B. SAFA YENİCE: 2016 dan 2017 ye umutlar zorluklar

CUMHURİYET 21.YÜZYILA DA YAKIŞACAK

Yeni bir yıla girerken ülkemizi, Cumhuriyetçi bir bakış açısıyla, Dünya bütünlüğünün içinde görerek değerlendirebiliriz. Bu bakış çok genel ve kuş bakışı olabilir. Ancak bu yüzeysel bakış bile, Emperyal ekonomilerin sistemik krizlerini ve mazlum ülkelere sömürü amaçlı saldırılarını, yaşanan büyük insanlık dramlarını görmeye yeter…

2016  Dünya ‘da ve Türkiye’de beklenmedik kırılma ve yol ayırımlarının yaşandığı bir yıl oldu.  İnsanlık dışı acılı olayların, katliamların üzüntüsünü yaşadık. Lanet olası emperyal politika ve projeler , insanca yaşam özlemini duyanların umutsuz, karamsar ve gelecekten kaygılı olmalarına neden oldu.   “Yeni Dünya düzeni” diyerek,  Dünya halklarına dayatılan,  sömürücüler için daha fazla kazançtı.  Mazlumlar içinse,  milyonların aç, sefil yaşayıp, nedenini anlayamadıkları, suçlularını  tanımadıkları katliamlarda öldürüldükleri bir düzenin adıydı.

Ülkeler etnik, mezhepsel olarak parçalanmaya devam ediyor. Birbirine düşman, evini ,yurdunu terk etmiş ,saldırılar altında yakınlarını kaybetmiş, sağlık koşullarından uzak,  küçük bölgeciklerin insanları oluşuyor. Kimisi göç etmek için bindiği botlarda, Akdeniz’in ya da Ege‘nin soğuk sularında boğuldular. Kimisi kaybedecekleri hiçbir şeyin kalmadığı acımasız ortamda, yeni saldırılara karşı sığınacak bir yer, kendilerini koruyacak bir silah ve ailesine verecek bir lokma ekmek için uğraşıyor. İşte 21 yüzyıla yaklaşırken gördüğümüz insan manzaraları…

KAPİTALİZM UZUN DÖNEMLİ, SİSTEMİK KRİZLERİNDEN BİRİSİNİ DAHA YAŞIYOR

Prof.Dr. Erinç Yeldan  Dünya’da  yaşananları şu cümlelerle özetliyor. “Kapitalizm uzun dönemli sistemik krizlerinden birisini daha yaşıyor……. Finansal spekülasyonun köpükleşmesi; sabit sermaye yatırımlarının gerilemesi; sanayisizleşme; işgücü piyasalarında parçalanma ve güvencesiz istihdam biçimlerinin yaygınlaşması ve bütün bu iktisadi tıkanıklıkların,  sosyal dışlanma, hukuk norm ve kurumlarının çiğnenmesi ve bölgesel savaşlara dayalı açık şiddet…“

Kapitalizm uzun dönemli sistemik krizlerinden birisini daha  yaşarken, bütün bu iktisadi tıkanıklıklarını, daha önce yaptığı gibi, mazlum ülkelerin kaynaklarına sahip olarak aşmak istiyor.

Ancak, okuduklarımızdan edindiğimiz izlenimlere göre, bu işin artık eskisi kadar kolay olmayacağı anlaşılıyor. Mazlum ülkelerde yaşanan acılar,onları karşı hamlelere zorluyor.  Bu gelişmeler AB, ABD ve diğer sömürücü güçlerin 2017 yılında,  öngörülerinin çok dışında gelişmelerle  karşılaşabileceğini haber veriyor.

Önümüzdeki süreçte, emperyal ülkelerin Dünya’ ya egemen olmak için yapmakta olduğu vahşi, acımıasız sömürme kavgasını sürdüreceklerini biliyoruz. Buna karşılık, mazlum ülkelerin de,  acımasız saldırılara karşı bölgesel işbirlikleri, dayanışma, güvenlik ve ekonomik  birliktelik arayışlarının başladığını memnuniyetle görüyoruz.

Emperyal ülkelerin Dünya egemenliğindeki konumlarının, etkinlik alanlarındaki rakipsizliklerinin sarsıldığı bir dönem yaşanıyor. Yeni denge arayışları var. Böylesi hamlelerin geliştirilmesi halinde, saldırgan politikalarını sürdürmek isteyenler iç ve dış politikalarında bazı zorunlu değişikliklere gitmeye mecbur olabileceklerdir.

