2017 Yılının Değerlendirilmesi, 2018 için Öneri Yazıları: Mahmut ADEM

EĞİTİMDE  2017

Mahmut ADEM [1]

            Ulusal, bilimsel, laik, karma ve uygulamalı eğitim- ki bunlar Atatürk’ün eğitim ilkeleridir- son 15 yıldan beri olduğu gibi, 2017 yılında da düzeltilmesi güç derin  yaralar almıştır.

Önce kadrolu-sözleşmeli biçiminde ayrıştırarak eğitimin mimarları olan öğretmenleri itibarsızlaştırmak  için  büyük bir eyleme girişilmiştir. Bu, aynı zamanda AKP iktidarının yandaş oluşturma girişimidir. Sözleşmeli öğretmen olarak atanacaklar, her ilde önce “mülakata” alınmaktadırlar. Mülakat komisyonları, hemen tümüyle dinci-şeriatçı-gericilerden oluşan il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinde görevli şube müdürü vb yöneticilerle din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinden oluşturulmaktadır. Böylece oluşturulan komisyon üyelerinin soracakları sorularla  sözleşmeli öğretmen adaylarının bilgileri değil, çoğunlukla siyasal görüşleri,  düşünceleri öğrenilmek istenmektedir. Burada  öğretmen adayının, Kur’an kursu ve imam-hatip lisesi çıkışlı olup olmadığı sorgulanmakta, ayrıca “türbanlı”/“peçeli” olup olmadığına bakılmaktadır. Benzer çalışmalar, kadrolu öğretmen atamalarından önce yapılan mülakatlar için de yapılmaktadır. Böylece atanmış olan öğretmen, dinen namaz kılma zorunluluğu bulunmayan 6-12 yaşlarındaki  ilkokul ve orta okul öğrencilerine sınıfta namaz kıldırmakta, okulun spor salonunu bile camiye çevirmektedir. Eğitimi gericileştirme eylemlerine binlerce örnek verilebilir. Böylece ulusal-bilimsel-laik-karma eğitim hemen tümüyle “imam-hatipleştirilmiştir”. Bugün  “hafız”, “imam” yetiştiren bir eğitim   süreci ile karşı karşıya bulunmaktadır benim güzel ülkem.

Öğretmenler örgütlenme açısından da ayrıştırılmıştır. Eğitim- Bir- Sen vb sendikalar, iktidara yandaş  sendikalar, Milli Eğitim Bakanlığı örgütünde ayrıcalıklılar, her istedikleri yerine getirilmektedir. Bu sendikanın son isteği de, kız ve erkek okullarının ayrılmasıdır. Oysa Atatürk, eğitimi çağdaş uygarlığa  ulaşmanın ve geçmenin  ilk basamağı olarak görüyor, bu nedenle  Kurtuluş Savaşı sırasında, savaştan sonraki ilk önceliği eğitime veriyordu. Bu nedenle Cumhuriyetin ilanından sonra ilk devrim yasası olarak Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) yasası kabul edilmiştir (3.3.1924).

Büyük önder Atatürk şöyle diyor: ”…En mühim, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür, müstakil (bağımsız), şanlı, yüksek bir cemiyet halinde yaşatır ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder”.

Atatürk, hemen tüm yurt gezilerinde öğretmenlere  hitabetmiş, her fırsatta onları  yüceltmiştir. İşte o konuşmalarından biri: Muallimler, bu memleketin eli kalem tutan her insanı üzerinde hak sahibi olan insanlardır. Dünyanın her tarafında muallimler cemiyeti, beşeriyetin en fedakâr, en muhterem unsurlarıdır. Kurtuluş Savaşının sonlandığı günlerde Başkomutan Mustafa Kemal Kütahya’da öğretmenlere şöyle sesleniyor: “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla sağlanabilir. İrfan ordusunun kıymeti de siz öğretmenlerin kıymeti ile ölçülecektir”[2].

“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan…sizlersiniz” (27.10.1922, Bursa).

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir. Muallimden, mürebbiden (eğitimci) mahrum bir millet, henüz millet namını almak yeteneğini kazanmamıştır. Ona alelade bir kitle denir, millet denmez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka mürebbilere, muallimlere muhtaçtır. Onlardır ki, bir sosyal topluluğu hakiki millet haline koyarlar” . Mustafa Kemal, öğretmenlere cehaletle ve bağnazlıkla mücadele görevi de verir ( TBMM, 1.11. 1924).

Bugün öğrencilere “İslam Yemini” ettiren öğretmen asla cumhuriyetin öğretmeni olamaz.  Bu yemin şöyle: “Aleyküm selam. Bu ne güzel kelam. Yaşasın İslam…” Bu öğretmenler mi yobazlıkla mücadele edecek?

Öte yandan 2017 yılı yeni ders kitaplarından Atatürk ve devrimler büyük ölçüde çıkarılmış buna karşılık “cihat” değerler eğitimi konusu olmuştur. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı, anayasa ve yasalarla kendine verilmiş görevleri, tarikat/cemaat vakıflarına bir tür devretmiştir. Böylece Milli Eğitimin adı Din Eğitimi Bakanlığına dönüştürülmüştür.

