GÜNVER GÜNEŞ: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ İLE ÇIKARILMASI DÜŞÜNÜLEN YENİ ANAYASAYLA ÖZDEŞLEŞEN BİR EĞİTİM SİSTEMİ OLUŞTURULMAK İSTENMEKTEDİR

HAZIRLANAN TASLAK LAİKTEN, ÇAĞDAŞLIKTAN,  BİLİMSELLİKTEN UZAKTIR. KURUCU İRADEYİ YOK SAYMA, LAİK EĞİTİM LAİK YAŞAMA MEYDAN OKUMADIR.

Eğitim bir devlet politikası olmalıdır. Her siyasi iktidar döneminde ideolojik olarak şekillendirilen Türk Eğitim sistemi adeta yap boz tahtasına dönüştürülmüştür. Önemli bir uzmanlık alanı olan Eğitim müfredatları da el yordamıyla değil geniş katılımlı ve zamana yayılan bir süreçle eğitimin bütüncül bir şekilde ele alınmasıyla değerlendirilmelidir. Türkiye’de 1924-2002 yılları arasında ortalama 8-10 yılda bir müfredat değişikliğine gidilirken AKP Hükümetleri döneminde ise her 5 yılda bir müfredat değişikliği yapılmıştır.  Müfredat taslağı ile Cumhuriyet dönemi müfredatından ve bilimden kopuşun taşları döşenmiştir.  Geldiğimiz aşamada Siyasi iktidarın emrindeki Eğitim Bir – Sen sendikası, “Gecikmiş Reform: Müfredatın Demokratikleştirilmesi” adlı bir rapor hazırlanarak kamuoyuna sunuldu. Sendikanın neredeyse tüm önerileri bu taslağa yansıtılmış durumda. Tek paydaş olarak seçilen bu sendikanın, Bakanlığa sunduğu rapora katkı sağladığı söylenen 50 akademisyenin ve 400 öğretmenin adları nedir ve bağlı oldukları kurumlar hangileridir? Bakanlık’tan bu soruların yanıtını bekliyoruz. Böylesine önemli bir konuda, kurumsal önerilerin 6 Şubat, bireysel önerilerin ise 10 Şubat ile sınırlandırılması, MEB’in ‘öneri alma’ sürecini sadece sembolik olarak ele aldığını göstermektedir

MEB’in askıya çıkardığı taslak programların pilot uygulama yapılmadan, bilimsel bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmadan önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren uygulanacağının açıklanması son derece sakıncalıdır. Bakanlığın gelecek öneriler doğrultusunda ders kitapları yazım sürecinin 20 Şubat’tan itibaren başlayacağını açıklaması, tıpkı 4+4+4 düzenlemesinde olduğu gibi, müfredat gibi önemli bir konunun da bir oldu bittiye getirilmek istendiğini göstermektedir.  Hazırlanan bu raporda ise Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyetin temel değerleri ve ruhuna, milli mücadele kahramanlarına art niyetli bakıldığı görülmektedir. Artık laiklik ve cumhuriyet karşıtı söylemleri sakınmadan kamuoyu ile paylaşan bu sendikanın raporu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı taslak eğitim programına esin kaynağı olmaktadır.

Her ülkede o ülkenin kurucu iradesi ve kurucu lideri eğitimin temelini oluşturur. Türkiye’de de devletin kurucu iradesi kaynağını ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlikten alan Kurtuluş Savaşı ve devamında 1923 Cumhuriyet temelidir. Kurucu lider M. Kemal Atatürktür.  Eğitimin temeli de amaçları da bu anlayış üzerine inşa edilmelidir. Devlet olmanın toplum olmanın ana ilkelerinden biri budur.  AKP döneminde kurucu irade ve kurucu lider unutturulmaya alternatif geliştirilmeye çalışılmaktadır. AKP’nin Eğitim müfredatı taslağı hormonludur. Buradan sormak isterim; “Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” diyen bir liderin sözü ders kitaplarında olmayacak da hangi sözü olacak? Atatürk, toplumun ‘Başöğretmen’ ilan ettiği tek liderdir. II.Dünya Savaşında İsmet İnönü’nün yaptıkları inkar etmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihini inkar etmektir. Müfredat değişiklikleri, bir anlamıyla ‘laik eğitim ve laik yaşama’ karşı meydan okumanın somut bir yansımasıdır”