SALDIRILARA KARŞI BÖLGESEL İŞBİRLİKLERİ GELİŞİYOR

Olumlu değişikliklerin kısa sürede ve kolaylıkla olabileceği hayaline kapılanlar yanılırlar. Her gerileme ortamı daha da sertleştirir. Azgın gidişten beslenen emperyal güçlerin, vekalet savaşçılarının, taşeronlarının ve  sahaya sokacakları gelişmiş teknolojilerinin kolay pes etmeyeceğini bilmeliyiz.  Bu iklimde mazlum ülkelerin başarılarının, ancak bölgesel işbirlikleri sağlanabileceği görüşü yaygınlaşmaktadır.

Bu konuda  Rusya, İran ve Türkiye’nin, Moskova ‘da,  Suriye konusunu ABD siz görüşmeleri,  çok önemli bir adımdır.  Bu konuda Kazakistan’ın başkenti Astana’da, siyasi çözüm müzakerelerinin ele alınacağının duyurulması sarsıcı bir hamledir.

Bu yaklaşım, Atatürkçü düşünce sisteminin yıllardır öngördüğü bir ilke olarak hala ışıldıyor. O dönemlerde  bu görüş,  düşünce aşamasında kalmamış, Sadapat paktı, Balkan paktı anlaşmaları ile bölgesel işbirliklerinin başlangıcını oluşturmuştur.

Sadabat Paktı; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında, 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da, Sadabat Sarayı’nda imzalanan dörtlü saldırmazlık paktydı. Balkan Antantı Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında 9 Şubat 1934’de imzalanmıştır. Bu antlaşmanın 6 Mart 1934’de T.B.M.M. tarafından onaylanması ile Türkiye resmen Balkan Antantı’nın üyesi olmuştur.

Bugün doğruluğu bir kez daha kanıtlanan Cumhuriyet in politikalarını daha iyi kavramalı ve geleceğe uyarlamayı becermeliyiz.

İşbirliklerinin gelişmesiyle önümüzdeki süreçte yeni bağlantıların kurulup geliştirilebileceği, bazı yol ayırımlarının da  olabileceğini düşünüyoruz.

BATI,  BAZI POLİTİKALARINI YENİDEN GÖZDEN GEÇİRMEYE DE BAŞLADI.

ABD nin seçimlerden sonra 20 ocakta göreve başlayacak olan yeni  başkanıyla geleneksel politikalarından ayrılmayarak, bazı politikalardaki bakış açılarını farklılaştırabileceği yazılıyor.  Dünya ekonomisindeki büyük payını ve önder rolünü Çin ile paylaşmak durumunda kalan, petrol ve doğal gaz zenginlikleri ile bilinen Rusya nın,  bölgesel işbirliklerinde ve savunma sanayindeki hamlelerini  yakından izleyen, Hindistan ve doğu Asya’daki hızlı bilimsel gelişmeleri gören  Amerikan politikalarının özü değişmese de,  bu özden kopmayan  bazı farklı yaklaşımlar içine girebileceği, tek kutuplu Dünya düzeninden istemeyerek uzaklaşmasının getireceği değişimleri göreceğimiz yazılıyor.

Bilimsel çalışmalarla kendini yenileyen ülkelerin atakları ,ABD nin bazı konulardaki üstünlüklerini zorlayabilecektir. Bu  nedenle 21. Yüzyılın Dünya’sında ülkelerin konumunu bilim , teknoloji ve araştırma geliştirme çalışmalarındaki başarıları belirleyecektir. Biz de, bu bilinçle ,gençlerimizin önünü açmazsak, Dünya nın değişen bilim dilini bile yakalamakta zorluk çekeceklerini, hizmetli durumuna düşeceklerini bilmeliyiz. Bu konuda da “Bağımsız Düşünce” mizin özünü, bilim ve akıl olarak oturtan Atatürkçü düşünce sisteminin, geleceğe ne kadar isabetli öngörülerle yaklaştığını görüyoruz.

