AYDIN ESEN: ÜLKENİN VE EKONOMİNİN FRENİ TUTMUYOR ARTIK

1-Genel Durum ve Gidiş:

AKP’nin 14 yıldır süren tek parti  iktidarının sosyal, ekonomik ve siyasal alanda, fıtratından kaynaklanan sığ dünya görüşü sonucu ortaya çıkan yetersiz ve beceriksiz politikaları ülkemizi  “yozlaşma”, “yoksullaşma” ve “yalnızlaşma”  sorunları ile karşı karşıya bırakmıştır.

Cumhuriyetimizin yurt ve dünya gerçekleriyle uyumlu kurucu değerlerine dayanan  kalkınma ve gelişme sürecinde önemli mesafeler kazanan Türkiye’mizde, 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı kırılma süreci ve arkasından gelen AKP iktidarı döneminde,

-Ulus anlayışı yerini  etnik ve dini cemaatlerin öne çıktığı bir yapıya,

-Üretim ve ihracata dayalı bir ekonomi yerini  ithalat ve tüketime öncelik veren bir yapıya,

-Şehirlerimizin ve doğal kaynaklarımızın korunması yerine rant hırsının öne çıktığı uygulamalara,

-Herkese eşit  eğitim ve sağlık yerine parası olanların erişebildiği politikalara,

-Tam bağımsız bir ülke olmak yerini  büyük  emperyal  güçlerin “bölge sorumlusu” olmakla övünen bir işbirlikçiliğe ve bunun sonucunda denge unsuru olarak sözü dinlenen bir ülke olmaktan, adeta itilip kakılan bir ülke olmaya,

-Komşularıyla iyi geçinen bir ülke yerini  komşularıyla kavgalı bir ülkeye,

-Çağdaş yaşam değerlerinin çıpası olan AB’den uzaklaşıp otokrat yönetimlerin olduğu doğu ülkelerine yakınlaşmaya,

-2000’li yılların başında sona erdirilmiş olan terörün yeniden hortlamasına cevaz veren bir siyasetle  ülkemizde çok sayıda terör örgütünün  adeta cirit attığı bir ortam yaratılmasına,

-Herkese eşit adalet ve fırsat eşitliği yerini  “yandaş adalet” ve “yakınlara öncelik” uygulamasına,

-Ülke yönetiminde milli iradenin uygulanmasında güçler dengesinin yerini  her  türlü uygulama erkinin tek adama teslimiyete

evrilen  bir anlayışın giderek derinleştiğini görüyoruz. Devleti devlet, ulusu ulus yapan tüm değerlerin “balyoz”landığı buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkündür.

7 Haziran seçim sonuçlarından paniğe kapılan,  politik ayak oyunları  ve “terör” korkusunu öne çıkararak kendi  lehine aldığı sonuçla  iktidarı elinde tutmaya devam eden AKP,  pek çok sorunun henüz cevaplanamadığı  darbe girişiminden sonra  OHAL uygulaması ile kendi  düşlediği  düzeni kurmak  amacıyla  “gaza daha hızlı basmak” için ortamın uygun olduğu sanısına kapılmıştır.

“Tek adam”ın kontrolundaki AKP hükümetleri dönemindeki beceriksizliklerin hesabını vermekten kaçabilmek için ülkenin gündemi halkın öncelikleri yerine “tek adam”ın başkanlığı tartışmaları ile işgal edilmektedir.

Uluslararası  konjonktürü izleyip zamanında gerekli önlemleri alamayan, üstelik ülke içinde giderek daha da hayati önem taşıyan konular yerine iktidarlarını pekiştirmeye yönelik yapay gündem maddelerini öne çıkaran yönetim anlayışının ülkeyi getirdiği durum budur.

 

2-Ekonomi:

Bu sürecin sonunda, içinde bulunduğumuz günlerde ülkemiz ekonomik  bir fırtınanın  acıtan etkilerini hissetmeye başlamıştır. Bunlardan bazılarına kısaca değinelim:

a-Her türlü istatistik oyunlarına rağmen işsizlik  %11.3’ e yükselmiştir. Genç işsizlerde bu oran %20’nin üzerindedir. Toplam gerçek işsizlik ise %30’lara yaklaşmaktadır.

b-Açlık sınırının 1500,-TL’na, yoksulluk sınırının 4.500,- TL’na dayandığı ülkemizde asgari ücretin 1.300,- TL olması yürek sızlatmaktadır.

c- AKP ekonomiyi dolarize etmiştir. “Borç alınabildiği sürece sorun yaratmayan” bu uygulamanın sonuna gelinmiştir. Dış borç toplamı 421 milyar dolar. Kur 50 kuruş artarsa borcumuz TL olarak 200 milyar TL artıyor. Dış borcun GSMH’ya oranı %60.