Artık iyice anlaşılmaktadır ki Türkiye Cumhuriyeti yerine Osmanlı hayranlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurucuları Mustafa Kemal ve arkadaşları yerine de padişah savunuculuğu yapılmaktadır. Bunun sonucunda ise laik, bilimsel eğitim yerine dinsel eğitimin, ulus-devlet yerine küreselleşmenin, toplumun ve ekonominin gereksinim duyduğu insan yerine de küresel sermayenin gereksinim duyduğu bir sistem düşünüldüğü belli olmuştur. Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen ‘sadeleştirme’ ve ‘basitleştirme’ uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, ünite ve kazanım sayılarının azaltılarak, ‘dini’ ve ‘milli’ öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulmak istenmektedir. MEB geleceğe yönelik tehlikeli bir adım atmaktadır. Eğitim müfredatının bilimle, bilimsel bilgi ve gerçeklerle bağı koparılma, eğitim sisteminde her türlü bilim dışı akım ve düşüncenin gelişmesi için geniş bir alan açılmaktadır. Evrim teorisi, iktidarın 4+4+4 sonrasında hayata geçirdiği ‘dindar ve kindar nesil yetiştirme’ projesine kurban edildi. Bu adımın arkasında, bütün okullarda okutulan müfredatı, imam hatip müfredatı ile benzer hale getirme çabaları yatmaktadır. 15 Temmuz’un ulusal bayramlar arasında sayılmasının eğitim bilimine ne kadar katkısı olacağı tartışmalıdır. 15 Temmuz, aynı menzile birlikte giden bir siyasal parti ile bir cemaat yapılanması arasındaki çıkar çatışmalarının ve bütün devlet mekanizmasındaki yapıların çöküşüne neden olan bir girişimdi. Bunun, Ulusal Kurtuluş savaşımızmış gibi müfredata eklenmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Peki, müfredatta bu siyasal partinin o cemaat yapılanması ile olan organik ilişkileri nasıl anlatılacaktır? Bunu gerçekten merak ediyoruz. Aynı menzile varmak için devleti nasıl çökerttiklerini müfredatta, derslerde nasıl anlatacaklar? 15 Temmuz hain darbe girişiminin müfredata eklenmesinde iktidarın asıl amacının laik, demokratik Cumhuriyet’ten ve Atatürk’ten kopuşu, kuruluş ve kurtuluş mücadelemizi gölgelemek olduğu bu taslakta çok açık olarak görülmektedir.”

Laik/seküler eğitime yönelik müfredatta yer alan düşmanca yaklaşım, laik eğitim ve laik yaşamı savunanların gözaltına alınmasından, tutuklanmasından ve hedef haline getirilmesine ilişkin tehlikeli yaklaşımlardan bağımsız düşünülemez. Müfredat değişiklikleri, ‘laik eğitim ve laik yaşama’ karşı meydan okumanın somut bir yansımasıdır. Tarih ders kitaplarında Atatürk ve Cumhuriyet’in ilk yılları ile ilgili bilgilerde ciddi bir ayıklanma yapılırken, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili son derece ayrıntılı eklemeler yapılmış olması dikkati çekicidir. Yeni müfredat değişikliklerinin eğitim sisteminin ihtiyaçlarından çok, siyasal iktidarın ‘2023 vizyonu’na, eğitimin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında etkisini hissettiren siyasal-ideolojik çizgisine göre yapılmak istendiği açıktır.  Özellikle Başkanlık sistemi ile değiştirilmeye çalışılan ‘yeni rejim’e uygun bir müfredat yapısı oluşturulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Atatürkçülük kavramını derslerden çıkaran bir Milli Eğitim Bakanlığı, nasıl milli olabilir? Ayrıca evrimi de derslerden çıkaran bir bakanlık, nasıl eğitim bakanlığı olabilir? Devrim ile Evrim yok sayılarak, laik, demokratik, çağdaş ve bilimsel eğitimden söz edilemez. Laik eğitim yerine dinsel eğitime doğru yol alınırken, üniversitelerden ya da eğitim fakültelerinden bir tepki geldiğini duyan oldu mu? yayınlanan müfredat taslağı ile birlikte Anayasa değişikliği ile özdeşleşen bir eğitim sistemi oluşturulmak istenmektedir. Bu sistem çağdaş, bilimsel, laik değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesinde paylaşılan müfredatta 100’e yakın dersin olduğu bir sistemden bahsedilmektedir. Bu eğitim sisteminde Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yönelik bilgiler daraltılmıştır. Müfredat değişikliği ile Atatürk’ün isminin silinmesi, Atatürk’ün önemsizleştirilmesi, ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü tanımayan yeni bir gençlik yapılanmasının sağlanması hedeflenmektedir. Kendi beyin yapılarına uygun bu sistem çağdaşta değildir, bilimsel de değildir. Laikte değildir.