AB DE YAŞANAN ÇALKANTILAR

2016 sonunda Dünya’yı etkileyen önemli güçlerden biri olan AB nin  de sarsılmakta olduğunu görüyoruz.  AB den ayrılmak isteyen bir İngiltere var… Fransa da  baharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hollande’ ın  “başkanlık seçimlerine” aday olmayacağı, Elysée’ye artık Le Pen’in gelme olasılığının artmasından aydınların kaygılı olduğunu duyuyoruz. AB nin diğer ana taşıyıcısı olan Almanya’da,  “istikrar” kalesi ve “aşırı sağa” karşı merkezin güvencesi olarak görülen  Merkel’in 2016 da  etkili sarsıntılarla karşılaşması düşündürücü olmuştur.

Ayrıca, Dünya’daki yeni gelişmeler karşısında Almanya’nın güvenlik politikalarını yeniden tanımlamak ihtiyacı duyması kayda değer bir gelişmedir. Savunma ve güvenlik politikalarının ana hatlarının belirleneceği “Beyaz kitap 2016 “ yı yıl sonuna kadar tamamlamayı planladklarını okuyoruz. Almanya’nın Dünya’da oynayacağı rolü yeniden belirlemeye çalışması atlanacak bir bilgi değildir.

AB yi  demokrasi, çoğulculuk, barış içinde bir arada yaşamanın sembolü olarak görenler bile, çözülmeden kaygı duyduklarını yazıyorlar.

2016 yılında Fransa’ da yaşanan Charlie Hebdo, Bataclan saldırıları, Nice de yaşanan insanlık dışı terör, Almanya’da Köln’de yılbaşı kutlamalarında “Arap görünümlü” tasvir edilen yüzlerce erkek, Alman kadınlarına benzeri hiç görülemiş bir “toplu taciz”de bulundular. “Köln travması” ile başlayan yıl, Berlin’de bir düzine insanın yaşamını yitirdiği “Noel katliamı” ile noktalandı.

İtalya’da ve AB de,  Merkez solun gelecek vaat eden lideri olarak düşünülen  Renzi , referandumda umutsuzluk, çaresizlik ve öfkenin devirdiği adam oldu..

Dünya’da yabancı düşmanlığı , ırkçılık, İslamafobi ve ekonomik sıkıntıların dalgası büyüyor. Avrupa’nın yerleşik siyasi partileri ve politikacılarına güven giderek daha da azalıyor. Akılcılıktan uzak, duygusal, gerçekçi olmayan, ırkçı söylemlere prim veren sağcı, popülist partilere ilginin arttığını görüyoruz.

Bu aşırı sağ savrulmaların Polonya-Macaristan gibi demokrasi geleneği daha az olan ülkelerde değil,  AB nin en güçlü merkezlerinde bile gözüküyor olması düşündürücü…

AB de 2016 yılında yaşananlar bundan ibaret olmamakla beraber, bazı  iç ve dış belirleyici sorunların kısaca böyle özetlenebileceğini düşünüyorum. Çalkalanmakta olan  Dünya da,  Batıdaki  iç ve dış sıkıntılar hiç de küçümsenecek boyutlarda gözükmüyor. Doğu da ise  bazı eksikliklere rağmen, özellikle Çin ve Hindistan gibi ülkelerde  olumlu bilimsel gelişmeler ve ekonomik hamlelerin sürdüğünü okuyoruz.

CUMHURİYETÇİ BAKIŞ, BÜTÜNCÜL GÖREBİLMEDİR

Cumhuriyet’in bütüncül bakma ilkesinin ışığında ülkemizi değerlendirmeden Dünya’ya  ait bazı görüntüleri içeren , çok genel ve kuş bakışı bakmaya çalıştık. Özellikle Emperyal ekonomilerin sistemik krizlerini  atlatamadıklarını ve mazlum ülkelere artan saldırılarını vurgulamaya çalıştık.

Türkiye’ye baktığımızda, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini , ilke ve devrimlerini kavrayamayan bir zihniyet iktidara, İç ve dış egemen güçlerin desteği ile gelmiştir. Tek başına iktidar olarak 14 yıldır yönetimdedir. Bu süreçi  yöneticiler ve yandaşlar “yeni Türkiye “olarak adlandırmışlardır.

Gerçekten de bugün yaşananlar Cumhuriyet Türkiye’sinin huzurlu, güvenilir, barışçı, sıkıntılarına rağmen dayanışan, birbiriyle konuşmayı,tartışmayı  becerebilen, kadınların ve sanatın saygın bir yeri olan, bütün eksikliklerine rağmen liyakat prensibi ile çalışan kurum ve kuruluşlarra sahip, bağımsız düşünebilen insanların görüşlerini özgürce söylediği , iletişimin özgür, yargının bağımsız olduğu , zor günlerde bir araya gelebilen insanların  yaşadığı bir üke olmaktan çok uzaklaşmıştır.