Reel sektörün net döviz pozisyon açığı 211 milyar dolar.

Dış borcu 170 milyar dolar olan bankaların döviz pozisyon açığı 9 milyar dolar. Bankaların döviz dengesi reel sektöre verdiği kredilerin zamanında ödenmesine bağlı, bu konuda bir aksama ciddi sıkıntılar yaratabilir

d-Türk ekonomisinin ve girişimcilerinin yönlerini belirlemede ölçü olarak aldıkları “dolar” aldı başını gidiyor.  Türk Lirası, sadece Ekim 2016 ayından 14 Aralık 2016 tarihine kadar %16  oranında değer kaybetmiştir.

Ülke içi ekonomik göstergeler, dış politikadaki çıkmaz, ABD FED faiz arttırma eğilimleri ve uluslararası konjonktür açıkça görülebildiği halde TC Merkez Bankasının  7 kez üst üste faiz indirimine gitmesi “bünyeyi soğuğa karşı korumasız bırakan” bir uygulama olmuştur.

e- Ekonomi 7 yıldan bu yana ilk kez küçüldü; oranı:  -%1.8.

f- Dış ticaret hacmi 2015 yılında toplam %27 daralmıştır. Ocak-Ekim karşılaştırmasında 2015’te daralma %22.2, 2016’da %12.5 oranında olmuştur.

g-Artan döviz kurları, ithalata dayalı tüketim ve büyüme döneminin sürdürülmesini imkansız kılacaktır. Mevcut yönetimin yeni bir senaryosu ise görünmemektedir. Gelecek için öne sürülen hikaye gerici-baskıcı bir yönetimin ülkeyi düze çıkaracağı üzerine kurulu.

h-Alınmaya çalışılan önlemler hala olayın ciddiyetinin yeterince anlaşılmadığını veya “Başkanlık” çalışmalarına zarar verebileceği düşüncesiyle ciddi önlemlerin öne çıkarılmadığını akla getirmektedir. Yetkililerce, üstümüze gelen dalganın büyüklüğünü karşılayamayacak nitelikte,  yapılanlar  ve önerilenler şunlardır:

-TC Merkez Bankası, zaten yanlış bir uygulama olan TL mevduatlar için aldığı  MMK (mevduat munzam karşılıkları) ile ROK  (rezerv opsiyon katsayısı) yoluyla piyasaya döviz vermeyi amaçlamıştır.

-Hiçbir koşul aranmadan,  büyük kolaylıklar sağlanarak yurt dışından kara para dahil her türlü paranın gelmesini amaçlayan yılsonunda süresi bitecek olan Varlık Barışı uygulamasının 6 ay daha uzatılması gündeme gelmiştir.

-Demeçlerle faizler  indirilmeye çalışılmaktadır. Kamu bankalarının mevduat faizlerine üst sınır getirilmesi yetkililerce ifade edilmiştir.

-Halkın (varsa) ellerindeki dövizlerini satmaları ve işlemleri TL ile yapmaları tavsiye edilmeye başlanmıştır.

-Dış ticarette milli paraların kullanılması gündeme getirilmiştir.

-Benzin ve ÖTV (özel tüketim vergisi) zamları ile genel bütçenin gelir ayağı güçlendirilmeye çalışılmaktadır.

-Milli gelir yeniden yeni bir yöntemle hesaplanarak azalma örtülenmeye çalışılmaktadır. Buna rağmen rakamlar 2008 düzeyine inmiştir.

-Döviz kredisi kullanımına sınırlama getirilmesi  konuşulmaktadır.

-Kur farkından doğan zararların telafisi gündeme getirilmiştir.

-Türkiye Varlık Fonu, Kıdem Tazminat Fonu ve BES birikimlerinin yatırımlara kaynak olması  tartışılmaya başlanmıştır.

3-Sonuç:

Devlet yönetimi ciddi iştir; geniş bir vizyon, derin bir algı, geleceği  bugünden  görerek hazırlayacak basiret, olayları yönlendirebilecek bilgi ve tecrübe ister.

Yönetimdeki  beceri ve yetenek  yetersizliği  defalarca ispatlanmış kişiler,  heba ettikleri potansiyelin yarattığı kuyuya düşeceklerdir; heba edilen potansiyelin  ve fırsatların hesabını ödeme zamanı gelmiş görünmektedir. Ne yazık ki, bu hesabı  sadece bu gidişin sorumluları değil hep birlikte ödeyeceğiz.

Bu noktada , etkin bir hukuk düzeni içinde ve özgür bir ortamda üretim, ihracat ve hakça paylaşıma öncelik veren  yapısal tedbirleri kapsayan yeni  bir büyüme ve kalkınma senaryosunun yazılmasında  bilinçli ve uyanık evlatlarına büyük görevler düşmektedir.

 

20.12.2016/AE