1926 tarihli Maarif Teşkilatına Dair Kanunla, Talim ve Terbiye,  bilim ve uzmanlar kurulu olarak kurulmuştur. Hatta o zamanki Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, Talim ve Terbiye Kuruluna özerklik vermeyi planlamış ama ömrü buna yetmemiştir. Bugün bu kurul yandaş üyelerden oluşturulmasına karşın, danışılmayan danışma organına dönüştürülmüştür. AKP Genel Başkanı/Cumhurbaşkanı TEOG sınavı kaldırılsın diyor, üç gün geçmeden Milli Eğitim Bakanı “bu sınav kaldırılmıştır” diyor. Yine AKP Genel Başkanı/Cumhurbaşkanı, üniversiteye giriş sınavı tek olacak diyor, YÖK konuya çözüm aramaya başlıyor. AKP Genel Bakanı/Cumhurbaşkanı dış politikadan milli savunmaya, eğitimden maliyeye vb  her konuyu biliyorsa, bakanlara ne gerek var?  94 yıllık cumhuriyet tarihinde ulusal eğitim, hiçbir dönemde, son 15 yılda olduğu denli “yaz-boz” tahtası  yapılmamıştır.

Başa dönülürse bugün eğitim ulusal mı?  Atatürk’e göre “   Bir ulusun gerilemesi de yükselmesi de eğitimin ulusal olup olmaması ile ilgilidir”. Atatürk 1924’te Samsun’da öğretmenlere şöyle sesleniyor: “…Efendiler! Yeryüzünde üç yüz milyonu aşkın Müslüman vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle eğitim ve terbiye almaktadırlar. Ancak üzülerek söylüyorum, işin gerçek olan yanı şudur ki, bütün bu milyonlarca insan şunun ya da bunun kölesi durumundadır. Aldıkları dini eğitim onlara bu kölelik zincirlerini kırabilecek insanlık değerlerini vermemiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin hedefi, milli bir eğitim değildir. 93 yıl sonra eğitimi “dinselleştirenlere” duyurulur.

Eğitim bilimsel mi?  Bilimsellik, Atatürk’te bir yaşam biçimidir. “Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır”.  “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir”. Pek çok derste dogmaların öğretildiği eğitim bilimsel olur mu?

Eğitim laik mi? Hemen tümüyle “imam-hatipleştirilen”- “medreseleştirilen” okullarda eğitim laik olur mu? Bir yanda “Mahalle Mekteplerinin” aynısı resmi-cemaat/tarikat Kuran kursları, öte yanda 1924 yılında  kapatılan medreselerle aynı programı uygulayan imam-hatip okullarında şeriat eğitimi veriliyorsa, bu eğitim laik olur mu? Anayasada laik hukuk devleti deniyorsa da, Türkiye Cumhuriyeti laik mi? Bugün ne Türkiye Cumhuriyeti laik, ne eğitim? Laik eğitim, dinden emir almayan, dinsel değil, dünyevi olan eğitimdir. Atatürk laikliği şöyle tanımlıyor: “laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir”.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar ilmin muasır medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telakkisi vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin muasır terakkisinde başlıca muvaffakiyet amili görür”[i].

Eğitim karma mı? Kuran kursları ve imam-hatip okullarında “haremlik-selamlık” uygulanıyorsa, diğer okullarda da, kimi yöneticiler kız ve erkek öğrencileri ayrı oturtuyorlarsa  eğitim karma olur mu?

Eğitim uygulamalı mı? Uygulamalı  eğitime en güzel örnek Köy Enstitülerinde verilen eğitimdi. Bugünkü eğitim, sınavlarda test çözmeye yönelik tümüyle ezberci bir eğitimdir.

Sonuç

Ulusal, bilimsel, laik, karma ve uygulamalı eğitim son 15 yılda çökertilmiştir. Bu nedenle 2018 ve 2019 yıllarında durumun daha da kötüye gideceğinden derin  kaygı duyuyorum. Okullara “haremlik-selamlık” genelleştirilebilir.

Mısır’daki yoğun şeriat eğitimi verilen, “Müslüman Kardeşlerin” eğitim gördüğü  El-Ezher  Medresesi İstanbul’da açılabilir. Bir ara önceki Diyanet İşleri Başkanının bu  medreseye rektör olmak için görevinden ayrıldığı söylenmişti. Bunun yanı sıra kimi üniversitelerde Arapça öğretime geçilebilir. Üniversiteye girişte imam-hatip mezunlarına  ayrıcalık  tanınabilir…

[1]  Prof. Dr. Ankara Ü. Eğitim Bilimleri F.’den emekli.

[2]  Kütahya’da Öğretmenlere Seslenişi, 24.03.1923.

[i] Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımirevi, 1988, s:56.

Top