İŞTE “ YENİ TÜRKİYE “

Yeni Türkiye, terör, savaş, bombaların patladığı, iç savaş tehlikesinin yaşanabileceği, keskin bir  kutuplamanın yaşandığı , huzur ve güvenliğin olmadığı , anaların ve insanlarımızın her gün gelen şehitlerine ağladığı ,kardeşliğin , eşit yurttaşlığın yaralar aldığı, ekonomik krizler yaşayan, ilkeleri olmayan, sözüne güvenme konusunda tereddütler yaşanan,   Etnik ve mezhep ayrımlarının rahatsız edici boyutlara ulaştığı, halktaki silahlanmanın hiç yaşanmadığımız kadar yagınlaştığı, kadınlara sokak ortasında saldırıların olduğu,  devletin fabrikalarının , limanlarının satıldığı, yargının bağımlı hale geldiği, insanların birbirine kuşku ile baktığı , umutsuzluktan , kaygılardan gerilmiş insanlar topluluğunu barındıran, her sektörü desteklemek için o  alana devletin kurduğu destekleme amaçlı  bankalarını satmış bir yapıya  dönüştürülmüştür. Sıralanan her bir konu için sayfalarca yazı yazılabilir. Ama değerli bir ekonomi hocamızın sözünü anımsatmadan geçemeyeceğim.  “Eğer bankalarınız sizin olmaktan çıkmış ise, sınırda asker bulundurmanızın çok fazla bir anlamı olmaz  ”

Bilimi, eğitimi  ve Cumhuriyet’in devrim , ilke, değer  ve kazanımlarını hiçe sayan zihniyetin bizi sürüklediği yer burasıdır. En önemlisi de,  özellikle yaratılan kutuplaşmaların,  “kindar ve dindar” gençler yetiştirme talimatının,  toplumumuzda  ne gibi patlamalara yol açacağı ve gelecekte onarılması seneler sürecek yaraların nasıl tedavi edileceğinin şimdiden düşünülmesi gerekmektedir. Almanya,  Ortadoğu’da terör örgütlerine girmiş, İslami örgütlere katılmış insanları ,memleketlerine döndüklerinde psikolojik tedaviye alarak ,onları topluma kazandırmak için kolları sıvadı. Yazılanlardan anladığımız, bu tedavilerin hiç de kısa süre sürmeyeceğidir. Bu açıdan baktığımızda, toplumsal ve psikolojik sorunlarımızın, silahlı çatışmaların sona ermesinden sonra devam edeceği kolayca anlaşılmaktadır. Tıpkı Vietnam savaşından sonra  ABD ye dönen askerlerin yaşadıkları bunalımların, tedavi görmelerine rağmen,  uzun süre toplumla uyumlu hale gelememelerinin, çevrelerinde yarattıkları uyumsuzlukların acıklı durumlarını anımsıyoruz. Çatışmalardan dönenlerin saldırganlık, ve öfke nöbetleri  yaşadığını hepimiz okumuştuk. Yetkililerimiz bunların farkında mı?

SAMİR  AMİN’İN TESPİT VE UYARILARI

Dünya’nın sosyal bilimci kimliği ile tanıdığı  Samir AMİN bir söyleşisinde,   “  ….Mısır’da 1 yıllık Mursi hükümeti döneminde de gördüler ki , Siyasal İslam ile halk mutlu olmuyor, halkın gerçek sorunlarına çare üretemiyorlar. Halkın gerçek sorunu din değil işsizlik, eğitim, sağlık vs. Bunlara saf bir şekilde oy veren insanlar da artık bunları kabul etmiyor. Bu yüzden söylemlerini değiştirmek zorunda kaldılar. Bu tam bir oportünizmdir. Asla din ile siyaseti ayırmak gibi bir niyetleri yok.   Siyasal İslamı ilerici güçler yenecek…

Kesinlikle tamamen yenilmiş olacaklar. Buna Suudi Arabistan ve Katar gibi birkaç ülke istisna olabilir. Türkiye’de de yenilmiş olacaklar. Bu yüzden AKP çok endişeli. Bu yüzden Erdoğan tüm iktidarı kendine bağlayacak bir anayasa değişikliği istiyor. Çünkü sonunun geldiğini görüyor.

