı sıra onların babaları, dedeleri olan Genç Osmanlıların da başarısıdır. Nitekim Hürriyetin ilanının ilk gününden itibaren Mithat Paşa’nın ve Namık Kemal’in resimleri duvarları, vitrinleri süslüyor.

Kahramanlar ve ihtilaller…  

Kahramanlar ve ihtilaller… Fikirler ve ihtilaller… Doğru fikirler ve kahramanlıklar başarmak için yeterli midir? Büyük kitlelerin de kazanılması gerekmez mi? Şevket Süreyya Aydemir, bu kavramlar arasındaki bağıntıyı özlü bir biçimde açıklıyor. Şöyle yazıyor: “İhtilali, sayılar değil, fikirler kazanır. Eğer ihtilal, onu kaçınılmaz kılan şartlara dayanıyorsa ve bu şartlar, onları dile getirecek kahramanlarını bulursa, ihtilal zafer gongunu bir gün, mutlaka çalacaktır.

“Sayı ve birikim, şartları olgunlaştırır. Bu olgunlaşma, zirve noktasına varınca, toplumun kabuğu çatlar. O zaman eski düzen yeni düzene döner. Ve ihtilalin topları, bu dönüşü haber vermek için ufukları inletir…”  (Ş. S. Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, C: 1, s. 545.)

1908 Hürriyet Devrimi; Talât, Enver, Niyazi, Atıf, Eyüp Sabri beylerde ve daha pek çok aydının kişiliğinde, kendini hürriyete feda eden kahramanlarını buldu. Onlar “ecnebi yumruğunu görmemek” için, canlarından aziz bildikleri vatan ve millet yolunda kendilerini, feda etmekten kaçınmadılar.

Atıf Bey’in yazdığı gibi o sırada “örgüt, pek zayıf ve çekingendi, halk donmuş gibiydi” ama kısa sürede İttihat ve Terakki Cemiyet’inin adı ülke içinde ve dışında duyuldu. Yani fikirler doğruysa, koşullar uygun hale geldiğinde sayılar kısa sürede değişebiliyor. Bu hem kitlelerin kazanımı hem de süreler için böyledir. Büyük altüst oluşların yaşanıldığı dönemlerde daha önce yıllar yıllar süren değişmeler birkaç ay ya da gün içinde gerçekleşebiliyor.

Emekli olup Resne’ye yerleşen Niyazi Bey, Balkan Savaşı patlak verince Cevdet Paşa’nın ordusuna katılıyor. Yenilgiyle biten savaştan sonra, İtalya üzerinden İstanbul’a ulaşmak için Arnavutluk’un Avlonya iskelesinde vapur beklerken, Balkan komitacıları tarafından, 17 Nisan 1913’te üç kurşunla sırtından vurularak şehit ediliyor.

Kaynak: Feyziye Özberk, “Resneli Niyazi Vatan Fedaisi ve Rumeli Dağlarından Cumhuriyete” kitap dosyası

*ADD Genel Sekreter Yardımcısı

 

Top