BARZANİ’NİN BAYRAĞININ TÜRK BAYRAĞI’NA EŞİTLENMESİ HUKUKSUZLUĞUNA SORUŞTURMA AÇAMAYAN SAVCILAR, KUVVETLER BİRLİĞİ’NİN SESSİZ ÇIĞLIĞINI ATIYORLAR!

 

27.02.2017 tarihinde, bağımsız bir devlet olmayan, uniter bir devlet olan Irak’ın sadece bir bölgesini temsil ettiği iddiasında olan Mesut Barzani İstanbul Atatürk Havaalanına geldiğinde, Türk Bayrağı’nın yanına, sözde Kürdistanı temsil ettiği iddia edilen bir bölgenin bayrağı asılmıştır.

Yine havaalanındaki devlet konut evinde de şanlı bayrağımızın yanına bu bölge bayrağı tekrar konulmuştur.

Aynı gün aynı şahsın Ankara’da yapılan karşılamasında da yine Ankara Esenboğa havalimanına yine söz konusu bölge bayrağı (flaması), Türk Bayrağı ile eşit düzeyde asılmıştır.

Oysa ki Irak Anayasasında böyle bir bayrak bulunmamaktadır. Yani bu asılan nesne bir bayrak statüsü taşımamaktadır. Şanlı Türk Bayrağı’nın yanına eşit düzeyde asılması başlı başına bir suçtur.

Türkiye’nin ve dünyanın hiç bir devletinin tanımadığı bu bölge temsilcisi, uluslararası diplomatik kurallar, uluslararası antlaşmalar ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa ve kanunlarına rağmen, bir devlet başkanı gibi Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde ağırlanmıştır.

Oysa ki devlet başkanı düzeyinde ancak Irak Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ağırlanabilir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile eşit statüde olmayan bir kişinin, devlet başkanı statüsünde ağırlanması suretiyle TCK 301 maddesinde tanımlanan suç işlenmiştir.

Barzani’nin liderliğini yaptığı örgüt, ırk esasına dayalı bir devlet kurmak için öteden beri mücadele etmektedir. Barzani, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği dönemde, uniter Irak devletini parçalamak üzere çalışmalar yapmış ve sonuçta bölgesel bir alanın temsilcisi olmuştur.

Sabittir ki bu yapı, Türkiye’yi bölme amacıyla terör eylemleri yapan PKK’ya, Suriye’yi bölmeyi amaçlayan PYD’ye, İran’ı bölmeyi amaçlayan PJAK’a yardım ederek, BOP planında da yer alan Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ı parçalayarak bir kürt devleti kurmaya çalışmaktadır.

Bu tablo ne yazık ki, bir bölgeyi devletleştirmeye çalışmanın açık ifadesidir, bu tablo Irak’ın devlet bütünlüğünü yok sayan bir anlayışın ifadesidir.

Bu tablo, uniter bir devlet olan Suriye’nin PYD/PKK gibi terör örgütlerince işgal edilerek “kanton” adını verdikleri bölgelerin de devletleştirilmesinin önünü açacak hazin bir çöküşün göstergesidir.

Bu tablo, Türk Ulusunun etnik açıdan parçalanarak, Ortadoğuda Türkiye, Irak, Suriye ve İran’dan alınacak parçalarla kurulacak BOP uşağı bir devletin görüntüsüdür.

10 yıl öncesine kadar Irak toprak bütünlüğü kırmızı çizgimizdi. Sözde büyük kürdistan kuruluncaya kadar bütün kırmızı çizgilerimiz silinecek mi? Oysa ki komşularımızın toprak bütünlüğüne saygı göstermek, Atatürkçü dış politika ilkelerinin temelidir. Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın bütünlüğü, Türkiye’nin bütünlüğüdür. Gerek o flamanın çekilmesi, gerekse bir bölge temsilcisine devlet töreni, protokolü uygulanması, Türk Bayrağı uğruna şehit düşen Mehmetçiklerimizin, Milletimizin ruhunu acıtmıştır.