Küresel kapitalizm sürdüğü sürece Batılı güçler manipülasyonlarına devam edecek ve Siyasal İslam’ın varlığını sürdürmesini isteyecek. Biliyorsunuz, küresel kapitalizm ve Siyasal İslam partnerdir. Meşruiyet sağlamak için ikisinin de birbirine ihtiyacı var. ABD ve Avrupa’daki egemen sınıfların terörizme ihtiyacı var. Çünkü terörizmin yarattığı atmosfer sayesinde politikalarını ve güçlerini meşrulaştırıyorlar.”  diyor.

Samir Amin’in bu değerlendirmesi çok uyarıcı bir tespittir. O  yazının bütününde,  Siyasal islamın tükenmekte olduğunu vurgularken, Cumhuriyetçi güçlerin bu boşluğu doldurmak için hazırlıklarını yapmalarını da söylemektedir.

Bu uyarıları, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini , ilke ve devrimlerini yeniden inceleme,  kavrama ve yeniden topluma kazandırmak için tetikleyici bir fırsat olarak kabul etmeliyiz.

HAKLILIKLARIN ARKASINA GÜÇ KOYMADAN, BAŞARI GELMEZ 

Bugün bir bölgede yaşanan sarsıntılar diğer bölgeleri ve toplumları da sarsmaktadır. Dünya büyük ölçüde birbirine bağlanarak iletişim haline geçti. Farkındalıklar arttı, etkileşim yoğunlaştı ve tepkiler de hiç beklemediğniz yerlerde ortaya çıkmaya başladı. Onun için sorunlar artık hepimizndir ve bundan kaçınmak çok zordur. Evrensel bunalım ve  emperyal politikaların beslediği  terör örgütleri yada uzantıları, kendilerini besleyen devletleri veya hedeflediklerideki ülkeleri de vuruyorlar. Bu nedenle Dünya egemenlerinin sömürücü politikalarını gözden geçirmesi zamanı gelmiş olsa da , böyle bir yaklaşım emperyal politikalardan beklenemez. Bu politikaların değiştirilmesi, mazlum ülke insanlarının haklılıklarının arkasına büyük bir gücü de koymaları ile mümkündür. Bu da birgün mutlaka gerçekleşecektir. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün ““Güneşin sabaha karşı doğduğunu nasıl görüyorsam, mazlum milletlerin de bir bir doğuşunu insanlık görecektir” dediği gibi…

14 yıl boyunca tek başına iktidarda ve Cumhurbaşkanı makamında olan bu zihniyet  ülkeyi, hedefleri ve ideolojileri  ve yanlış politikaları doğrultusunda savurmuşlardır. Hükümet ortağı  FETO terör örgütü  ile aynı menzile yürüdüklerini söyleyenler nedeniyle, 15 temmuz  kanlı darbe teşebbüsüne kadar sürüklendik.  Sözde çözüm sloganı   ve analar ağlamasın diye , PK K terör örgütünü Habur kapılarında, ayaklarına mahkemeler kurarak,  Dolmabahçe de,  Oslo daki , görüşmelerde “şehirlerde yığınak yaptığınızı biliyoruz” diyerek ,terör örgütünü güçlendirip başa bela ettiler .Halkımız, iktidarın bazı radikal İslami unsurlarla olan ilişkilerinin sonucunda, IŞİD terör örgütünün saldırıları , bombaları altında  canlarını kaybetti .Her gün yeni acı haberlerde insanlarımız canlarını kaybetmeye devam ediyor. Ekonomik kriz kapıyı  çalmak üzere.

