3. Bölüm

Adapazarı dolaylarında kışkırtmalar
Efendiler, daha Amasya’da iken karşılaştığımız durum, yalnız, Şeyh Recep olayı ile kalmadı. Adapazarı dolaylarında da buna benzer bir olay görüldü. Müsaade ederseniz onu da kısaca bilginize sunayım:
Adapazarı ilçesinin Akyazı taraflarında türeyen Talustan Bey, İstanbul’dan para ve direktifle gelerek, süvari olacaklara 30, piyade yazılacaklara 15 lira vaadeden Bekir Bey ve Sapanca’nın Avşar köyünden Beslân adında bir tahsildar birleşiyorlar. Bu adamlar başlarına topladıkları atlı, yaya birtakım kimselerle Adapazarı kasabasını basmaya karar veriyorlar. Tahir Bey adındaki Adapazarı kaymakamı bunu haber alıyor.

 

Tahir Bey, İzmit’ten gönderilen bir binbaşı ile kendi topladığı yirmi beş kadar atlıyı alarak, kasabayı basmaya gelenlere karşı hareket ediyor.
Lâtife denilen bir köyde karşılaşıyorlar. Bu başıbozuk gruba hareketlerinin sebebi sorulmuş… Verdikleri cevap şuymuş: «Padişah Hazretleri’nin hayatta ve yüce hilâfet makamlarında olup olmadığını öğrenmek için Adapazarı’na makine başına gelmek istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa’yı, Padişah yerine koyamayız…»

 

Tahir Bey’in makina başında, İzmit Mutasarrıfı’na verdiği bilgide, «adı geçenlerin İstanbul’da önemli kimselerle ilişkide olduğunu ve hattâ Padişah’ın da bu hareketlerinden haberli bulunduğunu söyledikleri» kaydediliyordu.

 

Resmî olarak verilen bilgide: «Bekir’in, orada toplanan kimselere, bu iş için İstanbul’da bir hafta süre koydular, beş gün geçti. İki günümüz kaldı. İşi çabucak bitirelim» dediği de bildiriliyordu (Belge: 162).
İzmit’teki Tümen Komutanı, Adapazarı üzerine bir müfreze gönderecekti. Ali Fuat Paşa da, Düzce üzerine bir miktar kuvvet sevk edecekti.

 

23 Ekim tarihinde, İzmit’teki Tümen Komutanı’na, Bekir’in İtilâf ve Hürriyet’çilerle yabancı düşmanlar tarafından gönderildiği ve bozguncu hareketlerinin önlenmesi gerektiği bildirildi.

 

Adapazarı kaymakamı Tahir Bey’e de, 23 Ekimde doğrudan doğruya, «Bekir ve arkadaşları için uygulanacak sert ve sür’atli tedbirlerde asla gevşek davranılmamasını, zararlarının önlenmesini ve sonucun bildirilmesini» emrettim (Belge: 163).

 

Efendiler, 23 Ekim tarihli bir şifre ile, Bekir ve yardakçılarının, yaptıkları işler ve kimlikleri hakkında elde ettiğimiz bilgileri, Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’ya bildirdik ve «Saltanat Hükûmeti’nce bu gibi bozguncu eylem ve hareketlere karşı, zamanında etkin tedbirler alındığı ve konu millî teşkilâta dokunduğu takdirde, en şiddetli tedbirlere başvurmak zorunda kalacağımızı arz ederiz» dedik (Belge: 164).

 

İzmit’ten giden ve olay yerinde takviye edilen millî ve askerî bir müfreze, «pek çok sayıda toplanmış ve toplanmakta olan fesatçıları dağıtmış, tahsildar Beslân ve kardeşi Hasan Çavuş’u ele geçirmiş, asıl özel direktif ve para ile bir hafta önce İstanbul’dan gelmiş olan Bekir, kaçmış.» Bu Bekir, subaylıktan kovulma ve Manyaslıdır (Belge: 165, 166).