Türkiye’nin devlet olarak tanımadığı, muhatap almadığı, devlet statüsünde olmayan, hatta Türkiye’yi bölmek için silahlı mücadele ederek binlerce asker ve sivil vatandaşımızı şehit eden terör örgütlerine destek veren, üniter devlet olan Irak’ın sadece bir bölgesinin flamasının, Türk Bayrağı ile eşit muamele görmesi, göndere çekilmesi ve yine bu bölgenin temsilcisinin devlet başkanı statüsünde ağırlanması eylemleri

 

TCK m. 215: Suçu Ve Suçluyu Övmek

TCK m. 220/ 8: Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgütün Veya Amacının Propagandasını Yapmak.

TCK m. 257: Görevi Kötüye Kullanma

TCK m. 266: Kamu Görevine Ait Araç Ve Gereçleri Suçta Kullanma

TCK m. 301: Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını

         Aşağılama

TCK m. 302: Devletin Birliği Ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak

TCK m. 340: Yabancı Devlet Başkanına Karşı Suç

TCK m. 341: Yabancı Devlet Bayrağına Karşı Hakaret

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.7/2: Terör Örgütünün; Cebir, Şiddet Veya Tehdit İçeren Yöntemlerini Meşru Gösterecek Veya Övecek Ya Da Bu Yöntemlere Başvurmayı Teşvik Edecek Şekilde Propagandasını Yapmak

 

suçlarını oluşturmaktadır.

Bu suçlar nedeniyle, 08.03.2017 tarihinde Bakırköy Adliye Sarayında, Başbakan, Dışişleri Bakanlığı Yetkilileri, İçişleri Bakanlığı Yetkilileri  ve tüm ilgili kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduk.

Suç duyurusu dilekçemizi almak istemeyen 5 savcıya rağmen, büyük uğraşlar sonucu dilekçemizi teslim edebildik.

Ancak Bakırköy C.Başsavcılığın 17/03/2017 tarih ve 2017/8509 sayılıyı yazı ile

 

“… bu eylemin Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkililerinin bir suçu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Uluslararası ilişkiler kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin gösterdiği bu tavrın soruşturma ve yargılama konusu yapılması söz konusu değildir. Siyasi değerlendirme ve eleştiri konusu yapılabilecek bu eylem hakkında Başsavcılığımızca soruşturma sayısı verilmemiştir.”

 

bilgisi verilmiştir.

Bizim bilmediğimiz paralel bir  Ceza Muhakeme Kanunu mu bulunmaktadır? Anayasa ve Ceza Muhakeme Kanunu bir kararname ile kaldırıldıda bizim mi haberimiz yok? Savcılara, başbakanlar hakkında suç duyurusu dilekçelerini almama yetkisi mi verildi?

Anayasa değişikliği referandumdan önce yürürlüğemi kondu? Hukuk sistemimizde yeri olmayan bu mektup yollama usulü ile  artık Türkiye’de kuvvetlerin birleştiği mi tebliğ ediliyor?

Savcı, başbakan ve ilgililer hakkında soruşturma başlatmama ve yargılama konusu olup olmadığına karar verme yetkisini nereden almaktadır?

Savcı, Barzani’nin Irak’ı bölerek ırka dayalı devlet kurduğunu ve bunun Resmi Gazete’de yayınlanmayan paralel bir kararla Türkiye’ce tanındığını mı bildirmektedir?

Savcının yazısında geçen “uluslararası ilişkiler” terimi, hem ülkemizde, hem de daha sonra Türkmen şehri Kerkük’te asılan bölücü bayrağın gayri resmi tanındığına dair kapalı kapılar ardındaki ilişkilerin mi haberidir?  Büyük Ortadoğu Projesi ve Sevr’in bir parçasının daha hayata geçtiği mi anlatılmaktadır?

Savcı görevini mi yapmıyor, görevini yapamamanın nedenlerini sessiz bir çığlıkla mı anlatıyor?

Barzani’nin bayrağının Türk Bayrağı’na eşitlenmesi hukuksuzluğuna göz yuman savcılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu makamı olan “Cumhuriyet Savcısı” makamında oturduklarını hatırlatırız!

Kuvvetler ayrılığının, hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün, bağımsız yargının, Cumhuriyetin Savcılarının yaşatılabilmesi ve bunun benzeri olayların yaşanmaması için duyarlılık gösterelim; sandığa gidelim, Anayasa değişikliğine HAYIR diyelim ve bu oynanan oyuna BİZ son verelim.

 

Saygılarımızla.

 

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

Hukuk ve Siyaset Kurulu Üyesi

Av.İsmail ALTAY