CUMHURİYET REJİMİNİ YIKMA TEŞEBBÜSÜ

Ülkemiz  de  cumhuriyet rejimini yıkarak, Meclis’in etkisiz, vekillerin işlevsiz kalacağı, “tek adam “ düzeni  emperyal proje ve yerli bazı çevrelerce, APO , PKK  ve fiili durum yaratanlarca desteklenerek hayata geçirilmeye çalışılıyor. Denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmış, “kontrolsuz güç “ haline gelmiş tek adam rejimi  isteniyor.  Dış baskılara direnebilen Meclis yerine, baskılara daha az direnebilen tek adam sistemi öneriliyor. ( Meclis’in güçlü direnişine örnek olarak, ABD nin 2003 yılında Türkiye topraklarından Irak’a girmek ve geçici olarak Türkiye’de konuşlanması talebini, hükümet kabul ederek izin talebiyle Meclis’e getirmiştir. Ancak TBMM bu tezkereyi 1 mart 2003 tarihinde ret ederek ,ülkemizi büyük bir sıkıntıdan kurtarmış, Dünya’da ve bölgede Türkiye’nin  itibarını korumuştur.  )

Anayasa değişikliği tasarı ile Cumhuriyet ve  demokrasiden kopuş başlayacak,  bir tarihlerin Latin Amerika’sında yaşanan,  tek adam sistemleri gibi, sabaha kimin yönetime el koyacağı belli olmayan , istikrarsız, özgürlüksüz, yasakçı ve sopanın eksik olmayacağı bir “tek adam” yönetimi kurulacaktır.

Fiili durumu , anayasal hale getirmek için halk oylaması yöntemi tarihte de uygulanmıştır. Üçüncü Napolyıon  ‘da, Hitler’de yetki ve uygulamalarını meşrulaştırmak için bu yöntemlere başvurdular, ama, sonuçları felaket oldu.

EĞİTİM SİSTEMİ NİN ÜRÜNÜ ROBOT İNSANLAR  GÖREV BAŞINDA

Toplumun geleceği gençlerimiz ,uzun bir süredir sorgulamayan, muhafazakarlaşan, bilimsellikten uzaklaşan bir eğitime mahkum edildi. Biat etmiş, düşünmeden emre uyan, robotlaşmış gençlerin yetiştirildiği bir ülke olduk. Sonra da bu gençlerin, cemaatin emirlerine koşulsuz olarak uyarak, uzaktan kumandalı robotlar gibi TBMM ni bombalamalarına, halka ateş açmalarına şaşılıyor.Talimat alırlarsa, bunların Hükümete karşı  darbe teşebüsünde bulunmaları da,   kumpas davaları düzenlemeleri de, kozmik odaya girmeleri de mümkündür. Çünkü bu eğitimlerden geçenler robotlaşmıştır. Bir başka robotlaştırılmış polis, Anakara da Rus büyükelçisi Andrey Karlov’u öldürdü. Katil polisin Feto cemaatinin adamı olduğu ve verilen emri koşulsuz yerine getirdiğini en yetkili ağızlar söyledi. Türk, Rus ilişkilerini bozmak için yaptığı iddiası yaygın.  Sorun eğitim sistemindedir.  Bunların canlı bombadan farkları yoktur.  İnsandan Robot yaratan bu eğitimin, bu cemaat ve  tarikatların gençleri koşulsuz itaate zorlamalarının bedelini ülke olarak ödemek zorunda kalcağız.

Yukarda anlatılan zor koşulardan  ancak milli birlik ve beraberlikle çıkılabileceğimizi aklı başında her yurttaşımızın  .  ortak görüşüdür. Bu beraberliği bozacak bir adım olarak,  “Cumhuriyet rejiminin yıkılarak” , yerine “tek adam” rejiminin getirilmesi teşebbüsü anlaşılır ve kabul edilir gibi değildir.

OYSA DIŞTAN VE İÇTEN DAYATILAN  VEYA YANLIŞ POLİTİKALAR SONUCU MASADA OLAN

ACİL SORUNLARIMIZ VARDIR.  

Acil sorunlarımızdan bazılarını şöyle sıralıyabiliriz.