 

Bundan sonra vermeye mecbur olduğumuz emirlerle, İzmit’te kışkırtıcı ve tertipçi olanlardan, İngiliz İbrahim diye tanınan biri ve diğer birtakımları hakkında kovuşturma başladı (Belge: 167, 168).

 

«Bekir’in, olay yerinde alınan tedbirler sonunda teşebbüsünün boşa çıktığını ve kaçtığını, ancak, İstanbul’a dönerek, orada yeniden mel’unca teşebbüslerde bulunmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, hakkında özel kovuşturma yapılmasını» Amasya’dan 26 Ekim 1919 tarihinde Harbiye Nâzırı Cemal Paşa’ya yazdım (Belge: 169).

 

27 Ekim 1919 tarihinde Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey’den gelen telgrafta: «Bekir’in emrinde iki subay, kırk silâhlı adam olduğu halde Abaza köylerinde halkı, bugünkü hükûmet adına, Millî Mücadele aleyhine kışkırtarak birçok para sarfettiği ve Nezaret’e yazdığı yazılarının kabul edilmediği» bildiriliyordu (Belge: 170).

 

Efendiler, bu gibi konularda, hükûmeti uyarma ve görevini yapmaya davetten ibaret olan müracaatlarımız, elbette, hükûmetin işine karışma gibi sayılmaz, inancındayım.

 

İstanbul’da hükûmetin gözü önünde tertiplenen, içteki ve dıştaki düşmanların Padişah’ın bilgi ve rızası ile olduğuna şüphe etmediğimiz teşebbüslerinin, fiilen başarıya ulaşacağı dakikaya kadar beklemek ve «elbette hükûmet tedbir alır, engel olur» diyerek safça bir boyun eğmeye kapılmak yerinde olamazdı.

 

Efendiler, Amasya’da görüşmelere başladığımız 20 Ekim günü, alınan bilgilerin özeti şuydu: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilâf Partisi, Askerî Nigehban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok kurdular. Bu blokla, Ali Kemal ve Sait Molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli olarak Kuva-yı Milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar.

 

Rum ve Ermeni patrikleri, Kuva-yı Milliye aleyhine İtilâf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son Millî Mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilân etti.

 

İdam edilmiş bulunan Kâzım’ın kardeşi Hikmet adında biri, İstanbul’dan aldığı direktifle Adapazarı çevresinde başına birtakım silâhlı adamlar toplamaya başladı. Bu Hikmet’in adına önemli bir belgede de rastlayacağız. Adapazarı yakınlarında, Değirmendere’de de para ile adam toplanmaya başlandı.

 

Çete halinde toplananların, Geyve hükûmet binasını basmaya karar verdikleri haber alındı Karacabey’de de buna benzer ufak tefek hareketler görüldü. Bursa’da, Gümülcüneli İsmail’in topladığı çetelerin, Kuva-yı Milliye aleyhindeki hareketleri duyulmaya başladı, Nigehbancılardan tutuklu bulunanların hepsi bir günde hapisten çıkarıldı.

 

Düşmanlar tarafından Kuva-yı Milliye aleyhine kurulan çetelerin çatışmaya geçmeleri, karşı blokun açıktan açığa hareketi, İstanbul polis müdürünün aleyhte faaliyeti, Ali Rıza Paşa Kabinesi’nde bizim aleyhimizde nazırların bulunması, bazı teşkilât merkezlerimizi, özellikle İstanbul merkezimizi ümitsizliğe düşürmeye başlamıştı (Belge: 171, 172).

 

Hükûmetin, bir maksat ve karar sahibi olduğunu gösterecek hiçbir harekette bulunamaması ve yalnız Dahiliye Nâzırı Şerif Paşa’nın olumsuz ve aralıksız faaliyetini doğru bulan davranışı, gerçekten düşünülecek ve endişe edilecek bir durumu sergiliyordu.