PKK terör örgütü ile mücadele,

FIRAT kalkanı operasyonu ,

FETO terör örgütü ile  mücadele,

Bölgesel işbirliğinde atılan olumlu adımlarının geliştirilmesi,

KIBRIS ve Doğu ,Akdenizde dayatmalar,

Toplumumuzda hakim olan yoğun kutuplaşmasının  tehlikeleri,

Dıştan kışkırtılan  iç savaş senaryoları,

Türkiye’nin  “Şanghay işbirliği ı” örgütü ile ilşkileri,

Yasaklar ve baskıların ölçüsüzleşmesi,

Etnik, mezhepsel ayrışmalardaki sertleşmeler,

Keskin  muhafazakarlaşmanın eğitimde, kamuda yoğunlaşması,

Liyakat yerine yandaşın önceliği,

Ekonomik kriz  belirtileri ,

Sığınmacılar konusu ve AB nin istekleri,

AB ile ilşkilerde gelinen aşama,

İfade özgürlüğü ve  İletişimdeki baskıların sona ermesi talepleri ,

Yargının bağımsızlığı ,

OHAL yönetiminin dönemini tamamlaması ve Meclis’in yeniden işlevine dönmesi,

Eğitimde muhafazakarlaşma ve Bilimsel eğitimden uzaklaşmanın yarattığı robotlaşmış gençlerin yeniden hayata kazandırılması sorunu vb.    büyük ve önemli sorunların çözümü için  milli birlik ve beraberlik ruhunun büyük katkıları olabilirdi. Bu şans hala yaratılabilir.

BU AĞIR KOŞULLARI BİR KENARA BIRAKIP, “TEK ADAM” REJİMİNİ DAYATMAK OLUR MU?

İki parti lideri, milletvekillerinin de bilgisi dışında Anayasa değişiklik paketi ile “tek adam” tasarısı hazırladılar. Üstelik bir süre sır gibi de sakladılar.

AKP milletvekilleri bilmedikleri, görmedikleri tasarıya imza attılar.

Evrensel hukukda  Anayasa, toplumsal uzlaşma olarak bilinir.

DKÖ leri, Sendikalar, işveren örgütleri, Meslek odaları,vb örgütlerin görüşleri alınarak toplumsal mutabakat sağlanması gerekmez mi?

AKP 2013 de  Anayasa yı değiştirme çalışmalarında “akil adamlar “ adı altında artistler, ikinci Cumhuriyetçiler vasıtasıyla topluma sesleniyordu. Bu kez onlar da kalmadı

TASARININ MECLİS’TEN GEÇİP HALK OYLAMASINA SUNULMASI DURUMUNDA,

 YAPABİLECEKLERİMİZİ  ŞİMDİDEN DÜŞÜNMELİYİZ.

 

SORUNLU TARAFLARIMIZ

Seçimlerde AKP nin kural tanımazlığı ve seçmene sosyal yardımlarla etkili olması,

Seçsis bilgisayar yazılımı ve uygulamaları ile ilgili sorunlar,

seçmen kütükleri  konusunda kaygılar, vb   konuların referandum öncesi siyasi partilerce yeniden ele alınarak, güven duyulabilecek bir noktaya taşınması,

(YSK dan bir yasa ile alınan, seçmen kütüklerinin iç işleri bakanlığına, Seçsis sisteminin Adalet bakanlığına bağlanmış olması başlı başına seçim güvenliğinin hükümete emanet edilmesi anlamına geldiğini hukukçular sürekli olarak söylemektedirler.  )

Siyasi partiler, anılan durumlardan doğacak sıkıntıların asgari ölçüye indirilmesi için önceden hazırlık yapmalıdırlar.

Yargının bağımsızlığı konusunda kaygılar bitmemiştir. Hala yapılabilecek şeylerin varsa yapılabilmelidir.

GÜÇLÜ TARAFLARIMIZ

Akp  üyesi ve seçmeni artık bir bütün değildir.

Sağda parti yokluğundan bugüne kadar AKP ye oy veren sağ seçmen  bu kez Cumhuriyete sahip çıkabilir.

FETO cemaati ve ilişkili kesimler karşı oy kullanabilir.

Güneydoğu da  bir kesim, işlerini kaybettiği için karşı oy kullanabilir,

HDP konusunda bir şey söyleyemeyiz.

MHP nin  blok halinde hareket etmeyeceğini düşünebiliriz. En azından  Kongre ye gitmek isteyen gruplar, “tek adam” sistemine karşı çıkabilir.

Meclis’te kalmayan eski sağ  partilerin bazı seçmenleri MHP ye oy vermektedir. Bu kesimin halk oylamasında  “hayır” deme olasılığı vardır.

Bazı MHP seçmeni  Yunanistan’ın Ege ‘de 18 adaya  el koymasını içine sindirememiştir. Olanlar “hayır” diyebilir.

MHP li bir kesim, “Türk milleti “ tanımını yok sayanları,  , “TC” yazısını bankalardan ve Kamu kuruluşlarından kaldıranları, “ her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alıyoruz” diyen zihniyeti  tanımışlardır. Buna göre hareket edeceklerdir.

DİKKAT EDECEĞİMİZ HUSUSLAR

Halk oylamasnını bir kişiyi seçmekten öte, Türkiye’nin bundan sonraki gelecek yönetim şeklini belirleyeceği vurgusunu öne çıkarabiliriz.

Halk oylaması kişilere indirgenmemelidir.

Şahsileşirse, AKP çatısı istemeyerek de olsa, sisteme değil, şahısa yönelir.

Kampanyalarda taraftarlaşmayı, bloklaşmayı değil, ikna ile “ Cumhuriyet “ve gelecek  vurgusunda birleştirmeyi önemli buluyoruz.

Seçmeni sandığa götürenin önemli avantaj elde edeceğini düşünmeliyiz. (Halk oylamalarında katılım oranı genel seçimlere göre düşük olmaktadır. Cumhuriyetçi kesimin  çeşitli nedenlerle sandığa gitmede tereddüt yaşadığını gördük. Ama bu kez “Cumhuriyet rejiminin “yıkılmasına izin vermemek için sandığa gideceklerini düşünüyoruz ve bu durumda olanları teşvik etmeliyiz.

TEK ADAM GELİRSE, EŞİK ATLANMIŞ OLACAK VE DİĞER HAMLELER SIRAYA GİRECEK

Artık serbestçe, tek adam ,tek ses, tek düşünce , tek yol gelecek.

Yönetimin seçim sistemini  değiştirerek daraltılmış  bölge seçim sisteminin gündeme gelebileceği yazılıyor,

Yönetimin Meclis te daha etkili olmak için, iç tüzük değişikliklilerine gidecekleri ,

Medya da muhalif görüşlerin  daha da sınırlaması,

Yeni yasaklar, acımasız ekonomik reçeteler gelecek.

YAPACAKLARIMIZ İÇİN BAZI YAKLAŞIM ÖRNEKLERİ

Hep cumhuriyet ve gelecek vurgusu yaparak, kısa vadeli düşünülmemesini sağlamalıyız.

Olumlu örnekler bulmalıyız. “Güzel günler göreceğiz” vb  özlemleri öne çıkabiliriz.

Kişiler değil “sistem” vurgusu, “cumhuriyet rejiminin yıkılması “ olduğu  öne çıkabilir

Ekonomik durum ve acı reçete vurgusu önemli,

Gezi nin armağanı olan, propoganda da mizah yöntemini kullanılmalıyız

Kısa  ve dile dolanan şarkılar, vidyolar  oluşturmalıyız

Sloganlarımız kısa , olumlu ve iknaya çalışan hava taşımalı,

Pozitif düşünmeli, konuşmalı ve davranmalıyız.

Birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi  vb  vurgular öne çıkabilir

Halk oylaması sürecinde  hep olumlu düşünmeli ve olumlu hamleler yapmalı, olumlu sloganlar üretmeliyiz.

Mücadelede artık tüm örgütleri bir program dahilinde toplayan bir  “Cumhuriyetçi Platform “ oluşturmalıdır.  partiler, DKÖ ler, sendikalar, meslek odaları en geniş çapta örgütlenme sağlanabilmelidir.

Toplumun beklentisi olan örgütler ve kadrolar  bu tür mücadelelerden çıkacaktır.

Kurulan yapı geleceğin örgütlenmesi olarak da görülmeli ve halk oylamasından sonra da önemli görevler üslenebilecek şekilde, bir mücadele arkadaşlığının ilk adımları olarak görülmelidir.

 

 

 

LÜTFEN ,

KAZANDIĞIMIZI DÜŞÜNÜN BİR AN …

 

GÖZLERİNİZİ KAPATIP,

KAZANDIĞIMIZI BİR AN OLSUN, DÜŞÜNÜN LÜTFEN…

 

BİR KEZ DE AYKIRI DÜŞÜNÜN ,

DÜŞÜNÜN NELER OLUR?

 

BU CANIM MEMLEKETİMİZDE ,

ACILARLA YOĞRULANLARIN,

NE DOSTLUKLAR, NE KARDEŞLİKLER,

NE GÜZELLİKLER, NE SEVİNÇLER,

NE GÜLER YÜZLÜ GÜNLER YAŞAYACAĞINI

 

BİR KEZ  OLSUN DÜŞÜNÜN LÜTFEN…

 

YAŞASIN CUMHURİYET.

 

B.Safa Yenice